Türkiye ilk rüzgar türbinini 1998 yılında işletmeye aldı. Son beş altı yıldır ise rüzgar sektöründe hızlı bir  gelişme yaşanıyor. Türkiye özellikle son dönemde YEKA projeleriyle hızlı bir ilerleme kaydetmeye başladı. 2017 sonu itibariyle yaklaşık 7 bin MW’ye yakın rüzgar santrali hayata geçti. Bu da 10 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor. Geçen yıl haziran ayında 710 MW’lık, ağustos ayında 1000 MW’lık YEKA yarışması, aralık sonunda ise 2 bin 110 MW’lık kapasite tahsis yarışmaları yapıldı.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, yatırım değeri 5 milyar dolar olan yaklaşık 4 bin MW’lık kapasitenin, birkaç yıl içinde hayata geçeceğine dikkat çekerek, bu anlamda rüzgar sektöründe sevindirici gelişmeler olduğunu söylüyor.

TÜREB Başkanı Ataseven sektördeki son gelişmeleri, YEKA projelerini, kapasite artışlarını ve yabancı yatırımcıların Türkiye rüzgar sektörüne nasıl baktığını Yeşil Haber’e değerlendirdi.

TÜREB olarak çalışmalarınız nasıl ilerliyor?

Sektörün sıkıntılarını çözebilmek ve rüzgar sektörünü geliştirebilmek adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uzun soluklu bir işin içinde olduğumuzu bilerek hareket ediyor, bu farkındalıkla ilerliyoruz. Hedefimiz sürdürülebilir, öngörülebilir ve yerlilik oranı yüksek bir sektör oluşmasına katkı sağlamak. Bunu da katıldığımız ve düzenlediğimiz kongrelerle, çalıştay ve sektör toplantıları sonucu ortaya çıkan raporlarla desteklemeye çalışıyoruz.

Bu yıl sektörel anlamdaki beklentiniz nedir?

Rüzgar sektörü olarak bu yılın ilk üç ayında gerçekleşmesini beklediğimiz bazı konular vardı. Bunların başında Nisan 2018’de alınacağı belirtilen 2 bin MW’lık başvurular ve işletmedeki RES’lerin kapasite artış talepleri geliyordu. Başvurular iki yıl sonrasına ertelendi ve kapasite artış talepleri konusu henüz netlik kazanmadı.

Geçtiğimiz yıl yarışmaları gerçekleşen yaklaşık 4.000 MW’lık projeler, izin süreçleri nedeniyle ancak 2020-2021 döneminde hayata geçebilecek. Bu süreç içinde rüzgar sektöründeki hareketliliğin azalmaması için kapasite artış taleplerinin karşılanmasını bekliyoruz. Biliyorsunuz her yıl bin MW’lık santrali işletmeye almayı hedefliyoruz.

Kapasite artış talepleri değerlendirilemezse bu yılın sonunda 500-550 MW’lık bir kapasiteyi hayata geçirebileceğimizi öngörüyoruz. Bu takdirde 2018 yılı sonunda 7.400 MW civarında bir kurulu güce ulaşacağımızı söyleyebiliriz. Talepler karşılanırsa bu yılın sonunda bin MW’ın üstünde bir kurulu gücü hayata geçirebiliriz.

“YEKA’LAR OFFSHORE OLARAK DEVAM EDECEK”

Rüzgar sektöründeki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de 2017 sonu itibariyle yaklaşık 7 bin MW’a yakın rüzgar santrali hayata geçti. Bu da 10 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor. Geçtiğimiz sene her yıl işletmeye giren rüzgar santralleri bakımından Avrupa’da dördüncü, dünyada yedinci sırada yer aldık. Son beş altı yıldır Türkiye’de rüzgar sektöründe hızlı bir gelişme sağlanıyor. Amacımız bu gelişmeyi kesintiye uğratmadan devam ettirebilmek.

Geçen yıl haziran ayında 710 MW’lık, ağustos ayında 1000 MW’lık YEKA yarışması, aralık sonunda ise 2 bin 110 MW’lık kapasite tahsis yarışmaları yapıldı. Yatırım değeri 5 milyar dolar olan yaklaşık 4 bin MW’lık kapasite, birkaç yıl içinde hayata geçecek. Bu anlamda rüzgar sektöründe sevindirici şeyler oluyor. Bunun yanında Bakanlığımızın açıkladığı YEKA’lara ilişkin yarışmalar bu yılsonuna doğru offshore (denizüstü) ve onshore (karasal) olarak devam edecek.

2023 hedefi ne oranda revize edildi?

Enerji Bakanlığımız tarafından çok iyi modeller geliştiriliyor. Sürdürülebilir, öngörülebilir ve yerli saç ayağına oturan bir politika izleniyor. Hem yerli sanayinin gelişmesini hızlandıracak, hem de ülkemizi farklı teknolojilerle karşılaştıracak YEKA projeleriyle rüzgar enerjisinin önü açık görünüyor. Bundan sonra yapılacak yarışmalarda orta ve küçük ölçekli yatırımcı ve teknoloji sağlayıcılar için de sürdürülebilirliği sağlayacak mevzuat üzerinde çalışılıyor.

2009 yılında yayınlanan enerji strateji belgesine göre rüzgar sektörünün 2023 yılı için hedefi 20.000 MW idi. Daha sonra bu hedef revize edildi ve her yıl bin MW’lık projenin işletmeye alınması öngörüldü. Bu da rüzgarda her yıl bir milyar dolardan fazla bir yatırımın yapılacağı anlamına geliyor. Geçen yıl 766MW’lık santrali işletmeye alabildik. Yani hedefimizin altında kaldık. Bu yıl eğer kapasite artış talepleri karşılanmaz ise 500-600 MW’lık bir santralin hayata geçeceğini öngörüyoruz.

“YEKA’LAR SEKTÖRE CANLILIK GETİRECEK”

YEKA projelerinin sektöre katkıları neler?

YEKA’lar sektöre bir canlılık getirecek. Piyasalarda yavaş yavaş hareketlilik başladı. Mevcut YEKA’yı alan konsorsiyum nerelerde proje yapacağını netleştirdi. Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne (YEGM) başvuruda bulundu. Bunların teknik incelemesi başlatıldı. Sonrasında resmi gazetede YEKA alanı olarak ilan edilecek. Ön lisans alındıktan sonra inşaat izinlerine başlanacak. Çevre, imar, kamulaştırma, enerji nakil hatları tamamlanacak, kültürel ve doğal SİT değerlendirmeleri yapılacak.

TEA analizi, radarlarla ilgili hususlar değerlendirilecek. Lisansını alacak ve yatırıma geçecek. Bununla birlikte sözleşmenin imzalanmasından itibaren bir yıl içinde ARGE merkezi açıp, 21 ay içinde fabrikayı tamamlayacak. Bütün bu çalışmalar rüzgar sektörüne hizmet veren firmaları da harekete geçirecek. ARGE merkezinde en az 50 mühendis çalışması ve bunların 40 tanesinin Türk mühendis olması isteniyor. Bu açıdan istihdama da katkı sağlayacak. Teknoloji firmaları, hizmet sektöründeki firmalar YEKA projesi için çalışmaya başlayacak.

Rüzgar enerjisi açısından yabancı yatırımcı Türkiye’ye nasıl bakıyor?

Yerli ve yabancı yatırımcıların Türkiye’deki rüzgar sektörüne ilgisi büyük. Yenilenebilir enerji kaynağı tükenmeyen ve kaynağına para vermediğimiz bir enerji, yerli ve çevreci olduğu için her zaman yatırımcılar açısından tercih ediliyor. Son dönemdeki ekonomik dalgalanmalara rağmen sektöre olan ilgi azalmadı. Yatırımlar uzun vadeli olduğundan geçici dalgalanmalar sektörümüzü etkilemiyor.

Geçtiğimiz yılı 2016 kadar başarılı geçiremedik. Buna rağmen Avrupa’daki sıralamamızda çok değişiklik olmadı. 2016 yılında 1.387 MW’lık santrali hayata geçirerek, Avrupa’da ilk üç, dünyada yedinci sırada yer aldık. Geçen sene ise 766 MW’lık santrali hayata geçirdik ve Avrupa’da dördüncü, dünyada yedinci olduk. Yarı yarıya bir düşüş yaşamamıza rağmen sıralamamız neredeyse değişmedi.

Bu da Türkiye’deki rüzgar yatırımlarının Avrupa ile kıyaslandığında gayet iyi bir durumda olduğunu gösteriyor. Tabi ki bu süreçler yabancı yatırımcılar tarafından izleniyor. Rüzgar potansiyelimiz ve YEKA gibi büyük ölçekli projelerimiz yakından takip ediliyor.

“YENİLENEBİLİR ENERJİ REKABETÇİ HALE GELDİ”

2020 yılından sonra destekleme mekanizmasının kalkacak olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugüne kadar gerek dünyada gerek ülkemizde yenilenebilir sektörü destekleme mekanizmaları ile ayakta durabiliyor, yatırım giderlerini karşılayabiliyordu. Artık bu durum yavaş yavaş kabuk değiştiriyor. Son üç dört yıla baktığımızda, yenilenebilir enerji artık konvansiyonel üretim tesisleriyle rekabet edebilir hale geldi.

Rüzgar sektörü kendi ayakları üzerinde duracak konuma ulaştı. Bundan sonra sektörün önünü açabilecek farklı iyileştirme çalışmaları yapmak yerinde olacaktır. Bu konuyu geçtiğimiz ay sektör toplantısında ele aldık ve detaylı bir rapor hazırlanması için çalışmaları başlattık. En kısa zamanda önerilerimizi paylaşacağız.

Sektörde sürdürülebilirliği sağlamak adına neler yapılıyor?

Türkiye’de 2005’teki Yenilenebilir Enerji Kanunundan ve ardından yapılan ikincil mevzuatların oturmasından sonra sürdürülebilir bir piyasa oluştu. Özellikle son altı yılda sektör yüzde 25-30 oranında büyüdü. Bundan sonraki süreçte bunu nasıl devam ettirebiliriz ona bakmak lazım. Sektördeki bu gelişmeler kesintiye uğrasın istemiyoruz.

İnşaa halinde olan santraller sürekli azalıyor. Maalesef yerine yenilerini koyamadık. Geçen yıl kapasite tahsisi verilen 4 bin MW’lık rüzgar projeleri ancak 3-4 yıl sonra hayata geçebilir. Türkiye olarak önümüzdeki 2-3 yılı sürdürülebilir kılmak adına, mevcutta olan rüzgar santrallerinin kapasite artış taleplerini değerlendirebilmeliyiz. Daha sonrası için de her sene düzenli olarak başvuruları aksatmadan sektöre sunabiliyor olmalıyız.

“7.2 DOLARDAN ÖDEME YAPILMAK İSTENİYOR”

Fiyat artışını nasıl buluyorsunuz?

Geçen yıl yapılan yarışmalardaki fiyatlar oldukça düşük çıktığı için şu an ilave kapasite artış talebi isteyen yatırımcılara 7,2 dolar üzerinden ödeme yapılmak istenmiyor. Haklılık payı olabilir. Fakat burada şöyle bir durum var. Geçen sene yarışmaya giren firmalar gelecek için bir tahmin yaparak, teknolojinin ucuzlayacağını öngörerek bu fiyatları verdiler.

Ama kapasite artışları bugünün şartları ve fiyatları ile hayata geçecek yatırımlar. Bu göz önünde bulundurularak farklı bir düzenleme yapılabilir diye düşünüyoruz. Bizim Türkiye olarak zaman kaybına tahammülümüz yok. Bir an önce bağımsız enerji kaynaklarından enerjimizi üretmemiz lazım.

Yatırımları yüzde 50 yerli teknolojilerle yapıyoruz…

Eğer biz enerjimizi kendi kaynaklarımızdan sağlayamazsak, o zaman bu enerjiyi ithal edeceğiz demektir. Bu da daha pahalı olacaktır. Biz yatırımlarımızı en azından yüzde 50 oranında yerli teknolojilerle gerçekleştiriyoruz. Rüzgarda kanat ve kule, ankraj sistemlerimiz, jeneratörümüz yerli. Asıl kazancımız yerli sanayiyi geliştirmekten dolayı oluyor.

Her 1.000 MW rüzgar enerjisi santralinin devreye girmesi; cari açıktan karbon emisyonlarına, istihdamdan son kullanıcıya kadar geniş bir yelpazede ekonomiye katkı sağlıyor. Ayrıca her yıl 1.000 MW’lık RES gelişimi ile yerli ekipman üreticileri, rekabetçi olabilecekleri bir ölçek yakalayabiliyor. Bu açıdan bakıldığında kapasite artış taleplerine verilecek bedel, yurtdışına enerji için ödeyeceğimizden daha az.

Yeşil Haber

Önceki İçerikEPDK: “Yenilenebilir enerjinin payı yüzde 46’ya ulaştı”
Sonraki İçerikBir evin tüm elektriği için 5 kWh güneş sistemi yeterli

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz