2025, dünyada yenilenebilir kapasitenin arttığı ama sistemin rahatlamadığı bir yıl oldu. Çünkü elektrik talebi yapay zeka, veri merkezleri ve elektrifikasyonla beklenenden hızlı yükselirken en büyük darboğaz şebeke ve süreklilik olarak öne çıktı.
Hızlı bakış
- 2025’te yenilenebilir büyümesine rağmen yapay zeka ve elektrifikasyon kaynaklı elektrik talebi artışı sistemde rahatlama yaratmadı.
- IEA’ya göre 2025 ve 2026’da küresel elektrik talebi artışı, veri merkezleri ve elektrifikasyon tarafından hızlanıyor.
- Veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2030’a kadar yaklaşık ikiye katlanarak 945 TWh seviyesine çıkabilir ve şebeke baskısını artırabilir.
- Kurulu güç tek başına yeterli değil; şebekeye bağlantı, esneklik, depolama ve baz yük dengesi enerji dönüşümünde belirleyici hale geliyor.
- Türkiye’de 2026 eşiğini yenilenebilir kapasiteden çok şebeke ve depolama yatırımlarının hızı belirleyecek.
2025’in ana resmi: Kapasite artışı var ama rahatlama yok
2025’i tek cümleyle okursak, yenilenebilir kurulu güç artarken sistemin “rahatlamadığı” bir yıla girdik. Bunun nedeni yenilenebilirin önemsizleşmesi değil; talebin daha önce görülmeyen bir hızla artması ve bu artışın artık sadece mevsimsellik değil, gün içi ve anlık dalgalanmalar da üretmesi.
IEA’nın 2025 Temmuz tarihli “Electricity Mid-Year Update 2025” çalışmasına göre küresel elektrik talebinin 2025’te %3,3 ve 2026’da %3,7 artması bekleniyor. IEA aynı çalışmada, bu artışın elektrikli araçlar, binaların elektrikle ısıtılması ve soğutulması ile büyüyen veri merkezi yükleri tarafından beslendiğini vurguluyor.
Yapay zeka ve veri merkezleri: Yeni talep dalgası
Yeni dönemi farklı kılan, talebin “yerine koyma” değil “ek yük” olması. Yapay zeka ölçeklendikçe veri merkezleri elektrik sisteminin doğrudan ve sürekli bir müşterisi haline geliyor. IEA’nın 2025 tarihli “Energy and AI” raporunda, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2030’a kadar yaklaşık ikiye katlanarak 945 TWh düzeyine çıkabileceği belirtiliyor.
Bu büyüme aynı zamanda ısı ve soğutma problemini büyütüyor. “Temiz elektrik” ile çalışan sistemler bile fiziksel olarak ısı üretiyor; bu ısının yönetimi ek enerji talebi yaratıyor. Bu yüzden enerji tartışması üretim kadar, dayanıklılık ve kesintisizlik tartışmasına dönüyor.
Şebeke gerçeğe dönüyor: Yenilenebilirin önündeki zayıf halka
2025’in en belirgin gerçeği, şebekenin enerji dönüşümünün zayıf halkası haline gelmesi. IEA, şebeke sıkışıklığının hem iklim hedefleri hem de enerji güvenliği ve fiyatlar açısından kritik bir darboğaz oluşturduğunu açık biçimde vurguluyor. Bu yüzden “kurulu güç” tek başına yeterli bir gösterge değil; esas soru, kurulan kapasitenin ne kadarının zamanında ve verimli biçimde şebekeye bağlanabildiği.
Bu çerçevede yenilenebilirin rolü daha net okunuyor. Bugün güneş ve rüzgar bir “varış noktası” değil; fosilden çıkışı hızlandıran ve sistemi daha ileri enerji yaklaşımlarına zorlayan bir ara katman dönüşümü. Yenilenebilir büyüdükçe şebekenin esneklik, depolama ve baz yük ihtiyacı da aynı anda büyüyor.
Türkiye 2026 eşiği: Şebeke ve depolama yenilenebilirin yolunu belirleyecek
Türkiye tarafında da tablo benzer. Büyüme iştahı yüksek, fakat bağlantı ve entegrasyon kapasitesi belirleyici. Ember’ın değerlendirmelerine atıfla yayımlanan analizlerde, Türkiye’nin güneş kurulu gücünün 2024 sonu itibarıyla 19,6 GW’a ulaştığı ve 2025 için öngörülen eşiğin erken yakalandığı belirtiliyor. Bu iyi haber; fakat bu büyümenin sahada “rahatlama” üretmesi için iletim, dagıtım, depolama ve esneklik adımlarının aynı hızda gelmesi gerekiyor.
Bu yüzden 2026 için kritik cümle şudur: Türkiye’de yenilenebilirin yolunu kapasite değil, şebeke ve depolama yatırımlarının hızı belirleyecek. Bu yaklaşım, “takım tutar gibi enerji” yerine kısa, orta ve uzun vade hedeflerin aynı anda yönetildiği bir sistem mimarisi gerektiriyor.
Kömürden çıkış hedefi: Takvim gerekli ama mühendislik olmadan riskli
Kömürden çıkış için tarih planı gereklidir; çünkü takvim olmadan yatırım, finansman ve dönüşüm planı zorlaşır. Ancak şebeke ve baz yük çözülmeden, ekonomik sürdürülebilirlik belirlenmeden plansız çıkış, paradoksal biçimde daha pahalı fosil yakıtlara dönüş riskini artırabilir. Bu nedenle sürdürülebilirliği sadece “yeşile dönüş” değil, continuity yani sistemin ayakta kalabilme kabiliyeti olarak okumak gerekir.
CBAM: İklim politikasının ticaretle çarpıştığı saha testi
Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesi CBAM, teori döneminden uygulama dönemine geçiyor. Avrupa Komisyonu’nun resmi bilgilendirme sayfasına göre CBAM, 2023–2025 döneminde geçiş aşamasında ilerliyor ve 2026’dan itibaren kalıcı rejimle uygulanacak. Geçiş döneminde raporlama yükümlülüğü öne çıkarken, kalıcı rejimde sertifika yükümlülükleri devreye girecek.
İlk kapsamda çimento, demir-çelik, alüminyum, gubre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yogun sektörler yer alıyor. Bu mekanizma Türkiye açısından yalnızca iklim değil, doğrudan rekabet ve ihracat meselesi. Enerji maliyeti, şebeke sıkışıklığı ve sanayinin süreklilik ihtiyacı çözülmeden “karbonsuzlaşma” hedefleri, dış ticarette maliyet baskısı olarak geri dönebilir. Bu yüzden CBAM, enerji dönüşümünün “şebeke ve baz yük” katmanını daha görünür kılıyor.
COP30’dan COP31’e: Teşhisten karar ve uygulama aşamasına
UNFCCC’nin resmi takvimine göre COP30, 10–21 Kasım 2025’te Brezilya’nın Belém kentinde yapıldı. COP31 ise 9–20 Kasım 2026’da Antalya’da toplanacak. Avustralya hükümeti ve Avustralya Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamalarda, COP31’in Türkiye’de ev sahipliğiyle yapılacağı ve Avustralya’nın müzakerelerde “President of Negotiations” rolünü üstleneceği belirtiliyor.
Bu düzen, COP31’i “niyet” toplantısından çok, kararların uygulanabilirliği ve enerji sisteminin mühendisliği açısından bir test alanına çeviriyor. Bu nedenle COP31’de Türkiye’nin en güçlü dosyası, yenilenebilirin “ne kadar” büyüdüğünden ziyade, bu büyümeyi taşıyacak şebeke, depolama ve esneklik yatırımlarının nasıl hızlandırılacağıdır. Küresel düzeyde ise tartışma, fosilden çıkış hedeflerinin “süreklilik ve güvenlik” katmanıyla birlikte ele alınması gerektiği gerçeğine geliyor.
Yeşil Haber yaklaşımı: Yeşil bir etiket değil, dayanıklılık mimarisi
Yeşil Haber’in perspektifi, tek bir kaynağı savunmak değil; genel bir master grid altında, birbirinden bağımsız kalabilen üretim ve tüketim bölgeleriyle dayanıklı bir mimariyi savunmaktır. Bu, OSB ölçeğinde ayakta kalabilen ama bütünle bağlantısını koruyan “hive in, hive out” mantığıyla, yapay zeka destekli planlama ve işletme kabiliyetini aynı çerçeveye koyar.
2025’in çıkarımı basit: Yenilenebilir büyümeye devam edecek, fakat oyunun kazananı yalnızca en çok kapasite kuran değil; şebekeyi, depolamayı, baz yükü ve talep yönetimini birlikte tasarlayarak sürekliliği sağlayanlar olacak.
Okura soru
Bu dönüşüm sizce hangi noktada tıkanıyor? Yenilenebilir büyüme, şebeke kapasitesi ve enerji talebi arasındaki denge nasıl kurulmalı? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
İlgili haberler
- IEA, yapay zeka çağında yeni enerji darboğazına karşı uyardı
- Yapay zeka ve veri merkezleri 2030’da enerji dengesini nasıl değiştirecek
- Depolama büyüyor, risk standarda bağlanıyor: BESS sigortası Türkiye’de 2026’nın kilit dosyası
- CBAM 2026: Karbon verisi zorunluluğu ihracatçıyı zorluyor
- CBAM 2.0: Ocak 2026 karbon maliyeti eşiği, asıl etki 2030’da
- COP31 Antalya ev sahipliği: Türkiye ve Avustralya uzlaşması
- Google, Intersect’i 4,75 milyar dolara satın alıyor
- McKinsey 2025 raporu: Elektrik talebi hızla artıyor
View this post on Instagram





















