BM’nin 8 Haziran 2026’da yayımladığı üçüncü Dünya Okyanus Değerlendirmesi, iklim, kirlilik ve aşırı av baskısının deniz ekosistemlerini kritik eşiğe taşıdığını ortaya koyuyor.
Hızlı bakış
- BM’nin üçüncü Dünya Okyanus Değerlendirmesinin kapsamı ve bilimsel katkısı
- Deniz seviyesi yükselme hızındaki iki katına çıkan artışın detayları
- Okyanuslara karışan plastik atık ve mikroplastiklerin ekosistem etkisi
- Küresel ölçekte aşırı avcılık oranları ve FAO verileri
- Akdeniz ve Karadeniz’de balık stoklarının durumu ve toparlanma sinyalleri
- BBNJ Anlaşması ile açık denizlerde koruma alanlarının hukuki zemini
Birleşmiş Milletler’in Dünya Okyanus Günü’nde, 8 Haziran 2026’da yayımladığı üçüncü Dünya Okyanus Değerlendirmesi, deniz ekosistemlerinin artık tek bir çevre sorunu üzerinden değil, aynı anda ilerleyen çoklu baskılarla karşı karşıya olduğunu belgeliyor. 86 ülkeden yaklaşık 600 bilim insanının beş yıllık çalışmasının ürünü olan 1.352 sayfalık rapor; iklim değişikliği, deniz kirliliği, aşırı avcılık, biyolojik çeşitlilik kaybı ve denizlerde artan ekonomik faaliyetin okyanus sağlığını küresel gıda güvenliği, kıyı ekonomileri ve iklim dengesi açısından kritik bir başlığa dönüştürdüğünü vurguluyor. Rapor, 9-13 Haziran 2026’da Fransa’nın Nice kentinde düzenlenecek Üçüncü BM Okyanus Konferansı’nın hemen öncesinde yayımlandı.

Okyanus sağlığı neden küresel risk başlığına dönüştü
Üçüncü Dünya Okyanus Değerlendirmesi, okyanusun yüzeyden derin denizlere kadar ağırlaşan insan kaynaklı baskı altında olduğunu belirtiyor. BM Genel Sekreteri António Guterres, raporun “iklim değişikliği, aşırı avcılık, biyolojik çeşitlilik kaybı ve deniz kirliliğinin sürüklediği derinleşen bir krizi” belgelediğini açıkladı. Rapora göre bu baskılar çoğu zaman birbirinden bağımsız ilerlemiyor; iklim değişikliği, kirlilik, kıyı kullanımı, deniz taşımacılığı, balıkçılık ve yeni deniz ekonomisi faaliyetleri aynı ekosistemler üzerinde birikimli etki yaratıyor.
Bu nedenle okyanus krizi yalnızca deniz canlılarının korunmasıyla sınırlı bir konu değil. Okyanus, iklim sisteminin düzenlenmesinde, karbon ve ısı dengesinde, gıda arzında, kıyı korumasında ve milyarlarca insanın geçim kaynaklarında doğrudan rol oynuyor. 2024’te 8,2 milyara ulaşan dünya nüfusunun yüzde 37’si kıyıdan 100 kilometre içinde yaşıyor; bu da insan ve ekonomik faaliyetin kırılgan kıyı bölgelerinde yoğunlaştığını gösteriyor.
İklim değişikliği deniz ekosistemlerini nasıl zorluyor
Okyanusların ısınması, deniz seviyesindeki yükselmenin ana nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Isınan deniz suyu genleşirken, kara buzullarındaki kayıp da deniz seviyesini yukarı çekiyor. Rapora göre deniz seviyesi yükselme hızı, 2015 öncesinde yılda 1,9 milimetreden 2023’te yılda 4,3 milimetreye çıkarak yaklaşık iki katına ulaştı.

Okyanus ısısındaki birikim de hızlanıyor. Değerlendirmeye göre 1955’ten bu yana okyanus ısı içeriğindeki toplam artışın yaklaşık yüzde 16’sı 2018’den sonra gerçekleşti. En büyük göreceli ısınma Atlantik ile Hint ve Pasifik okyanuslarının güney bölgelerinde gözlemlendi. Bu eğilim, özellikle alçak kıyı bölgeleri, deltalar, liman kentleri ve yoğun nüfuslu sahil şeritleri için taşkın, erozyon ve altyapı riski anlamına geliyor.
Mercan resifleri, balık stokları ve gıda güvenliği aynı zincirde birleşiyor
Okyanus sağlığındaki bozulmanın en görünür işaretlerinden biri mercan resiflerinde yaşanan kayıp. Mercan resifleri, deniz yaşamının yaklaşık yüzde 25’i için habitat sağlıyor. İklim değişikliği etkileri bu resifleri zayıflatırken, deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ısı stresini derinleştiriyor.

Deniz ürünleri ise insanların tükettiği hayvansal proteinin yüzde 20’sini karşılıyor. Bu nedenle balık stoklarındaki gerileme, yalnızca ekolojik değil, doğrudan gıda güvenliği ve kıyı toplulukları geçimiyle ilgili bir başlık. Deniz suyu sıcaklıklarındaki artış bazı türlerin daha serin sulara göç etmesine yol açıyor; bu durum yerel balıkçılık ekonomilerini ve geleneksel av sahalarını etkileyebiliyor.
Aşırı avcılık deniz gıdası arzını nasıl etkiliyor
FAO’nun Dünya Balıkçılık ve Su Ürünleri Durumu 2024 raporuna göre, 2021’de deniz balık stoklarının yüzde 37,7’si biyolojik olarak sürdürülemez seviyede avlandı; stokların yüzde 62,3’ü sürdürülebilir sınırlar içinde kaldı. 1970’lerin ortasında sürdürülemez seviyede avlanan stok oranının yüzde 10 olduğu düşünüldüğünde, yarım yüzyılda yaklaşık dört kat artış söz konusu.
Balık stoklarının zayıflaması, iklim değişikliğiyle birlikte daha karmaşık hale geliyor. Aşırı avcılık, sübvansiyon kaynaklı kapasite fazlası ve iklim baskısı bir araya geldiğinde, kıyı topluluklarının gelir yapısı ve küresel protein arzı aynı anda risk altına giriyor.
Kirlilik baskısı okyanus sağlığını görünmeyen biçimde zayıflatıyor
BM değerlendirmesi, plastik atık, tarımsal akış, kanalizasyon, kimyasallar ve diğer kirleticilerin okyanus sağlığındaki gerilemenin ana nedenleri arasında olduğunu belirtiyor. Rapora göre her yıl okyanusa yaklaşık 52,1 milyon ton plastik atık giriyor ve bu, tahminen 24,4 trilyon mikroplastik parçacığı oluşturuyor. Bu parçacıkların bugün 4.000’den fazla deniz türünü etkilediği biliniyor.

Kimyasal kirlilik de artıyor; deniz sularında 4.000’den fazla farmasötik ve kişisel bakım bileşiği saptandı. Bu kirleticiler yalnızca kıyı sularında kalmıyor, deniz canlılarının dokularında birikip besin zinciri içinde daha yüksek canlılara taşınabiliyor. Buna karşılık cıva gibi bazı kalıcı kirleticilerin birkaç bölgede azaldığı da raporda yer alıyor. Bu tablo, deniz kirliliğini yalnızca atık yönetimi meselesi olmaktan çıkarıp ekosistem sağlığı ile insan sağlığı arasında doğrudan bağ kuran bir politika alanına taşıyor.
Derin deniz madenciliği ve veri eksikliği neden tartışılıyor
BM raporu, deniz ekosistemlerinin sanayileşmesinin de yeni riskler doğurduğunu vurguluyor. Derin deniz madenciliği planları, özellikle deniz tabanı ekosistemleri üzerindeki olası etkiler nedeniyle dikkatle izleniyor. Bu alanlarda biyolojik çeşitlilik, tür genetiği ve mikrobiyal topluluklar hakkında bilgi hâlâ sınırlı.
Değerlendirmeye göre küresel deniz tabanının yalnızca yüzde 27,3’ü 2025 itibarıyla ayrıntılı olarak haritalandı. Bu veri açığı, denizlerde alınacak ekonomik kararların ekolojik sonuçlarını ölçmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle bilimsel izleme, açık veri ve uluslararası koordinasyon, okyanus yönetişiminin temel unsurları haline geliyor.
Yeni koruma zemini var ancak uygulama belirleyici olacak
Okyanus sağlığına ilişkin en önemli olumlu gelişmelerden biri, açık denizlerde biyolojik çeşitliliğin korunmasını hedefleyen BBNJ Anlaşması’nın (High Seas Treaty) yürürlüğe girmesi oldu. Ulusal yetki alanları dışındaki sularda biyolojik çeşitliliğin korunmasını düzenleyen anlaşma, 17 Ocak 2026’da yürürlüğe girdi ve uluslararası sularda deniz koruma alanları oluşturulması için yeni bir hukuki zemin sağladı.

Ancak koruma alanlarının kağıt üzerinde kalmaması için uygulama, denetim ve finansman kapasitesinin güçlenmesi gerekiyor. BM raporunun ana mesajı, okyanus krizinin yavaş ilerleyen bir çevre başlığı değil; gıda, iklim ve ekonomi politikalarını birlikte etkileyen, hızlanan bir risk alanı olduğunu gösteriyor.
Türkiye ve Akdeniz için ne anlama geliyor
Türkiye açısından bu başlık, Akdeniz ve Karadeniz ekosistemleri, balıkçılık, kıyı turizmi, liman altyapısı ve deniz kirliliği politikalarıyla doğrudan bağlantılı. FAO’nun 2024 küresel balık stoku değerlendirmesine göre Akdeniz ve Karadeniz’i kapsayan bölgede (Alan 37) stokların yalnızca yüzde 35,1’i sürdürülebilir seviyede avlanıyor; bu oran bölgenin hâlâ dünya ortalamasının altında kaldığını gösteriyor.

Bununla birlikte aynı bölgede erken toparlanma işaretleri de var. FAO verilerine göre Akdeniz ve Karadeniz’de avlanma baskısı yüzde 30 azaldı ve balık biyokütlesi 2013’ten bu yana yüzde 15 arttı; bu iyileşme bölgesel iş birliği ve ulusal çabalara bağlanıyor. Deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, istilacı türler, müsilaj riski, kıyı yapılaşması ve plastik kirliliği ise bölge için izlenmesi gereken başlıklar arasında.
Bu nedenle okyanus sağlığı, yalnızca uzak denizlerdeki mercan resifleri veya açık okyanus ekosistemleriyle ilgili değildir. Akdeniz havzasında iklim uyumu, atık su yönetimi, sürdürülebilir balıkçılık, kıyı planlaması ve deniz koruma alanları aynı stratejik çerçevede ele alınmalıdır.
Okura soru
Siz ne düşünüyorsunuz? Akdeniz ve Karadeniz’deki balık stoklarında görülen kısmi toparlanma kalıcı olur mu, yoksa iklim ve kirlilik baskısı bu iyileşmeyi geri çevirir mi? Türkiye’nin deniz koruma politikaları sizce yeterli mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
Kaynaklar
Birleşmiş Milletler üçüncü Dünya Okyanus Değerlendirmesi, UN News, BM Sürdürülebilir Kalkınma, FAO Dünya Balıkçılık ve Su Ürünleri Durumu 2024, FAO küresel balık stoku değerlendirmesi, Bloomberg.
İlgili haberler
- Plastik kirliliğine karşı küresel anlaşma süreci Cenevre’de kritik eşiğe ulaştı
- Dünyanın plastik atık sorununa biyopolimer çözümü
- Plastik atıklardan güneş enerjisiyle hidrojen yakıtı üretimi
- COP31 öncesi Antalya’da iklim diplomasisi ve enerji geçişi vizyonu
- 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü ve gıda israfı krizi
- İklim değişikliği Türkiye tarımını vurdu: Kuraklık ve sıcaklar

















