Türkiye’nin yumuşak karnıdır enerji. Doğrudur, “Kalkınmayı nasıl gerçekleştireceksiniz enerji olmadan?”, “Rüzgar, güneş, nükleer türlü yan etkiler yaratıyor diye vaz mı geçelim?” Doğrudur, süratli kalkınma, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına katılması, yeni iş imkanları açılması, medeniyetin enerjiyle işleyen nimetlerinden yararlanılması için olmazsa olmazdır. Önümüzdeki 20 yıllık dönemde tüketim merkezlerinden gelen talepleri karşılayabilmesi için ülkemizin mevcut elektrik üretim kapasitesini yüzde 100 artırması gerektiği de doğrudur. Petrol, doğalgaz, kömür, nükleerde göbeğimizden dışa bağımlı olduğumuz, yenilenebilir teknolojide her yıl 50 milyar dolar ithal faturası ödediğimiz de doğrudur. Enerji güvenliğimizi sağlayabilmek, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden kaçınabilmek ve uluslararası rekabet gücümüzü artırabilmek için rüzgar, güneş, jeotermal, hidroelektrik kaynaklarına daha fazla yönelmemiz gerektiği de gerçektir. Nükleer enerjiye ihtiyacımız olduğu da…

GELECEK PLANLARI
Hükümet, 2023’e kadar dış kaynaklara olan bağımlılığımızı azaltacak şekilde, iç kaynaklardan azami ölçüde yararlanmayı, elektrik üretiminin yüzde 30’unun (yaklaşık 20GW) yenilenebilir kaynaklardan temin edilmesini hedefleyen bir yaklaşım benimsedi. Buna kimse itiraz etmiyor, etmemeli de. Gerçekten de Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği açısından birçok ülkeye kıyasla son derece elverişli bir konumda. Zengin, değerlendirilmeyi bekleyen hidrolikenerji, biyokütle, rüzgâr, biyogaz, jeotermik ve güneş enerjimiz var. Dünyanın en hızlı büyüyen yenilenebilir enerji kaynağı rüzgar. ABD’de kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi 60 GW civarında; her bir GW yaklaşık 240 bin-400 bin civarı eve elektrik sağlıyor. Dünya çapında bakıldığında Avrupa, bu sektörde 117 GW ile dünya lideri. Çin, her yıl 10 GW rüzgar kapasitesi ekliyor. Küresel rüzgar enerjisi kapasitesi bu hızla artarsa, öyle görünüyor ki şimdiki 318 GW’dan 2020’ye kadar 760 GW’a fırlayarak ikiye katlanmış olacak.

RÜZGAR YETERİNCE MASUM MU?
Ülkemizde rüzgardan elektrik üretimi nispeten yakın geçmişte başladı, muazzam bir süratte ilerliyor. Rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji kaynakları arasında Türkiye’de gelişmeye en açık olanı 48 GW’lik (38 GW kara ve 10 GW deniz) rüzgar potansiyeliyle birçok Avrupa ülkesinden daha yüksek bir potansiyele sahip olmasına rağmen rüzgar kurulu gücümüz bu ülkelerin çok gerisinde. Temiz enerji kaynakları her zaman öyle anlatıldığı gibi ekolojik değildir. Onlara gözlerimiz, kulaklarımız kapalı tapınmanın anlamı yok. Başlangıçtan akıllı, doğa ve insan odaklı bir yaklaşım benimsenmeli. Yüksek gerilim hatlarından kaynaklanan mahzurların rüzgar gülleri için de geçerli olduğuna dair araştırma sonuçları var, modern rüzgar türbinleri eski tasarımlara kıyasla çok daha az gürültü yaratsa da. Gürültü, daha doğrusu uğultu, sessiz çalıştığı söylenenler için dahi rahatsız edici. Bu birkaç değil 10 kilometreden daha fazla uzaklığa ulaşabiliyor rüzgarın yönüne bağlı olarak. Bu itibarla rüzgar çiftliklerinin genellikle insan yerleşimlerinden olabildiğince uzakta kurulması gerekiyor. Bazı insanlar rüzgar türbinlerinin aslında hoş göründüğüne inanmakla beraber çoğunluk bu konuda ters yönde düşünüyor. Rüzgar çiftliklerinin yarattığı hava akımı hemen yakınındaki bölgelerde hava durumunu etkiliyor.

YEŞİL ENERJİDE DOĞRU SEÇİMLER YAPILMALI
Bu saydığımız olumsuz etkilerden hareketle rüzgar enerjisinin istenmediği gibi bir sonuç çıkarılmamalı. Elbette gerekli, elbette diğer enerji kaynaklarına kıyasla daha temiz ve çevre dostu. Önemli olan, ne pahasına olursa olsun rüzgar türbinini yerleştirip elektriği üretmektense doğal habitata, çevreye, insanların görüntü ve gürültü kirliliğinden, sağlık sorunlarından muzdarip olmalarına yol açmadan, özellikle de turistik ve tarihi yörelerden mümkün olduğunca uzakta inşa edilmelerini temel politika tercihi olarak benimsemek gerekiyor. Projelere sadece ticari pencereden bakmayalım. Yerel toplulukların desteğini almayan, hizmet edeceği insanların hassasiyetlerini dikkate almayan projeler başarılı olamaz orta ve uzun vadede. Sonuçta, unutmayalım ki enerji dahil her şey insan için. İnsanlara “Biz sizi sizden daha iyi düşünürüz demeyin” isterseniz. Lütfen yeniden gözden geçirin rüzgar güllerinin, güneş enerjisi, hidroelektrik projelerinin yer seçimini, çevre ve toplumsal etkisini. Ve ileride onarılması mümkün olmayan hatalar yapmayalım enerjiyi yeşillendireceğiz derken. Hukuka uyalım. Vur deyince öldürmeyelim.

Önceki İçerikBrainPark, yeşil enerji projelerine destek verecek
Sonraki İçerikHer 3 kişiden 1’i ‘Yeşil Nokta’ya bakıyor
Mehmet Öğütçü
1983'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitiren Mehmet Öğütçü, London School of Economics (LSE)'den Uluslararası Ekonomi üzerine yüksek lisans derecesi aldı. Bruges'deki College d'Europe'da Avrupa Yönetimi alanında master da yapan Öğütçü, halen zaman zaman LSE, Reading University, Dundee University ve Harvard'ta “Enerji Jeopolitiği”, “Rekabet Gücü”, “Su-Gida-Enerji Denklemi” ve “Kalkınma İçin Yatırım” gibi konularda ders veriyor. Çin, Rusya, Orta Asya, Ortadoğu ve Türkiye ile ilgili enerji, jeopolitika ve yatırım konularında, uluslararası bir otorite olarak kabul edilen Öğütçü, BBC, France-24, Dünya, CNBC, Bloomberg, Habertürk, Al Jazeera, CNNTürk, Hürriyet Daily News, Moscow Times, International New York Times, World Journal of Trade and Investment ve OECD Observer gibi yayınlara yazılı/sözlü katkılar sağlıyor. Mehmet Öğütçü, Türkçenin yanı sıra İngilizce, Fransızca ve konuşma düzeyinde Çince biliyor.

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz