YEKA RES-2025 ile 1150 MW rüzgar kapasitesi tahsis edildi; ancak sahaya iniş hızı, izin ve şebeke takvimi ile finansman iştahının birleştiği noktada belirleniyor.
Hızlı bakış
- YEKA RES-2025 ile 1150 MW rüzgar kapasitesi tahsisi ve sahaya iniş hızını belirleyen izin, şebeke ve finansman takvimi
- Katkı payı seviyelerindeki bölgesel ayrışmanın risk, şebeke erişimi ve maliyet algısına etkisi
- EPDK’nin depolamalı RES ve GES projelerinde süre uzatımı kararı ve geliştirme takvimi baskısının görünür hale gelmesi
- Gelir modeli ve finansman koşulları sertleştikçe kapasitenin devreye alınmasında artan öz kaynak ve fizibilite gereksinimi
- Denizüstü rüzgar ve 2026 sonrası maliyet tartışmasının yeni kapasite dalgasında fizibilite çıtasını yükseltmesi
YEKA RES-2025 sonuçları rüzgar kapasite tahsisinde yeni dengeyi gösteriyor
YEKA RES-2025 ile 1150 MW rüzgar kapasitesi altı projeyle tahsis edilirken bölgesel dağılım yatırımcıların risk ve şebeke erişimi algısını yansıtıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından düzenlenen YEKA RES-2025 yarışmaları, Balıkesir, Kütahya, Aydın-Denizli ve Sivas’ta toplam 1150 MW bağlantı kapasitesinin altı projeyle tahsis edilmesiyle sonuçlandı.
Sonuç tablosu, MW başına katkı payı seviyelerinin bölgeye göre keskin biçimde ayrıştığını ortaya koydu; bu ayrışma, yatırımcıların kaynak kalitesi, şebeke erişimi, geliştirme riski ve finansman maliyetini tek bir teklif davranışına yansıttığını gösteren güçlü bir işaret olarak okunuyor.
Devreye alma takvimi sahada şebeke ve izin süreçleriyle şekilleniyor
Tahsis edilen kapasite ile fiilen devreye giren kapasite arasındaki fark, sektörün yalnızca yatırım niyetiyle değil, uygulama kapasitesiyle de test edildiği bir döneme işaret ediyor.
İzin süreçlerinde çok adımlı yapı, bağlantı düzenlemeleri, ekipman tedarik döngüsü ve sahada inşaat takvimi, devreye alma hızının ana belirleyicileri olarak öne çıkıyor; bu nedenle kapasite tahsisi tek başına üretim artışı anlamına gelmiyor.
Sahaya iniş hızını artıran veya yavaşlatan her idari ve teknik adım, hem proje ekonomisini hem de elektrik piyasasında öngörülebilirliği doğrudan etkiliyor.
EPDK süre uzatımı depolamalı RES ve GES projelerinde takvim baskısını görünür kıldı
EPDK’nin süre uzatımı kararı, depolamalı RES ve GES projelerinde takvim baskısını ve şebeke entegrasyonu ihtiyacını daha görünür hale getirdi.
Depolamalı RES ve GES projelerine ilişkin EPDK kararıyla getirilen süre uzatımı, geliştirme takviminde yaşanan baskının regülasyon tarafında karşılık bulduğunu gösterdi.
Bu adım, sahada izin ve bağlantı aşamalarının yatırım takvimini zorlayabildiği bir dönemde, projelerin hukuki süre uyumunu güçlendirmeyi hedefleyen bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.
Depolamalı projelerde yatırım büyüklüğünün artması, gelir modeline ilişkin belirsizliklerin uzaması ve şebeke entegrasyonu gibi kalemler, devreye alma planlarını daha hassas hale getiriyor; bu nedenle süre uzatımı yalnızca bir takvim düzeltmesi değil, uygulamadaki darboğazların görünür hale geldiği bir eşik olarak da okunabilir.
Finansman maliyeti ve gelir modeli kapasitenin üretime dönüşmesinde kritik rol oynuyor
Rüzgar yatırımlarında finansman koşulları, projelerin devreye alma hızını belirleyen temel faktörlerden biri haline geldi; özellikle depolama bileşeni yatırım bütçesini büyütürken öz kaynak ihtiyacını artırabiliyor ve kredi tarafında seçiciliği yükseltebiliyor.
Bu çerçevede, gelir modelinin öngörülebilirliği yatırım iştahını doğrudan etkiliyor; piyasa koşullarının oynaklaştığı dönemlerde kapasite tahsisinin sahaya inişe dönüşmesi daha fazla disiplin, daha iyi risk yönetimi ve daha güçlü proje bütünlüğü gerektiriyor.
Deniz üstü rüzgar ve 2026 sonrası maliyet tartışması yeni yatırım dalgasını daha karmaşık hale getiriyor
Deniz üstü rüzgar, daha yüksek CAPEX profili ve daha uzun geliştirme döngüsü nedeniyle karasal rüzgarla aynı hızda ölçeklenmeyen bir yatırım sınıfı olarak öne çıkıyor.
Bu başlık, 2026 sonrası maliyet ve destek mekanizması tartışmalarıyla birlikte ele alındığında, yeni kapasitenin devreye alınmasında finansman ve fizibilite çıtasının yükseldiğine işaret ediyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece “ne kadar kapasite tahsis edildiği” değil, “hangi hız ve hangi maliyetle üretime dönüştüğü” daha belirleyici bir performans göstergesi haline geliyor.
2026–2030 döneminde rüzgarda performans ölçütü sahaya iniş hızı olacak
2026–2030 döneminde rüzgarda ana performans ölçütü, tahsis edilen kapasitenin sahaya iniş hızının sürdürülebilir biçimde artması olacak.
YEKA takvimi, depolamalı portföy, şebeke entegrasyonu ve yatırım maliyetleri birlikte değerlendirildiğinde, 2026–2030 döneminde sektörün ana performans ölçütü kapasite ilanı değil, devreye alma hızının sürdürülebilir biçimde artması olacak.
Türkiye rüzgarda kapasite tahsisi tarafında güçlü bir ivme yakaladı; bir sonraki eşik ise tahsis edilen kapasitenin sahaya inişini hızlandıran izin, bağlantı ve finansman mimarisini daha öngörülebilir ve ölçülebilir hale getirmek.
Yorumunuz
Tahsis edilen rüzgar kapasitesinin üretime dönüşmesini hızlandırmak için sizce en kritik kaldıraç şebeke bağlantısı mı, izin süreçleri mi, yoksa finansman koşulları mı?
İlgili haberler
- 1150 MW YEKA RES-2025 sonuçları: 6 projeye tahsis, katkı payı ve 2035 hedefi
- YEKA RES-2025 başvurularında tablo netleşti: 1150 MW kapasite için 30 şirketten 75 teklif
- YEKA yönetmeliğinde kritik değişiklik: Hisse devri Bakan onayına bağlandı
- Türkiye 34 GW depolamalı kapasite tahsisinde hızlanıyor
- EPDK 168 MW’lık depolamalı RES ve GES projelerinde 5 önlisansı iptal etti
- 2026 YEKDEM analizi: Denizüstü rüzgar offshore için özel tarife şart mı?
- TÜREB: depolamalı portföy 32 bin MW, 2026 devreye alma yılına işaret ediyor
- Türkiye 2024 rüzgar enerjisi raporu: Kurulu güç 13.792,5 MW’a ulaştı



















