YEKDEM 2026 santral listesi Lisanssız GES yatırımları Elektrik şebeke kapasitesi

2026’da YEKDEM kapsamındaki 667 santral ve 13.879,02 MWe’lik portföy, Türkiye’nin yenilenebilir üretimde ölçeği büyüttüğünü gösteriyor. Ancak 2025’te kapasite artışının ana sürükleyicisi olan lisanssız GES’ler, TEİAŞ’ın transformatör merkezi bazlı güncel kapasite duyurularında görülen şebeke sıkışıklığıyla aynı döneme denk geliyor.

Hızlı bakış

YEKDEM 2026 santral listesi 667 santral yenilenebilir enerji portföyü

YEKDEM 2026 tablosu: 667 santral ve 13,9 GW’lık destekli portföy

2026 yılında Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamında toplam 13.879,02 MWe güce sahip 667 yenilenebilir enerji santrali mekanizmadan yararlanacak. Bu tablo, bir yandan yenilenebilir üretimin ölçek kazandığını, diğer yandan da destekli portföyün bileşimindeki eğilimleri net biçimde ortaya koyuyor.


Listede adet olarak en yüksek pay biyokütle santrallerinde görülüyor. 2026’da 254 biyokütle santrali mekanizmada yer alacak. Kurulu güç bazında ise en büyük pay rüzgar enerjisi santrallerinde toplanıyor; rüzgar portföyünün YEKDEM’e esas gücü 5.912,80 MWe düzeyinde. Bu kırılım, Türkiye’nin yenilenebilir dönüşümünde rüzgarın ölçek, biyokütlenin ise tesis sayısı açısından öne çıkan iki ayrı eksen olduğunu gösteriyor.

2026’da toplam 97,82 MWe güce sahip 7 yenilenebilir enerji santrali mekanizmaya ilk kez dahil olacak. Öte yandan 96 santral de 10. ve son kez YEKDEM’den yararlanarak destek dönemini kapatacak. Bu iki uç birlikte okunduğunda, YEKDEM portföyünün aynı anda hem yeni girişler hem de çıkışlarla yeniden dengelendiği bir döneme girildiği anlaşılıyor.

Lisanssız GES yatırımları sanayi çatı güneş enerjisi öz tüketim modeli

2025’te kurulu güç artışının lideri lisanssız GES oldu: Güneş açık ara önde

Türkiye’nin toplam kurulu gücü 2025 yılında 5.785 MW net artışla 121.900 MW’a yükseldi. Yıllık artışın sürükleyicisi güneş enerjisi oldu; 2025’te devreye giren kapasitenin 4.688 MW’ı güneş yatırımlarından geldi. İkinci sırada 1.675 MW ile rüzgar yer aldı. Bu iki kalem, yenilenebilir ağırlığın hızlandığı bir kapasite bileşimi ortaya koyarken, aynı dönemde termik santrallerin toplam gücünde yaklaşık 695 MW’lık gerileme görüldü.

Güneşteki artışın kritik ayrımı lisans tipinde ortaya çıkıyor. 2025’te devreye giren güneş gücünün 4.168 MW’ı lisanssız projelerden, 521 MW’ı ise lisanslı projelerden geldi. Bu oran, “yenilenebilir büyümenin ana motoru”nun pratikte lisanssız model olduğunu gösteriyor. Güneş kurulu gücü 2025 sonunda 24.789 MW’a ulaşırken bunun 22.250 MW’ı lisanssız projelerden oluştu.

Lisanssız GES’lerin hızlanması, yalnızca enerji arzı büyümesi olarak okunmuyor. Sanayi ve ticarethaneler için lisanssız model, enerji maliyetini azaltma, elektrik fiyat oynaklığını sınırlama ve karbon maliyeti riskini yönetme aracına dönüşmüş durumda. Bu nedenle yatırım kararları çoğu zaman “piyasa fiyatı” kadar “maliyet güvenliği” ve “rekabet” parametreleriyle şekilleniyor.

Elektrik şebeke kapasitesi trafo merkezi sınırı lisanssız üretim bağlantısı

Şebeke kapasitesi sıkışıklığı: TEİAŞ duyuruları yatırım iştahıyla aynı çizgide

2025’in son günlerinde TEİAŞ, lisanssız güneş ve rüzgar için transformatör merkezi bazlı güncellenen kapasiteleri ve iletim sistemine bağlantı başvuruları değerlendirme raporunu yayımladı. Bu duyurular, sahadaki en kritik gerilimi görünür kılıyor: yenilenebilir kapasite artışı hızlanırken şebeke tarafında kapasite tahsisi ve bağlantı imkanları birçok noktada sınırına dayanmış durumda.

Rakip sahada öne çıkan okumaya göre, 31 Aralık 2025 itibarıyla güneş ve rüzgar kaynaklı dağıtım seviyesinden transformatör merkezi bazlı tahsis edilebilecek güncel lisanssız üretim kapasitesi olmadığına işaret eden değerlendirmeler bulunuyor. Bu ifade, lisanssız büyümenin “her yerde sınırsız bağlanabildiği” bir dönemde olmadığımızı; tam tersine şebeke bağlantı imkanlarının yatırım planlamasının ana belirleyicilerinden biri haline geldiğini gösteriyor.

Bu noktada mesele yalnızca toplam kurulu güç değil; hangi bölgede, hangi transformatör merkezinde, hangi gerilim seviyesinde kapasite bulunduğu ve iletim ile dağıtım sisteminin aynı anda nasıl güçlendirileceği sorusu öne çıkıyor. Bu nedenle lisanssız GES büyümesi ile şebeke kapasite sıkışıklığını birlikte okumak gerekiyor.

Lisanssız model şebeke sınırlarını nasıl aşıyor: Tüketim odaklı dönüşüm ve yeni denge

Şebeke kapasitesinin birçok noktada sınırlı olduğu bir dönemde lisanssız GES’lerin büyümeye devam etmesi ilk bakışta çelişki gibi görünebilir. Ancak lisanssız modelin mantığı, çoğu senaryoda tüketimle eşleşme üzerinden çalışıyor. Yani yatırımcı, üretimi doğrudan şebekeye satmaktan çok kendi tüketimini dengelemek, faturayı azaltmak ve fiyat riskini sınırlamak için kurulum yapıyor.

Bu yaklaşım, lisanssız GES’leri “şebekeye yük bindiren” bir kapasite artışı olmaktan çıkarıp “tüketimi dönüştüren” bir altyapı hamlesine dönüştürüyor. Sanayi tesisleri ve OSB’ler açısından bu durum, elektrik maliyetlerini kontrol altında tutmanın yanında, karbon maliyeti ve tedarik zinciri baskıları açısından da stratejik değer taşıyor. Yani lisanssız büyüme, sadece enerji politikası değil, aynı zamanda rekabet ve ihracat stratejisiyle kesişiyor.

Bu noktada Türkiye’de enerji dönüşümünün fiilen şebeke yatırımlarının önüne geçtiği bir gerçeklik oluşuyor. Lisanssız güneş ve destekli portföy aynı anda büyürken, sistemin bunu taşıyabilmesi için iletim ve dağıtım yatırımlarının, yeni bağlantı mimarisinin ve esnekliğin eş zamanlı devreye girmesi gerekiyor.

Enerji depolama sistemi elektrik şebeke esneklik ihtiyacı yenilenebilir entegrasyonu

Depolama ve esneklik ihtiyacı: Şebeke yatırımı yetişmezse darboğaz büyür

Şebeke kapasitesi sıkışıklığı, yenilenebilir büyümenin doğal sonucu olarak esneklik ihtiyacını büyütüyor. Bu esneklik iki ana kanaldan geliyor: şebeke yatırımları ve depolama. Depolama, üretim fazlasını sistemde yönetebilme, pik saatlerde yük dengeleme ve dağıtım seviyesinde gerilim dalgalanmalarını sınırlama gibi rolleriyle “yenilenebilir büyümenin sigortası” haline geliyor.

Ancak depolama da tek başına yeterli bir cevap değil. Şebeke planlaması, transformatör merkezi bazlı kapasite yönetimi ve bağlantı kurallarının güncellenmesi, lisanssız büyümenin sürdürülebilirliğini belirleyecek. Aksi halde yatırım iştahı yüksek kalsa bile proje geliştirme süreçlerinde bekleme süreleri uzayabilir, bölgesel kapasite darlıkları artabilir ve sistem maliyetleri yükselmeye başlayabilir.

Bu nedenle 2026 ve sonrasında kritik soru, “kurulu güç ne kadar büyüyecek” değil; “bu kurulu gücü hangi şebeke mimarisiyle taşıyacağız” sorusu. YEKDEM portföyünün büyüklüğü, lisanssız güneşin ağırlığı ve bağlantı kapasitesi tartışması aynı denklemin parçaları haline gelmiş durumda.

YEKDEM maliyeti ve dönüşümün faturası: 2026’da maliyet bandı görünürleşiyor

Destek mekanizması büyürken maliyet tartışması da kaçınılmaz biçimde gündeme geliyor. EPDK tarafından yayımlanan kararlara göre 2026 Ocak-Aralık döneminde YEKDEM maliyeti megavatsaat başına 201,41 TL ile 617,89 TL arasında değişecek. Bu bant, yenilenebilir destek mekanizmasının elektrik tedarik maliyeti içinde izlenmesi gereken bir kalem olmaya devam edeceğini gösteriyor.

Bu maliyet bandı, sanayi için iki nedenle önem taşıyor. Birincisi elektrik fiyatı ve tedarik stratejisi üzerinde dolaylı etkisi. İkincisi ise karbon maliyeti riskleriyle birlikte okunduğunda, şirketlerin enerji portföyünü yeniden tasarlama ihtiyacını artırması. Bu noktada lisanssız güneşin hızlı büyümesi, yalnızca “yenilenebilir payı” hedefi değil, aynı zamanda “maliyet ve rekabet” denkleminde bir tercih olarak öne çıkıyor.

Türkiye enerji dönüşümü elektrik şebekesi geleceği lisanssız GES ve YEKDEM etkisi

2026’ya girerken üç kilit soru: Şebeke, destek sonrası dönem ve lisanssız yoğunluk

2026 tablosu, aynı anda üç kritik soruyu masaya getiriyor. Birinci soru, şebeke yatırımlarının bu hızdaki dönüşümü yakalayıp yakalayamayacağı. Transformatör merkezi bazlı kapasite duyuruları, bağlantı imkanlarının artık yatırım gündeminin merkezine yerleştiğini gösteriyor.

İkinci soru, 10. yılını doldurarak YEKDEM’den çıkacak santrallerin serbest piyasada nasıl konumlanacağı. Bu portföyün fiyatlama davranışı, ikili anlaşmalar, kurumsal PPA’lar ve piyasa stratejileri açısından yakından izlenecek.

Üçüncü soru ise lisanssız güneşin yüksek payının 2026–2030 döneminde ne anlama geldiği. Lisanssız model, maliyet yönetimi ve karbon riskini sınırlama açısından güçlü bir araç sunuyor; ancak şebeke tarafındaki kapasite darlıkları ve esneklik ihtiyacı çözülmezse, büyümenin ritmi teknik kısıtlara takılabilir.

Biyokütlede yüksek adet lisanssız yaygınlık anlamına gelmiyor

YEKDEM portföyünde biyokütle santrallerinin adet olarak yüksek görünmesi, bu kaynağın lisanssız üretimde de yaygın olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’de lisanssız büyümenin ana motoru açık biçimde güneş enerjisi olurken, biyokütle lisanssız modelde daha niş ve sınırlı bir alanda kalıyor. Bunun temel nedeni biyokütle tesislerinin yakıt tedariki, lojistik, emisyon ve sürekli işletme gereksinimleri nedeniyle operasyonel risk profilinin yüksek olması. Lisanssız biyokütle uygulamaları daha çok kendi atığını üreten entegre tesislerde, ısı ve elektriğin birlikte kullanıldığı kojenerasyon senaryolarında anlamlı hale geliyor. Bu nedenle YEKDEM’de biyokütle santrali sayısı yüksek olsa da, 2025’te kapasite artışını sürükleyen lisanssız model fiilen güneş enerjisi üzerinden ilerliyor.

Bu nedenle 2026’ya girerken resim netleşiyor: YEKDEM portföyü ve lisanssız GES dalgası Türkiye’nin dönüşüm hızını yukarı taşıyor, fakat bu hızın kalıcı olması için şebeke, depolama ve bağlantı mimarisinde aynı ölçekte bir güncelleme gerekiyor.

Okura soru

Sizce lisanssız GES dalgası şebeke yatırımları hızlanmadan sürdürülebilir mi, yoksa 2026’da bağlantı kısıtları yeni bir yavaşlama dalgası mı yaratacak?

İlgili haberler


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz