Türkiye petrolde yüzde 90’ın üzerinde, doğalgazda ise yaklaşık yüzde 98 oranında dışa bağımlı. Bu oranların yüksekliği Türkiye’nin enerji bağımsızlığı açısından büyük önem taşıyor. Aslında bağımlılığın düzeyi çok önemli olmayabilirdi. Yeter ki, bu bağımlılık tedarik güvenliğini riske atmasın.

NE DEMEK İSTİYORUZ?
Eğer herhangi bir enerji kaynağı türü konusunda tek ya da sınırlı sayıda tedarikçiye bağımlıysanız, tedarik riskiniz de o ölçüde yüksektir. Şayet tedarikçi sayısı fazlaysa bu riskiniz daha düşüktür. Yani falanca ülkeden alamazsam filancadan alırım, şu şirket vermezse öbüründen alırım diyebiliyorsanız durumunuz biraz daha iyidir.
Hemen belirtelim, Türkiye’nin doğalgazdaki tedarikçi ülke ve tedarik güzergahı sayısı çok sınırlı. Toplam talebin yarısından fazlası tek ülkeye, Rus gazıyla karşılanıyor. Diğer boru gazı kaynakları İran ve Azerbaycan. Yani doğalgaz tedariki yeterince güvence altında sayılmaz. Ama petrolde durum biraz farklı. Bu alanda tedarikçi sayısı yüksek olduğundan petrolsüz kalma riski doğalgaza göre çok daha düşüktür.

PETROL ÇIKARMA FAALİYETİ ARTIRILMALI
Peki Türkiye petrol tedariki güvence altında diye bu kaynağa aynı şekilde döviz ödemeye devam mı etmeli?
Elbette hayır. Bunun için ülke sınırları içindeki petrol çıkarma faaliyetleri arttırılmalı. Ama çıkarmak için önce bulmak, keşfetmek lazım değil mi? Evet.
İşte Türkiye bu konuda şimdi eskisine göre daha hızlı hareket etmeyi ve daha yoğun bir çalışma yürütmeyi hedef olarak önüne koymuş durumda. Bundan birkaç yıl önce ilk petrol arama gemisine sahip olan Türkiye elini yükseltti ve artık sondaj gemisine de sahip.
Karada da petrol ve gaz aramaları hızlanacaktır elbette. Ama denizlerdeki aramaların enerji-güvenlik ilişkisi açısından anlamı daha büyük.

GÜCÜ ARTTIKÇA İŞBİRLİĞİ DA ARTAR
Malum, Kıbrıs çevresinin hidrokarbon kaynaklar açısından zengin bir yapıya sahip olduğu biliniyor. Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin uyarılarına rağmen Ada’da kalıcı barış sağlanmadan bu kaynakların çıkarılmasına dönük çalışmaları hızlandırmış durumda. İşte bu yüzden Türkiye’nin bundan böyle Karadeniz ve Akdeniz’de yılda en az ikişer sondaj açma hedefi koyması önemli.
Sondajlar sonucunda Türkiye Akdeniz’de kendi imkanlarıyla kendi sahibi olacağı kuyularda petrol ve/veya gaz üretimine başlayabilir. Böylece Türkiye bir yandan Rum kesimini uluslararası kurallara uygun hareket etmeye zorlarken bir yandan da kendi elini güçlendirmiş olacak.
Bölgedeki kaynaklar Ada’da kalıcı barışa da hizmet edebilir, sürtüşme konusu da olabilir. Birinci ihtimalin gerçekleşmesi için Rum Kesimi’nin bu konuda Türkiye’ye rağmen değil, Kıbrıslı Türklerle birlikte hareket etmesi şart.
Türkiye’nin petrol çıkarma konusundaki gücü ve yeteneği arttıkça bu işbirliği imkanları da artabilir.
“Fazla iyimsersin” mi dediniz? Kötümser olmaktan iyidir.

Önceki İçerikDalga enerjisi 20 MW’ye ulaştı
Sonraki İçerikYüzde 100 yenilenebilir enerji mümkün mü?

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz