küresel enerji dönüşümü

Uluslararası enerji danışmanlığı şirketi DNV tarafından yayımlanan yeni bir raporda, küresel ölçekte yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin Paris İklim Anlaşması’nın net sıfır hedefine ulaşmada yeterli olmayacağına dikkat çekildi.

DNV’nin 5. Yıllık Enerji Dönüşüm Görünüm raporu COP26 olarak da bilinen ve 1-12 Kasım 2021 tarihleri arasında İskoçya’nın Glasgow kentinde yapılması planlanan 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde yayınlandı. Konferansta dünya liderleri 2050 yılı için net sıfır emisyon hedefine ulaşmak amacıyla küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlı tutulması konusunda anlaşmış durumdalar.

Covid-19 pandemisi kaybedilmiş bir fırsat

DNV CEO’su Remi Eriksen
DNV CEO’su Remi Eriksen

Ancak DNV CEO’su Remi Eriksen küresel emisyonların mevcut enerji sistemi dikkate alındığında 2030 yılında sadece yüzde 9 düşeceğini ve bunun da 1.5 derecelik ısınma sınırının aşılmasına neden olacağını tahmin ediyor. Eriksen koronavirüs pandemisinin enerji dönüşümünü hızlandırmak konusunda kaybedilmiş bir fırsat olduğunu savunuyor.

Eriksen, “Pandemide açıklanan ekonomik destek paketlerinin çoğu, büyük ölçüde mevcut endüstrileri dönüştürmek yerine korumaya odaklandı. Yeniden inşa etmek yerine iyileştirme yoluna gidildi. Bu anlamda kaybedilmiş bir fırsat olsa da karbondan arındırılmış bir enerji sistemine geçiş konusunda son şansımız değil.” dedi.

Rapor yüzyılın sonunda küresel ısınmanın 2.3 derece artacağını öngörüyor. Karbondan arındırılması zor sektörlerde önemli araştırma, geliştirme ve yatırımlara ihtiyaç olduğunu savunan rapora göre, yeşil hidrojen yatırımları da kısa sürede etki yaratacak ölçekte değil.

Enerji verimliliğinin artması talebi dengeleyecek

enerji verimliliği

Enerji uzmanları, yeşil hidrojen ve karbon yakalama teknolojilerinin hızlanmasının etkilerini tartışırken, fosil yakıtlar 2050 yılında doğal gazın önemini korumasıyla enerji talebinin yüzde 50’sini oluşturmaya devam edecek.

Eriksen, “Hidrojen ekonomisinin daha hızlı güçlenmesi için olağanüstü çaba gerekiyor. İklim felaketini önlemek için harekete geçmemenin insanlığa maliyeti çok ağır olacak” dedi.

Diğer yandan iklim değişikliğiyle mücadelede enerji verimliliğinin artması bir umut ışığı yaratıyor. Zira artan verimlilik gelecek 30 yılda enerji talebini belli oranda karşılamaya yeterken bu açıdan hükümetlere ve şirketlere büyük fırsatlar sunuyor.

2050’de elektriğin yüzde 12’si PV ve depolama sisteminden sağlanacak

Mevcut enerji sisteminin tamamıyla yenilenebilir kaynaklardan oluşmadığına işaret edilen raporda verilen teşviklerin, azalan maliyetlerin ve karbon fiyatlandırmasının yenilenebilir enerjiyi yakın zamanda baskın kaynak haline getireceği belirtildi.

2050 yılında şebeke bağlantılı elektriğin yüzde 12’sinin solar PV ve enerji depolama sistemlerinden sağlanacağı ve bu kaynağın termal, nükleer ve hidroelektrik ile doğrudan rekabet edeceği tahmin ediliyor.

Rüzgar enerjisi 2050 yılında dünya elektrik üretiminin yüzde 33’ünü sağlayacak. Toplam rüzgar enerjisinin yüzde 40’ını ise son yıllardaki hızlı büyümesi sayesinde offshore (deniz üstü) rüzgar enerjisi oluşturacak.

Önceki İçerikYeşil Anlaşma’ya uyumda Türkiye’yi bekleyen büyük maliyet
Sonraki İçerikElektrikli ve Hibrit Sürüş Haftası 11-12 Eylül’de düzenlenecek

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz