Türkiye, Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de toplam 23.448 kilometrekarelik iki deniz milli parkı ilan etti; şimdi ölçüt, korumanın sahada nasıl uygulanacağı.
Hızlı bakış
- Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege’de ilan edilen iki deniz milli parkının toplam alanı 23.448 kilometrekareye ulaşıyor.
- Parkların ekolojik başarısını yönetim planları, faaliyet kısıtlamaları, bilimsel izleme ve denetim kapasitesi belirleyecek.
- Bozcaada, Gökçeada ve Meis’in konumu, resmi koordinatlar teknik olarak haritalandırılmadan kesinleştirilemiyor.
- Türkiye ve Yunanistan’ın açıklamaları, Ege’de çözümlenmemiş deniz yetki alanı görüşlerini yansıtıyor.
- BBNJ Anlaşması, ulusal yetki alanlarının ötesine uzanan bölümler için çok taraflı koruma ve iş birliği zemini sağlıyor.
- 30×30 hedefi yalnızca alan büyüklüğünü değil, etkili yönetimi, ekolojik temsili ve ölçülebilir koruma sonuçlarını esas alıyor.

16 Ağustos 2026 tarihli kararlar deniz biyoçeşitliliğinin korunması açısından önemli bir alan açarken, parkların yönetim planları, koruma bölgeleri, faaliyet kısıtlamaları ve bilimsel izleme düzeni henüz açıklanmadı. Yunanistan’ın itirazı ise çevre politikasını Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı görüş ayrılıklarıyla buluşturdu.
Deniz milli parklarının çevresel başarısı neyle ölçülecek
İki deniz milli parkının ilan edilmesi, Türkiye’nin deniz koruma politikasında önemli bir başlangıç oluşturuyor. Ancak koruma statüsünün ekolojik sonuç üretmesi için yalnızca sınırların belirlenmesi yeterli değil. Korunacak habitatların ve türlerin tanımlanması, başlangıç verilerinin oluşturulması, farklı koruma bölgelerinin belirlenmesi ve insan faaliyetlerine uygulanacak kuralların açıklanması gerekiyor.
Parklarda balıkçılık, dip trolü, turizm, kıyı yapılaşması, gemi trafiği, demirleme, madencilik ve enerji projelerinin hangi koşullarda yürütülebileceği henüz kamuoyuna açıklanmış değil. Denetimin hangi kurumlar tarafından yapılacağı, sahada kaç personelin görevlendirileceği, bilimsel izlemenin nasıl finanse edileceği ve ihlallere hangi yaptırımların uygulanacağı da korumanın gerçek etkisini belirleyecek.
Yeşil Haber açısından temel soru, kararların diplomatik tartışmada hangi tarafın tezini güçlendirdiğinden önce, ilan edilen deniz alanlarında biyoçeşitlilik kaybını gerçekten azaltıp azaltmayacağı. Bu nedenle bundan sonraki iz taşları yönetim planları, “zonlama” kararları, faaliyet kısıtlamaları, bütçe, denetim kapasitesi, bilimsel veri ve yerel paydaş katılımı olacak.
İki karar hangi alanları kapsıyor
16 Ağustos 2026 tarihli ve 33342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan iki Cumhurbaşkanı Kararı, Türkiye’de deniz alanını esas alan iki yeni milli park statüsü oluşturdu. 11626 sayılı kararla Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı, 11627 sayılı kararla Kuzey Ege Deniz Milli Parkı ilan edildi.
Kararların hukuki dayanağını 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 3. maddesi oluşturuyor. Parkların yönetimi Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne verildi.
Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege parklarının büyüklüğü ne
Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı, Muğla ve Antalya kıyıları boyunca uzanan 21.706,03 kilometrekarelik bir deniz alanını kapsıyor. Çanakkale ve Tekirdağ sınırlarında bulunan Kuzey Ege Deniz Milli Parkı’nın büyüklüğü ise 1.742,14 kilometrekare olarak belirlendi.
İki parkın toplam alanı 23.448,17 kilometrekareye ulaşıyor. Fethiye-Kaş parkı toplam alanın yaklaşık %92,6’sını, Kuzey Ege parkı ise yaklaşık %7,4’ünü oluşturuyor.

Bozcaada, Gökçeada ve Meis park sınırları içinde mi
Kararlarda park sınırları yer adlarıyla değil, koordinat listeleri ve haritalarla tanımlanıyor. Kamuoyundaki tartışmalarda Gökçeada, Bozcaada ve Meis çevresine ilişkin farklı değerlendirmeler yapılsa da karar eklerindeki koordinatlar coğrafi bilgi sistemleriyle çözümlenmeden bu adaların park sınırları içindeki konumu hakkında kesin hüküm kurulamaz.
Bu nedenle parkların hangi adaları, deniz geçişlerini, kıta sahanlığı bölümlerini veya açık deniz alanlarını kapsadığına ilişkin değerlendirmelerin resmi koordinatların haritalandırılmasına dayanması gerekiyor. İkincil kaynaklardaki coğrafi yorumların kesin sınır bilgisi gibi aktarılması, hem çevresel hem de hukuki tartışmayı yanıltabilir.
Kararlarda koruma rejimine ilişkin hangi ayrıntılar bulunuyor

Yayımlanan kararlar parkların sınırlarını, yüzölçümlerini, hukuki statüsünü ve yönetim yetkisini belirliyor. Buna karşılık ayrıntılı yönetim planları, hassas koruma bölgeleri, tür ve habitat hedefleri, izin verilecek faaliyetler ile yasakların kapsamı karar metinlerinde yer almıyor.
Bir deniz milli parkında farklı alanların aynı koruma düzeyine sahip olması gerekmiyor. Bilimsel araştırmaya ayrılan bölgeler, sınırlı kullanıma açık alanlar, geleneksel balıkçılığın sürdürülebildiği kesimler ve insan faaliyetlerinin büyük ölçüde yasaklandığı çekirdek koruma alanları oluşturulabilir. Türkiye’nin iki park için nasıl bir zonlama modeli kullanacağı henüz açıklanmadı.
Yerel balıkçılar, turizm işletmeleri, kıyı belediyeleri, üniversiteler, meslek kuruluşları ve çevre örgütlerinin yönetim sürecine nasıl katılacağı da önem taşıyor. Koruma kurallarının sahadaki ekonomik ve toplumsal koşullarla birlikte hazırlanması, hem uygulama kapasitesini hem de kurallara uyumu güçlendirebilir.
30×30 hedefi yalnızca korunan alan büyüklüğünü mü ölçüyor
2030’a kadar kara ve deniz alanlarının en az %30’unun korunmasını öngören 30×30 hedefi, iklim müzakerelerinden değil, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nden kaynaklanıyor.
Çerçevenin üçüncü hedefi yalnızca harita üzerinde koruma alanı ilan edilmesini yeterli görmüyor. Alanların ekolojik açıdan temsil gücü yüksek, birbirleriyle bağlantılı, adil biçimde yönetilen ve etkili şekilde korunan sistemlerin parçası olması gerekiyor. Sürdürülebilir kullanıma izin verilen faaliyetlerin de koruma sonuçlarıyla uyumlu olması bekleniyor.
Bu ölçütler açısından Türkiye’nin yeni parklarının katkısı yalnızca 23.448 kilometrekarelik yüzölçümüyle değerlendirilemez. Korunan habitatların durumu, tür popülasyonlarındaki değişim, balıkçılık baskısı, deniz kirliliği, habitat tahribatı ve denetim sonuçları düzenli verilerle açıklanmadıkça ilan ile etkili koruma arasındaki mesafe ölçülemez.
Türkiye ve Yunanistan’ın hukuki görüşleri nerede ayrışıyor
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin kararlarının ardından yaptığı açıklamada hiçbir devletin ulusal yetki alanı dışında tek taraflı olarak deniz koruma alanı kuramayacağını savundu. Atina, ilan edilen alanların bir bölümünün Yunanistan’ın kıta sahanlığı olarak değerlendirdiği bölgelere uzandığını ve kararların bu alanlarda hukuki sonuç doğurmayacağını ileri sürdü.
Bu açıklamalar Yunanistan’ın resmi hukuki görüşünü yansıtıyor; parkların tamamının uluslararası hukuka aykırı olduğunu kesinleştiren bağımsız bir yargı kararı niteliği taşımıyor.
Türkiye’nin yerleşik görüşüne göre Ege Denizi’ndeki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırması iki ülke arasında henüz çözüme kavuşmuş değil. Ankara, sınırlandırılmamış deniz alanlarında Yunanistan’ın tek taraflı işlemlerinin Türkiye’nin hak ve menfaatleri bakımından hukuki sonuç oluşturamayacağını savunuyor.
Türkiye ayrıca Ege ve Akdeniz gibi kapalı veya yarı kapalı denizlerde çevre konuları dahil olmak üzere kıyıdaş devletler arasında iş birliğinin uluslararası deniz hukuku tarafından teşvik edildiğini belirtiyor. Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’ın 2025’te açıkladığı deniz parklarına ilişkin açıklamasında Türkiye’nin Ege’de çevre alanında iş birliğine hazır olduğunu da kayda geçirdi.
Bu çerçevede Yunanistan’ın itirazı tek başına Türkiye’nin bütün kararlarının hukuka aykırı olduğunu kanıtlamıyor. Türkiye’nin ulusal mevzuatı kapsamında yaptığı ilan da ihtilaflı deniz alanlarının uluslararası hukuki statüsünü tek başına kesinleştirmiyor. İki tarafın açıklamaları, çözümlenmemiş sınırlandırma görüş ayrılığındaki resmi pozisyonlarını ortaya koyuyor.
Yunanistan’ın deniz parkları hangi aşamada
Yunanistan hükümeti 21 Temmuz 2025’te İyon Denizi ve Güney Ege’de iki deniz parkının sınırlarını açıkladı ve kuruluş sürecini başlattı. İyon Denizi için yaklaşık 18.000 kilometrekare, Güney Kikladlar için yaklaşık 9.500 kilometrekarelik alan duyuruldu. Planlanan iki parkın toplam büyüklüğü yaklaşık 27.500 kilometrekareye ulaşıyor.
Yunanistan tarafından açıklanan modelde mevcut Natura 2000 alanlarının daha geniş bir koruma sistemi içinde birleştirilmesi, dip trolünün yasaklanması ve denetimde uydu, radar ve insansız hava araçlarından yararlanılması öngörülüyor.
Bununla birlikte siyasi ilan ile bütün hukuki ve idari süreçlerin tamamlanması aynı anlama gelmiyor. Mayıs 2026 itibarıyla özellikle Güney Kikladlar parkına ilişkin cumhurbaşkanlığı kararnamesinin kamuoyu görüşü ve yargısal inceleme dahil kuruluş süreci devam ediyordu. Bu nedenle Yunanistan’ın açıkladığı alanlarla Türkiye’nin yürürlüğe giren kararlarını aynı hukuki aşamadaymış gibi karşılaştırmamak gerekiyor.
Yaklaşık 51 bin kilometrekare nasıl okunmalı
Yunanistan’ın açıkladığı yaklaşık 27.500 kilometrekare ile Türkiye’nin ilan ettiği 23.448 kilometrekare birlikte ele alındığında yaklaşık 51 bin kilometrekarelik bir coğrafi büyüklük ortaya çıkıyor. Ancak bu toplam, Ege ve Doğu Akdeniz’de 51 bin kilometrekarenin fiilen ve aynı hukuki düzeyde koruma altına alındığı anlamına gelmiyor.
Alanların hukuki aşamaları, koruma kuralları, yönetim modelleri ve deniz yetki alanı statüleri birbirinden farklı. Bu nedenle iki ülkenin performansı yalnızca ilan edilen kilometrekareler üzerinden değil, dip trolü ve diğer baskılara getirilen sınırlamalar, uygulama kapasitesi ve ölçülebilir ekolojik sonuçlar üzerinden karşılaştırılmalı.
BBNJ Anlaşması bu tartışma için neden önemli

Ulusal yetki alanlarının ötesindeki deniz biyolojik çeşitliliğinin korunmasını düzenleyen BBNJ Anlaşması, 17 Ocak 2026’da uluslararası düzeyde yürürlüğe girdi. Türkiye ise 16 Ocak 2026’da anlaşmaya taraf oldu.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığı yönündeki hukuki statüsünü ve ilgili konulardaki görüşlerini koruyan beyanları hem imza hem de onay aşamasında Birleşmiş Milletlere sundu. Dolayısıyla BBNJ’ye katılım, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki pozisyonundan vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
BBNJ Anlaşması; ulusal yetki alanlarının ötesindeki denizlerde koruma alanları dahil alan bazlı yönetim araçları, çevresel etki değerlendirmeleri, deniz genetik kaynakları, kapasite geliştirme ve teknoloji transferi için çok taraflı bir sistem oluşturuyor.
Türkiye’nin ilan ettiği parkların herhangi bir bölümü ulusal yetki alanlarının ötesinde kalıyorsa, bu alanlardaki koruma hedeflerinin BBNJ’nin bilimsel, istişari ve çok taraflı mekanizmalarıyla ilişkilendirilmesi gündeme gelebilir. Bunun belirlenebilmesi için park koordinatlarının deniz yetki alanı iddialarıyla birlikte teknik olarak incelenmesi gerekiyor.
BBNJ Anlaşması egemenlik veya deniz yetki alanı sınırlandırması ihtilaflarını çözmüyor. Buna karşılık ihtilaflı veya ulusal yetki dışındaki alanlarda bilimsel veri paylaşımı, çevresel etki değerlendirmesi ve ortak koruma tedbirleri için kullanılabilecek yeni bir iş birliği zemini sağlıyor.
Bölgesel iş birliği deniz korumasını güçlendirebilir mi
Deniz ekosistemleri siyasi sınırlarla ayrılmıyor. Balık stokları, deniz memelileri, göçmen türler, deniz çayırları, kirlilik ve gemi trafiğinin etkileri kıyıdaş ülkelerin yetki alanları arasında hareket ediyor. Bu nedenle Ege ve Doğu Akdeniz’de etkili koruma, yalnızca ulusal kararlarla değil, veri paylaşımı ve koordinasyonla güçlendirilebilir.
Türkiye’nin çevre konularında iş birliğine açık olduğunu açıklaması, deniz yetki alanlarına ilişkin görüşünden geri adım atmadan ortak bilimsel çalışma yürütülmesine imkan sağlayabilir. Ortak tür ve habitat izleme programları, kirlilik erken uyarı sistemleri, sürdürülebilir balıkçılık verileri ve acil müdahale mekanizmaları egemenlik tartışmalarından ayrı teknik kanallarda ele alınabilir.
Böyle bir yaklaşım Türkiye’nin hukuki haklarını olumsuzlaştırmadan, koruma kararlarının ekolojik güvenilirliğini artırabilir. Aynı ölçüt Yunanistan’ın açıkladığı parklar için de geçerli: deniz koruma alanları çözümlenmemiş ihtilafları tek taraflı olarak sonuçlandıran araçlara değil, ortak ekosistemlerin korunmasını sağlayan iş birliği mekanizmalarına dönüştürülmeli.
COP31 öncesinde deniz koruma politikası neden görünür hale geliyor
COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek bir iklim konferansı. Konferans doğrudan biyolojik çeşitlilik sözleşmesinin veya 30×30 hedefinin karar organı değil. Buna karşılık iklim değişikliği, denizlerin ısınması, asitlenme, kıyı ekosistemlerinin dayanıklılığı ve doğa temelli çözümler nedeniyle deniz koruma politikaları iklim gündemiyle kesişiyor.
Türkiye’nin ev sahibi olduğu COP31, iki deniz milli parkının ilanından uygulamaya geçişini uluslararası kamuoyu açısından daha görünür hale getirebilir. Yönetim planlarının konferans öncesinde açıklanması, bilimsel hedeflerin belirlenmesi ve koruma sonuçlarının nasıl ölçüleceğinin gösterilmesi, ilanların çevresel güvenilirliğini güçlendirebilir.
İki deniz milli parkının gerçek sınavı ne olacak
Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege deniz milli parkları, Türkiye’nin deniz biyoçeşitliliğini koruma politikasında önemli bir ölçek değişikliğine işaret ediyor. Alanların büyüklüğü güçlü bir başlangıç sağlasa da korumanın başarısı yönetim planları, açık faaliyet kuralları, bilimsel izleme, yeterli bütçe ve uygulanabilir denetim mekanizmalarıyla belirlenecek.
Ege ve Doğu Akdeniz’deki hukuki görüş ayrılıkları görmezden gelinemez. Türkiye’nin yerleşik tezleri eksiksiz aktarılırken, Yunanistan’ın itirazlarının da kendi resmi görüşü olduğu açıkça belirtilmeli. Ancak çevre haberciliğinin asıl izlemesi gereken konu, diplomatik açıklamaların ötesinde denizde neyin değişeceği.
Parkların gerçek değeri, haritada kapladıkları alanla değil; korunacak tür ve habitatların durumunda, balıkçılık ve kirlilik baskısında, denetim sonuçlarında ve ekosistemlerin dayanıklılığında meydana getirecekleri ölçülebilir değişimle ortaya çıkacak.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin yeni deniz milli parklarında öncelik hangi adım olmalı: sıkı faaliyet kısıtlamaları, bilimsel izleme, güçlü denetim veya kıyıdaş ülkelerle ekolojik iş birliği mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
Kaynaklar
- İMEAK Deniz Ticaret Odası: Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege Deniz Milli Parkı kararları ve ekleri
- T.C. Dışişleri Bakanlığı: Yunanistan’ın ilan ettiği deniz parkları hakkında açıklama
- Kathimerini: Yunanistan Dışişleri Bakanlığının Türkiye’nin deniz parklarına ilişkin açıklaması
- Yunanistan Başbakanlığı: İyon Denizi ve Güney Kikladlar deniz parkı planları
- GTP: Güney Kikladlar Deniz Parkı’nın Mayıs 2026 itibarıyla hukuki kuruluş süreci
- T.C. Dışişleri Bakanlığı: Türkiye’nin BBNJ Anlaşması’na taraflığı ve hukuki beyanları
- Birleşmiş Milletler: BBNJ Anlaşması ve açık denizlerde koruma mekanizmaları
- Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi: Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi ve 30×30 hedefi
- UNFCCC: COP31 Antalya konferansı, 9–20 Kasım 2026
İlgili haberler
- BM raporu okyanusları kritik eşikte uyardı: İklim, kirlilik ve aşırı avcılık deniz ekosistemlerini zorluyor
- WWF: İklim değişikliğinin Akdeniz’deki etkileri endişe verici
- UNDP’nin Ayvalık’taki deniz çayırlarını koruma projesi
- Türkiye’nin mavi karbon varlığı tehdit altında: Deniz çayırları alarm veriyor
- İş Bankası ve TÜDAV’dan yeni mercan koruma projesi: Denizlerin Ormanları
View this post on Instagram

















