IICEC bünyesinde hazırlanan araştırma, Türkiye’nin kritik minerallerde Afrika ile Avrupa arasında işleme merkezi olmasının koşullarını inceliyor.
Hızlı bakış
- IICEC bünyesinde hazırlanan Mehmet Doğan Üçok imzalı araştırma, Türkiye’nin olası bir Afrika–Avrupa kritik mineraller koridorundaki işleme rolünü inceliyor.
- Çalışma, faaliyette olan bir koridoru belgelemek yerine Türkiye’nin bu rolü üstlenebilmesi için gerekli koşulları değerlendiriyor.
- Araştırmanın uyumlaştırılmış karşılaştırmasına göre AB’nin kritik hammadde tanımlamalarının yüzde 63,6’sı, stratejik hammadde tanımlamalarının yüzde 82,4’ü Türkiye’nin kritik mineral listesinde yer alıyor.
- Listelerdeki örtüşme, ortak politika önceliklerini gösteriyor ancak Türkiye’nin üretim veya tedarik kapasitesini ölçmüyor.
- Türkiye’nin potansiyel rolü ticari rafinaj kapasitesi, sanayi yatırımları, AB ile düzenleyici uyum ve Afrikalı üreticilerle karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklara bağlı.
- Üçok’un ikinci araştırması, incelenen mineral ve senaryoların çoğunda rafinaj yoğunlaşmasının madencilik yoğunlaşmasından daha yüksek ve kalıcı olduğunu ortaya koyuyor.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından paylaşılan, Mehmet Doğan Üçok imzalı çalışma, Türkiye’nin Afrikalı mineral üreticileri ile Avrupa sanayisi arasında üstlenebileceği rolü ele alıyor. Resources Policy dergisinde yayımlanan araştırma, bu potansiyeli ticari ölçekte işleme kapasitesi, lojistik bağlantılar, düzenleyici uyum ve uluslararası ortaklıklar üzerinden değerlendiriyor. Çalışma, faaliyette olan bir koridoru belgelemek yerine böyle bir yapının hangi koşullarda gelişebileceğini araştırıyor.

Kritik minerallerde işleme kapasitesi neden belirleyici?
Elektrikli araçlar, bataryalar, rüzgar türbinleri ve elektrik şebekeleri için kullanılan kritik minerallerin tedarik zinciri, madenin çıkarılmasıyla tamamlanmıyor. Cevher ve konsantrelerin sanayide kullanılabilecek kimyasallara, metallere veya ayrıştırılmış oksitlere dönüştürülmesi gerekiyor. Madencilik ile nihai ürün imalatı arasındaki bu aşama, araştırmada “midstream” olarak adlandırılıyor.

Üçok’un IICEC bünyesinde hazırladığı çalışmanın temel yaklaşımı, tedarik güvenliğini değerlendirirken rezerv sahipliğinin yanında rafinaj ve işleme kapasitesine de bakılması gerektiği yönünde. Madenler farklı ülkelerden çıkarılsa bile bunların işlenmesi az sayıda merkezde yoğunlaştığında, üretim zincirinin sonraki aşamalarında bağımlılık devam edebiliyor.
Araştırma, Türkiye’nin olası katkısını Çin’in işleme ölçeğinin yerini almak üzerinden kurmuyor. Türkiye’nin belirli minerallerde uzmanlaşarak üretici ülkeler ile tüketici sanayiler arasında ek bir işleme ve tedarik seçeneği oluşturabileceğini tartışıyor.
Türkiye’nin Afrika–Avrupa koridorundaki olası rolü ne?
IICEC araştırması, Türkiye’nin coğrafi konumunu metalurji ve kimya sanayisi, liman ve ulaşım bağlantıları, Afrika ülkeleriyle ilişkileri ve Avrupa pazarlarına yönelik üretim deneyimiyle birlikte ele alıyor. Bu unsurların bir araya gelmesi, seçilmiş mineral akışlarının Türkiye’de işlenerek Avrupa’daki üreticilere ulaştırılmasına zemin sağlayabilir.

Ancak çalışmada ulaşım bağlantısı ile sanayi kapasitesi arasında açık bir ayrım yapılıyor. Minerallerin Türkiye üzerinden taşınması, bunların Türkiye’de ticari ölçekte işlenebildiği anlamına gelmiyor. Önerilen rolün gelişmesi için lojistik imkanların uygun teknoloji, tesis yatırımı ve ürün kalitesiyle desteklenmesi gerekiyor.
Koridor bir yatırım duyurusu değil, araştırma konusu
Mehmet Doğan Üçok’un makalesi, bir Afrika–Türkiye–Avrupa kritik mineraller koridorunun halihazırda faaliyette olduğunu ileri sürmüyor. Çalışma, Türkiye’nin böyle bir yapıda seçici bir işleme ve koordinasyon rolü üstlenebilmesi için gerekli sanayi, lojistik, düzenleyici ve diplomatik koşulları inceleyen nitel bir karşılaştırmalı politika analizi niteliğinde.
Yazar, belirlenen avantajların tek başına yeterlilik kanıtı olmadığını da vurguluyor. Araştırma, Türkiye’nin diğer olası aracı ülkelerden daha güçlü bir aday olduğunu kanıtlamayı değil, potansiyel rolünün dayanaklarını ve sınırlarını ortaya koymayı amaçlıyor.
Türkiye ve AB’nin mineral listeleri ne ölçüde örtüşüyor?
Araştırmanın somut katkılarından biri, Avrupa Birliği ile Türkiye’nin kritik hammadde tanımlamalarını karşılaştırması. Üçok, AB Kritik Hammaddeler Yasası ile Türkiye’nin 2025 tarihli Kritik ve Stratejik Madenler Raporundaki listeleri, gruplandırma farklarını dikkate alan ortak kodlama kurallarıyla inceliyor.

Bu uyumlaştırmanın ardından AB’nin kritik hammadde listesi 33, Türkiye’nin kritik mineral listesi ise 36 ayrı tanımlama üzerinden karşılaştırılıyor. İki listede 21 ortak tanımlama bulunuyor. Buna göre AB’nin kritik hammadde tanımlamalarının yüzde 63,6’sı Türkiye’nin kritik mineral listesinde de yer alıyor.
Karşılaştırma AB’nin stratejik hammaddeleriyle sınırlandırıldığında, 17 tanımlamanın 14’ü Türkiye’nin kritik mineral listesinde bulunuyor. Bu, yüzde 82,4’lük örtüşmeye karşılık geliyor. Türkiye’nin ayrı stratejik mineral listesi de hesaba katıldığında ise AB’nin 17 stratejik hammaddesinin tamamı Türkiye’nin iki listesinden en az birinde yer alıyor.
Örtüşme oranı üretim veya tedarik kapasitesini göstermiyor
IICEC çalışmasındaki bu oranlar, iki tarafın hangi hammaddeleri kritik veya stratejik olarak tanımladığını gösteriyor. Türkiye’nin AB ihtiyacının yüzde 63,6’sını karşılayabildiği, bu oranda üretim yaptığı veya aynı ölçüde işleme kapasitesine sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Araştırma, liste uzunlukları ve sınıflandırma yöntemleri farklı olduğu için tek bir oranın bütün ilişkiyi açıklamayacağını belirtiyor. Ortak tanımlamalar, işbirliği önceliklerini belirlemeye yardımcı olabilir; ancak fiili tedarik kapasitesi için tesis, teknoloji, üretim ölçeği ve ticari koşulların ayrıca incelenmesi gerekiyor.
Ticari ölçekte işleme için hangi koşullar gerekiyor?
Üçok’un analizine göre Türkiye’nin potansiyel rolünün gelişmesi, ticari rafinaj kapasitesinin genişlemesine, sanayi yatırımlarının sürmesine, AB ile düzenleyici uyuma ve Afrikalı üreticilerle karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklara bağlı. Coğrafi yakınlık, bu koşulların yerine geçmiyor.

Çalışma, Türkiye ile AB arasındaki tamamlayıcılığın temel metaller ve metalurjik malzemelerde daha güçlü, yüksek saflıktaki elektronik girdiler ve batarya kimyasallarında ise daha sınırlı olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle bütün kritik mineralleri kapsayan tek bir merkez iddiası yerine, mineral ve ürün bazında seçici bir yaklaşım öne çıkıyor.
Afrikalı üreticiler açısından katma değerin paylaşılması
Araştırmada Afrika ülkelerinin rolü yalnızca hammadde sağlayıcılığıyla sınırlandırılmıyor. Olası ortaklıkların üretici ülkelerde pazarlık gücünü artırması, ticari seçenekleri çeşitlendirmesi ve katma değerin daha fazla bölümünün bu ülkelerde kalmasına katkı sağlaması gerektiği tartışılıyor.
Bu çerçevede koridorun sürdürülebilirliği, yalnızca Avrupa’nın tedarik güvenliğine veya Türkiye’nin sanayi kazanımına bağlı görülmüyor. Afrikalı üreticilerin ekonomik çıkarlarını gözeten ortaklık yapısı da araştırmanın belirlediği koşullar arasında bulunuyor.
İkinci IICEC çalışması rafinajdaki yoğunlaşma riskini inceliyor
Mehmet Doğan Üçok’un Resources Policy dergisinin 120’nci cildinde yayımlanan diğer makalesi, Türkiye’ye odaklanan koridor analizinin küresel arka planını tamamlıyor. Bu çalışma, Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) verilerini kullanarak lityum, kobalt, nikel, grafit, nadir toprak elementleri ve bakır tedarik zincirlerini inceliyor.

Araştırma; Net Sıfır Emisyon (NZE), Açıklanan Taahhütler (APS) ve Mevcut Politikalar (STEPS) senaryolarında 2024–2050 dönemindeki talep ve tedarik görünümünü ele alıyor. Yoğunlaşma analizinde ilk üç üreticinin toplam payını gösteren CR3 ve seçilmiş Herfindahl–Hirschman Endeksi (HHI) tahminleri kullanılıyor.
Çalışmanın bulgularına göre incelenen minerallerin ve senaryoların çoğunda rafinajdaki yoğunlaşma, madencilikteki yoğunlaşmadan daha yüksek ve daha kalıcı. Daha hızlı karbonsuzlaşma mineral talebini artırırken işleme kapasitesinin coğrafi olarak aynı hızda çeşitlenmesini garanti etmiyor.
Yoğunlaşma, kaçınılmaz bir tedarik krizi anlamına gelmiyor
IICEC tarafından paylaşılan bu ikinci araştırma, yoğunlaşma göstergelerini kesin bir jeopolitik sonuç veya kaçınılmaz kesinti olarak yorumlamıyor. Teknolojik değişim, alternatif malzemeler, geri dönüşüm, yeni rafinaj yatırımları ve uluslararası koordinasyonun riskin seyrini değiştirebileceğini belirtiyor.
İki çalışma birlikte ele alındığında, kritik mineral stratejisinin yalnızca yeni maden kaynakları bulmaya dayanmaması gerektiği ortaya çıkıyor. İşleme teknolojisi ve sanayi kapasitesinin nerede geliştiği de enerji dönüşümünün tedarik güvenliğini etkiliyor.
Türkiye için izlenecek başlıklar: Tesis, teknoloji ve ortaklık
Yeşil Haber’in değerlendirmesine göre çalışmaların Türkiye açısından en önemli katkısı, kritik mineral tartışmasını rezerv büyüklüğünden ticari işleme kapasitesine taşıması. Potansiyelin somutlaşmasını izlemek için hangi mineralin hangi ürüne dönüştürüleceği, tesisin üretim ölçeği, teknolojiye erişim, finansman ve alıcı bağlantıları birlikte ele alınmalı.
IICEC araştırmalarının ortaya koyduğu çerçeve, Türkiye’nin rolünü kesinleşmiş bir sonuç olarak sunmuyor. Buna karşılık hangi koşullar sağlandığında daha fazla katma değer üretilebileceğini ve tedarik çeşitlendirmesine katkı verilebileceğini tartışmak için bir dayanak oluşturuyor.
Okura soru
Sizce Türkiye’nin kritik mineral işleme potansiyelini ticari üretime dönüştürmesinde hangi adım öncelikli olmalı: teknoloji geliştirme, finansman, üretici ülkelerle ortaklıklar veya uzun vadeli alım anlaşmaları? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
Araştırmaların yayın bilgileri
Bu haber, IICEC tarafından Yeşil Haber ile paylaşılan Mehmet Doğan Üçok imzalı iki araştırmaya dayanıyor. “Diversifying the midstream: Türkiye’s role in a prospective Africa–Europe critical minerals corridor”, Resources Policy dergisinin Ekim 2026 tarihli 121’inci cildinde, 106042 makale numarasıyla yer alıyor. Çevrim içi yayın tarihi 1 Eylül 2026. DOI: 10.1016/j.resourpol.2026.106042.
“Midstream concentration and geopolitical risk in critical mineral supply chains: A scenario-based assessment of refining chokepoints in the energy transition”, Resources Policy dergisinin Eylül 2026 tarihli 120’nci cildinde, 105996 makale numarasıyla yer alıyor. Çevrim içi yayın tarihi 18 Temmuz 2026. DOI: 10.1016/j.resourpol.2026.105996.
İlgili Haberler
- 3,4 milyon tonluk Monte Alto nadir toprak kaynağı neden önemli
- Türkiye’nin nadir toprak elementleri stratejisi, jeopolitik etkileri ve ekonomik-teknolojik yansımaları
- Temiz enerji için kritik mineraller ve sürdürülebilir madencilik

















