İklim değişikliğiyle mücadele ve kalkınma birlikte mümkün

Sera gazı emisyonlarını azaltmaya ve nihai olarak sıfırlamaya yönelik hedeflerin ülke ekonomilerini nasıl etkileyeceği, enerji temininde fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi kapsayan düşük karbonlu enerji dönüşümünün ne tür sosyo ekonomik etkiler yaratacağı temel bir soru olarak karşımıza çıkıyor.

Dünyanın geleceği açısından kritik önemi olan bu sürecin her ülkenin kendi koşullarına göre planlanabilmesi için sayısal makro ekonomik modelleme araçları ile birlikte niteliksel yöntemlerle yapılan çalışmalar yön gösterici olabilir.

Bu tür çalışmaların uluslararası örnekleri dönüşümün ekonomik büyüme ve istihdam üzerindeki net etkisinin küçük ve çoğunlukla olumlu olduğuna işaret ediyor. Sosyo ekonomik refah üzerinde yapılan çalışmalar da dönüşümün özellikle sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin önemli kazanımlar getireceğini ve bu kazanımların eğitim ve diğer sosyal alanlardaki kamu harcamalarıyla desteklendiğinde daha da artabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte net etki olumlu da olsa farklı sektörler, gelir grupları, coğrafi bölgeler ve toplum kesimlerinin deneyimleri arasında büyük farklılıklar ortaya çıkabiliyor.
Türkiye 2030’da yenilenebilirin payını yüzde 55’e çıkarmayı öngörüyor

Aynı soruları Türkiye için de sorduğumuzda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Yani, Türkiye’de enerji dönüşümünü hızlandırmanın sosyoekonomik açıdan Türkiye’ye etkisi ne olabilir? SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin Temmuz 2021’de yayımladığı “Türkiye Elektrik Sistemi Dönüşümü’nün Sosyo Ekonomik Etkileri”çalışması bu soruya cevap arıyor.

SHURA tarafından yapılan çalışmada elektrik sistemi dönüşüm senaryosu, 2030 yılında toplam elektrik üretimi içinde yenilenebilir enerjinin payının, %30 rüzgar ve güneş enerjisinden olmak üzere %55’e çıkarılmasını ve elektrik tüketiminde enerji verimliliği ile birlikte resmi planlara kıyasla %10 tasarruf sağlanmasını öngörüyor. Çalışma, mevcut kamu politikalarını yansıtan baz senaryoya kıyasla dönüşüm senaryosunun etkilerini irdeliyor.

Mevcut politikaların devamını öngören baz senaryoda elektrik üretiminin karbon yoğunluğunun %15 azalacağı, ancak elektrik üretimi kaynaklı toplam karbon emisyonları %30 artacağı hesaplanıyor. Dönüşüm senaryosunun ise elektrik üretimi kaynaklı karbon emisyonlarının sabitlenmesini ve karbon yoğunluğunun %22 azalmasını sağlayabileceği öngörülüyor.

Çalışma hem baz senaryo hem de dönüşüm senaryosundaki etkileri ayrı ayrı hesaplayarak ikisi arasındaki farkı dönüşümün net etkisi olarak tanımlıyor. Bu şekilde tanımlanmış net etkiler değerlendirildiğinde dönüşümün 2030 yılına gelindiğinde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ile ölçülen ulusal gelir ve toplam istihdam üzerinde küçük ve net pozitif etkisi olduğu görülüyor. 2030 yılında dönüşüm senaryosunda reel GSYİH baz senaryoya kıyasla %1, istihdam ise %0,1 daha yüksek seviyede oluşuyor. Dolayısıyla çalışma bulguları ekonomik büyüme ve istihdam artışında fedakarlık yapmadan elektrik üretimi kaynaklı sera gazı emisyonlarını sabitlemenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Dönüşümün geniş anlamda ekonomik ve sosyal refah üzerindeki etkileri ise ulusal gelirdeki artışın ötesinde önemli katkılar getiriyor. Bu bağlamda en büyük avantajlar dış ticaret dengesi, sanayi katma değeri, reel ücret gelirleri ile sağlık ve iklim üzerindeki olumlu etkilerin yarattığı ekonomik değerde görülüyor.

Dönüşüm yüksek vasıflı istihdam olanakları yaratacak

• 2030 yılında dönüşüm senaryosunda dış ticaret açığının baz senaryodakinden yıllık 10,2 milyar ABD doları daha düşük olması bekleniyor. Dış ticaret dengesine katkının yıllık 1 milyar dolarlık bölümü elektrik üretimi için enerji hammaddeleri ithalatındaki azalmadan kaynaklanırken, büyük bölümü sanayi ürünleri ihracatındaki artıştan kaynaklanıyor.
• Dönüşüm senaryosunda sanayi katma değerinin baz senaryodakinden yıllık 40 milyar dolar daha yüksek seviyede oluşacağı hesaplanıyor. Ancak etkinin yönü ve boyutu sektörler arasında farklılık gösteriyor. Dönüşüm orta-yüksek teknoloji seviyesindeki sektörlerde, özellikle rekabetçi ve ihracata yönelik yapılanmış otomotiv ve makine sektörlerinde en yüksek büyüme rakamlarını getirirken, tarım, gıda işleme, tekstil/giyim gibi emek yoğun sektörler daha yavaş büyüyor.
• Dönüşümün baz senaryoya kıyasla daha yüksek vasıflı ve ücret düzeyi daha yüksek istihdam olanakları yaratacağı öngörülüyor. 2030 yılında dönüşüm senaryosunda yıllık ücret gelirlerinin baz senaryodakinden 8,7 milyar dolar daha yüksek olacağı hesaplanıyor. Reel ücret gelirlerindeki artışın sosyal refah artışına önemli katkı sağlayacağı düşünülüyor.
• Dönüşüm senaryosuyla birlikte hava kirletici emisyonlar ve sera gazı emisyonlarının azalması bekleniyor. Bu emisyonlardan kaynaklanan ve piyasa fiyatlarına yansımayan dışsal maliyetlerdeki azalmanın ekonomik değeri 2030’da yıllık 2,7 milyar dolar olarak hesaplandı.
• 2030 yılına kadar her iki senaryoda da yaklaşık 4,2 milyon kişiye istihdam yaratılacağı hesaplanıyor. Ancak, dönüşümle birlikte istihdam alanlarının farklılaşması bekleniyor. Verimlilik artışlarından yararlanan veya dönüşüme ara malı/girdi sağlayan otomotiv, makine, beyaz eşya, demir-çelik, kimya, kurulum ve onarım gibi sektörlerle eğitim ve sosyal hizmetlerde istihdam baz senaryodakinden daha fazla olacak.

Öte yandan verimlilik artışından daha az yararlanan tarım, tekstil/giyim, konaklama/yiyecek gibi emek-yoğun sektörlerde istihdamın baz senaryodakinden daha düşük olması bekleniyor. Fosil yakıtlardan elektrik üretimi ile bağlantılı madencilik sektöründe ve enerji verimliliği sonucunda elektrik sektöründe de baz senaryoya kıyasla daha düşük istihdam bekleniyor.

Yıllık 4 milyar dolar ek maliyet oluşacağı hesaplanıyor

Dönüşüm senaryosunda baz senaryoya kıyasla ağırlığı sistem maliyetleri olmak üzere yıllık 4 milyar dolar civarında ek maliyet oluşacağı hesaplanıyor. Buna kıyasla baz senaryoya kıyasla oluşacak ekonomik faydanın yıllık değeri 12-13 milyar dolar mertebesinde. Diğer bir deyişle, elektrik sistemi dönüşümünün maliyetinin 3 katı ekonomik fayda getirmesi bekleniyor.

Dönüşüm senaryosunu gerçekleştirmek için önümüzdeki 10 yılda yatırımların baz senaryodakinin iki katı, yani yıllık ortalama 12,5 milyar dolar seviyesinde yatırıma ihtiyaç duyulacağı hesaplanıyor. Hesaplamalar yatırım ihtiyacının ağırlıklı olarak enerji verimliliği, elektrifikasyon ve enerji depolama alanlarında olacağını, elektrik üretiminde ise yalnız %5 artışın yeterli olacağını ortaya koyuyor. Yatırımlarda öngörülen bu artış finansman ihtiyacında da benzer bir artışı beraberinde getiriyor.

İhtiyaç duyulan yatırımların önünün açılabilmesi ve finansmanın sağlanabilmesi için ulusal ve uluslararası ölçekteki yatırımcılar ve finansman sağlayan kuruluşlar açısından öngörülebilirlik önem taşıyor. Politika ve eylemlerin etkili ve öngörülebilir olması için Türkiye’nin 2030 ve 2050 yılları perspektifinde iklim değişikliğine yönelik hedef ve politikalarının netleşmesi, bu doğrultuda yol haritası içeren bir iklim eylem planı oluşturulması gerekiyor. Konuyla ilgili tüm aktörler için öngörülebilirlik sağlayacak böyle bir plan bir yandan iklim değişikliği ile mücadelede yol alınmasını sağlarken, bir yandan da iktisadi kalkınmaya katkıda bulunacaktır. Bu kapsamdaki plan ve eylemlerin toplumun tüm kesimleri üzerindeki etkileri dikkate alması, enerji dönüşümünün adil, eşitlikçi ve katılımcı bir şekilde yürütülmesi faydaların azami düzeyde gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Önceki İçerikMediaMarkt mağazasında güneş enerjisi standı açtı
Sonraki İçerikSulama için güneş sistemi kurdu, elektrik masrafından kurtuldu
Yael Taranto
Yael Taranto SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nde Enerji Analisti olarak çalışmaktadır. Yael 1996-Ağustos 2018 döneminde Türkiye Sınai Kalkınma Bankasında Yönetici/Ekonomist olarak çalıştı. TSKB’de görev yaptığı süre boyunca sektörel analiz, danışmanlık, değerleme, kredi süreci ve proje finansmanı konularında görev aldı. TSKB’deki görevi sırasında 300’den fazla şirket için kredi değerleme ve fizibilite raporları hazırladı. Enerji sektöründe yaklaşık 200 adet proje çalışmasında yer alan Yael, bunun yanında Türkiye’nin ilk özel sektör doğalgaz ve elektrik dağıtım projelerinde danışmanlık işlerinde çalıştı. Bu görevlerin yanı sıra TSKB’ye temalı kaynak sağlayan Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Alman Kalkınma Bankası (KfW) ve Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) gibi uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarının tema tasarımı için çalışmalar yaptı. Bu kapsamda enerji, yenilenebilir enerji ve çevre konularında raporlar hazırladı ve müzakerelerde bulundu. TSKB tarafından 2016’da yapılan Türkiye’nin ilk Yeşil Tahvil ihracında ürünün kavramsal çerçevesinin hazırlanması ve danışman kuruluşlarla müzakere edilmesinde görev aldı. Banka içi faaliyetlerinin yanı sıra üniversitelerde (Koç Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ) ders ve seminerler verdi, makale ve gazete yazıları yayınladı. Yael, ABD’de Smith College’da Ekonomi alanında lisans ve Fordham Üniversitesi’nde Uluslararası Politik Ekonomi ve Kalkınma alanında yüksek lisans yapmıştır.

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz