Sabancı Üniversitesi IICEC’in 19. konferansında enerji güvenliği ve kritik mineraller odağında Türkiye’nin 2026 sonrası enerji mimarisi, şebeke yatırımları ve sanayi politikası tartışıldı. Konuşmalarda elektrifikasyonun hızlanması, iletim altyapısının güçlendirilmesi ve kritik minerallerde katma değerli üretime yönelim, önümüzdeki dönemin temel eksenleri olarak netleşti.
Hızlı bakış
- IICEC Konferansı’nda enerji güvenliği ve kritik mineraller odağında 2026 sonrası dönüşüm başlıklarının birlikte ele alınması
- Türkiye’nin artan elektrik talebi için şebeke yatırımları ve “iletim 2.0” yaklaşımının enerji mimarisinde öne çıkması
- Elektrik talebindeki hızlanmanın arkasında yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçlar ve iklimlendirme gibi yeni yük merkezlerinin bulunması
- Kritik minerallerde rafinaj ve uç ürün kapasitesinin enerji dönüşümünün stratejik kırılganlık alanı olarak öne çıkması
- COP31 perspektifinin iklim finansmanı ve küresel konumlanma açısından Türkiye için kritik bir fırsat penceresi sunması

Konferansın teması: Enerji güvenliği ve kritik minerallerde riskler
Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen 19. IICEC Konferansı, “Dünyada ve Türkiye’de enerji güvenliğinin bugünü ve yarını: kritik minerallerde riskler ve çözümler” temasıyla 26 Aralık’ta Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Konferansa T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Alparslan Bayraktar onur konuğu olarak katılırken, açılış konuşmaları Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ile Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol tarafından yapıldı.
Bayraktar’ın 2035 hedefi: Güneş ve rüzgarda 120.000 MW ve “iletim 2.0”
Bakan Bayraktar, Türkiye’de elektrik talebinin hızla artacağı bir döneme girildiğini vurgulayarak, bu artışı karşılamak üzere “yeni enerji mimarisi” kapsamında üretim ve altyapı yatırımlarının hızlandırılacağını belirtti.

Bayraktar, 2035’te güneş ve rüzgar kurulu gücünün 120.000 MW’a çıkarılmasının hedeflendiğini, 2025’in yaklaşık 6.000 MW güneş ve 2.000 MW’a yaklaşan rüzgarla toplam 8.000 MW’ın üzerinde tamamlanmasının önemli bir eşik olduğunu ifade etti. Bayraktar’a göre 2026 ve sonrasında en kritik unsur, artan elektrik talebiyle uyumlu güçlü şebeke yatırımları olacak; hem iletim hem dağıtım tarafında kapsamlı bir yatırım dönemine girilecek. Bu yaklaşım “elektrik otobanı” vurgusuyla tarif edilirken, “iletim 2.0” döneminin başlatılacağı ve daha dayanıklı bir elektrik altyapısı kurulacağı belirtildi. Bayraktar, petrol ve doğalgazda hem yurt içi üretimi artıran hem de yurt dışı projelerle büyüyen daha güçlü bir milli yapı hedeflendiğini; madencilikte ise hammadde ihracatı yerine katma değerli üretimi önceleyen bir yaklaşım benimsendiğini belirterek, 2026’yı hem somut sonuçların alınacağı hem de yeni bir büyüme döneminin başlayacağı, Türkiye’nin enerji ve maden alanında ağırlığını artıracağı bir “eşik yıl” olarak tanımladı.
Birol’un küresel çerçevesi: Jeopolitik riskler ve hızlanan elektrifikasyon

IEA Başkanı Dr. Fatih Birol, jeopolitik unsurların enerji denkleminin giderek daha belirleyici bir unsuru haline geldiğini vurguladı. Birol, petrol piyasasında arzın bol olduğu ve talebin yavaşladığı bir döneme girildiğini, Amerika, Kanada, Brezilya, Arjantin ve Guyana’da üretim artışlarıyla fiyatların bir yılda 80 dolardan 60 dolara gerilediğini; 2026’da da bu seviyelerde seyrin beklendiğini ifade etti. Birol, doğal gaz tarafında tarihte görülmemiş ölçekte yeni LNG kapasitesinin devreye girdiğini ve bunun fiyatları aşağı çekerken alıcıların elini güçlendirdiğini belirtti. Kömürde dünya üretiminin önemli bölümünün Çin kaynaklı olduğu, diğer ülkelerde ise net düşüş eğilimi görüldüğü değerlendirmesini paylaştı.
Birol’un dikkat çektiği ana eğilim, elektrik talebindeki sıçrama oldu. Geçmiş 10 yılda elektrik talebinin toplam enerji talebinden iki kat hızlı büyüdüğünü, önümüzdeki 10 yılda ise toplam enerji talebinden altı kat daha hızlı büyümesinin beklendiğini söyledi. Bu artışın arkasında yapay zeka veri merkezleri, iklimlendirme ihtiyacı ve elektrikli araçlar gibi yeni yük merkezleri bulunduğunu vurguladı. Birol ayrıca, nükleerde küresel ölçekte yeni bir döneme girildiğini, 2025’in nükleer üretimde zirve yılı olduğunu ve nükleerin Türkiye için bir tercih değil, stratejik zorunluluk haline geldiğini ifade etti.
Kritik minerallerde kırılganlık: Rafinaj ve uç ürünlerde katma değer ihtiyacı
Birol, kritik minerallerde yüksek coğrafi yoğunlaşmanın risklerine işaret ederek, nadir toprak elementlerinde Çin’in pazar payının %92 düzeyinde olduğunu; tüm alternatif rafinaj projeleri hayata geçse bile bu oranın 2035’te ancak %75’e gerileyebileceğini belirtti. Bu tabloyu, 1970’lerin petrol krizine benzer yeni bir kırılganlık ihtimali olarak değerlendirdi.

IICEC Direktörü Bora Şekip Güray ise “Türkiye kritik enerji mineralleri görünümü 2025” raporunun lansman sunumunda, temiz elektrifikasyondaki büyümeyle birlikte kritik enerji minerallerine talebin 2053’e kadar mineral bazında değişmekle birlikte 3 ila 11 kat artış gösterebileceğini aktardı. Güray, özellikle rafinajda ve teknolojik uç ürünlerde gelişime odaklanmanın, katma değerli ve sürdürülebilir üretim açısından önemli kazanımlar sağlayabileceğini; uluslararası iş birliklerinin de kritik olduğunu ifade etti.
Enerji güvenliği artık ekonomik ve ulusal güvenlik başlığına taşınıyor
Güler Sabancı, enerji talebinin artmaya devam ettiğini; jeopolitik gelişmeler, ticaret dinamikleri, kritik mineraller ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle enerji güvenliğinin giderek daha karmaşık bir başlığa dönüştüğünü belirtti. Bu çerçevede enerji güvenliğinin artık aynı zamanda ekonomik ve ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini vurguladı.

COP31 perspektifi ve iklim finansmanı: Küresel gündem için kritik fırsat
Dr. Fatih Birol, emisyonların büyük bölümünün enerji sektöründen kaynaklandığını, afetlerin hem sıklığının hem şiddetinin arttığını; buna karşın iklim başlığının dünya liderlerinin gündeminde geri plana itildiğini söyledi. Bu nedenle Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapma ihtimalini, iklimi yeniden küresel gündemin üst sıralarına taşıyacak ve finansman açısından gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanlar arasında köprü kurabilecek kritik bir fırsat olarak değerlendirdi.
Firecarrier okuması: 2026, tek bir denklemin parçalarının aynı anda somutlaştığı eşik
Konferansta öne çıkan elektrifikasyon, şebeke yatırımları, kritik mineraller ve finansman başlıkları; ayrı ayrı gündemler gibi görünse de birlikte okunduğunda, 2026 sonrasında Türkiye’nin enerji sistemini şekillendirecek tek bir stratejik denkleme işaret ediyor. Elektrik talebindeki hızlanma, yalnızca üretim kapasitesini değil, bu elektriği güvenilir biçimde taşıyacak iletim ve dağıtım altyapısını belirleyici hale getiriyor.
Elektrikleşme: Talep artışı değil, sistem dönüşümü
Küresel ölçekte enerji talebinin ağırlık merkezi hızla elektriğe kayıyor. Önümüzde on yılda elektrik talebinin, toplam enerji talebinden çok daha hızlı büyümesi bekleniyor. Bu artışın arkasında yalnızca geleneksel sanayiler değil; yapay zeka veri merkezleri, elektrikli ulaşım ve iklimlendirme gibi yeni yük merkezleri bulunuyor. Bu tablo, elektriğin artık bir “ikincil enerji taşıyıcısı” değil, ekonomik faaliyetlerin ana omurgası haline geldiğine işaret ediyor. Firecarrier notu: Elektrikleşme bir trend değil, geri dönüşsüz bir yön değişimi.
Türkiye perspektifi: Yeni enerji mimarisi ve “iletim 2.0”
Türkiye’de artan elektrik talebi, yalnızca üretim kapasitesiyle değil; iletim ve dağıtım altyapısının dayanıklılığıyla yönetilebilecek bir döneme giriyor. Bu noktada öne çıkan yaklaşım, üretim-tüketim dengesini ülke genelinde taşıyabilecek yüksek kapasiteli bir şebeke omurgasının kurulması. “Elektrik otobanı” benzetmesiyle ifade edilen bu yaklaşım, klasik şebeke genişletmelerinin ötesinde, “iletim 2.0” olarak tanımlanabilecek bir dönüşüme işaret ediyor. Bu dönüşüm, yenilenebilir kaynakların sisteme entegrasyonu kadar, kesintisiz enerji ihtiyacı olan yeni sanayi kolları için de kritik.
Kritik mineraller: Görünmeyen ama belirleyici cephe
Enerji dönüşümünün en kırılgan halkalarından biri, kritik minerallerdeki yüksek coğrafi yoğunlaşma. Nadir toprak elementleri başta olmak üzere birçok stratejik mineral, enerji teknolojilerinin yanı sıra savunma, dijital altyapı ve ileri sanayi için vazgeçilmez hale geliyor. Bu durum, enerji güvenliğini yalnızca “yakıt” meselesi olmaktan çıkarıp, ham madde, rafinaj ve uç ürün teknolojileri ekseninde çok katmanlı bir güvenlik başlığına dönüştürüyor. Firecarrier notu: 1970’lerin petrol krizi nasıl enerji politikalarını yeniden şekillendirdiyse, kritik mineraller benzer bir kırılganlığı içinde barındırıyor.
Finansman ve COP31 perspektifi: Küresel konumlanma
Enerji dönüşümünün ölçeği, kamu kaynaklarıyla tek başına finanse edilemeyecek kadar büyük. Bu nedenle iklim finansmanı, yeşil yatırımlar ve uluslararası iş birlikleri stratejik kaldıraçlar haline geliyor. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapma ihtimali, yalnızca bir diplomatik başlık değil; enerji ve iklim finansmanını yeniden küresel gündemin üst sıralarına taşıyabilecek bir konumlanma fırsatı olarak okunmalı.
2026 neden eşik: Aynı anda birden fazla başlık somutlaşıyor
2026’yı ayıran şey, tek bir karar ya da yatırım değil; aynı anda birden fazla başlığın somutlaşmaya başlaması. Elektrik talebindeki sıçrama, şebeke yatırımlarının hızlanması, kritik minerallerde stratejik farkındalığın güçlenmesi ve finansman ile uluslararası iş birliklerinin yeniden şekillenmesi, 2026’yı bir “eşik yıl” olarak öne çıkarıyor.
Firecarrier çıkış notu: Tek denklem, tek yön
Bugün ayrı ayrı tartışılan elektrikleşme, altyapı, mineraller ve finansman başlıkları; yarının dünyasında tek bir enerji denklemine dönüşüyor. Bu denklemi erken ve kendi yerel bağlamından okuyanlar, yalnızca uyum sağlamayacak; oyunun kurallarını yazanlar arasında yer alacak.
Okura soru
Sizce Türkiye’nin 2026 sonrası enerji yol haritasında hangi başlık daha belirleyici olacak? Elektrikleşme, şebeke yatırımları, kritik mineraller mi yoksa finansman ve COP31 süreci mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
İlgili haberler
- IICEC raporu: Enerji verimliligi ve Türkiye için kazanımlar
- Enerji sanayi ve ticaret ekseninde Türkiye’nin gelecegi: Fatih Birol’un mesajları
- Birol: Türkiye’nin nükleer santralinde çeşitlendirme gerekli
- Enerji dönüşümü kritik minerallere olan talebi artırıyor
- COP31 Antalya ev sahipliği: Türkiye ve Avustralya uzlaşması
- COP31 hazırlıkları için idari altyapı: Resmi Gazete kararı
- Fatih Birol: Dünyanın ilk global enerji krizinin ortasindayiz





















