Ana Sayfa Etiketler Iklim krizi

Etiket: iklim krizi

Zorlu Enerji Küresel Sürdürülebilirlik Liderleri arasında

Sürdürülebilirlik Zorlu Enerji

Tüm dünyayla birlikte ülkemizdeki şirketler de çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki performanslarını sürdürülebilirlik uygulamaları kapsamında kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşmaya başladı.

Zorlu Enerji de bu gelişmeler doğrultusunda geleceğin enerji şirketi olma vizyonuyla sürdürülebilirliği bir iş yapış biçimi haline getirirken tüm faaliyetlerini çevreye duyarlı, paydaşlarının beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gerçekleştirmeye devam ediyor.

Bu kapsamda iki yılda bir ‘Sürdürülebilirlik Raporu’ yayımlamaya devam eden Zorlu Enerji iklim krizi ile mücadele, karbon emisyonlarının azaltılması, kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanılması, enerji verimliliği, enerji arz güvenliği, çevresel, sosyal ve yönetişim konuları çerçevesindeki tüm çalışmalarını bu rapor ile paylaşıyor.

SÜREKLİ ÖĞRENME KRİTERLERİ ALTINDA DEĞERLENDİRİLİYOR

Zorlu Enerji SürdürülebilirlikŞirketler sürdürülebilirlik odağında çalışmalarına devam ederken Argüden Yönetişim Akademisi de alanında en iyi şirketlerin (Küresel Sürdürülebilirlik Liderleri) sürdürülebilirlik çalışmalarını nasıl yürüttüğünü ve yönettiğini tanımlayan Sürdürülebilirlik Yönetişim Karnesi’ni geliştirdi. Etki odaklı bir araştırma niteliğinde olan bu çalışma, paydaşları harekete geçirmeyi ve uygulama etkinliğini artırmayı hedefliyor.

Akademi, SG Puan Kartı’nı sürdürülebilirlik yönetişimindeki iyi uygulamaları vurgulayarak ve uzun vadeli değer yaratma için ölçüm araçları sağlayarak iş dünyasını daha sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçmeye motive etmek için tasarladı. Şirketlerin sürdürülebilirlik çabalarının yönetişim kalitesi ise rehberlik sağlama, uygulama, yönetim kurulu gözetimi ve döngü boyunca sürekli öğrenme kriterleri altına değerlendiriliyor.

TEK YENİLENEBİLİR ENERJİ ŞİRKETİ OLDU

Beş farklı gruplandırmanın yapıldığı araştırmaya Almanya, Amerika, Çin, Güney Afrika, Hindistan, İngiltere ve Türkiye borsalarının sürdürülebilirlik endekslerindeki 212 şirket dahil edildi. Akıllı Hayat 2030 vizyonu ve sürdürülebilirlik çalışmaları sayesinde araştırmaya Türkiye’den giren 12 şirketten biri olan Zorlu Enerji, Sürdürülebilirlik Liderleri arasında tek yenilenebilir enerji şirketi olarak da öne çıktı.

Konuyla ilgili Zorlu Enerji sıfır karbon için 1.2 milyon fidan dikecek haberi de ilginizi çekebilir.

Türkiye’ye Paris Anlaşması için çağrı yapıldı

Paris İklim Anlaşması

Küresel sıcaklık artışını iki derecenin altında tutmayı ve daha fazla çaba sarf ederek 1,5 derecede sınırlamayı amaçlayan Paris Anlaşması’nı Türkiye’nin de onaylaması için sivil toplum kuruluşları TBMM’ye iletilecek bir imza kampanyası başlattı.

Paris Anlaşması’na bugüne kadar 197 ülke imza attı, bunların 191’i anlaşmaya taraf olarak süreci tamamladı. Türkiye ise anlaşmaya taraf olmayan altı ülkeden biri.

Her geçen gün etkisini daha fazla hissettiğimiz iklim krizini durdurmayı, dünyanın ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı iki derecenin olabildiğince altında tutmayı ve daha fazla çaba sarf ederek 1,5 derecede sınırlandırmayı amaçlayan Paris Anlaşması’na Türkiye’nin de katılmasını isteyen sivil toplum kuruluşları bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasını destekleyen kuruluşlar, Paris Anlaşması’nın ilk imzacılarından Türkiye’nin, süreci tamamlayarak anlaşmaya taraf olmasını istiyor. Bunun için de söz konusu anlaşmanın TBMM’de onaylanması gerekiyor. Onaylama sürecini tamamlamayan ülkeler Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen ve Türkiye. Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi.

2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefi

TBMM

Dünyanın geri kalanı ise iklim politikaları açısından iddialı bir döneme girdi. Avrupa Birliği 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı ve 2050 yılına kadar da karbon nötr olmayı hedefliyor. Çin, 2060 için karbon nötr olma hedefini; Japonya, Güney Kore, Güney Afrika ve Kanada ise sıfır emisyon planlarını açıkladı. ABD ise Paris Anlaşması’na geri döndü.

Anlaşma’ya taraf ülkeler, “ulusal katkı beyanı” adı verilen ve ülkelerin kendi şartları doğrultusunda hazırladığı bir plan çerçevesinde iklim krizine yol açan seragazı emisyonlarını nasıl sınırlayacaklarını  ya da azaltacaklarını belirtiyor.

Paris Anlaşması, ülkelere bir azaltım hedefi koymazken, taraf ülkelerin kendi iradeleriyle belirlediği ulusal katkı beyanlarının küresel ısınmayı iki derecenin altında kalacak şekilde iyileştirilmesi için müzakere edilmesini öngörüyor. Gelişen ülkelere ise gelişmiş ülkelerce teknolojik ve mali destek sağlaması isteniyor.

İklim müzakereleri dışında kalabilir

İmza kampanyasına bugüne kadar çevreyle ilgili çalışmalar yürüten 37 sivil toplum kuruluşu destek verdi. Toplanan imzalar, Paris Anlaşması’nın onay sürecinin tamamlanacağı TBMM Başkanlığı’na teslim edilecek. İmza kampanyasını başlatan kuruluşlar, Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmaması halinde uluslararası iklim müzakereleri sürecinin büyük oranda dışında kalacağını da belirtiyor.

Kim ne diyor?

Süheyla Doğan
Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü

“Türkiye bir an önce Paris Anlaşmasını onaylamalı ve en kısa sürede de karbon nötr bir ülke olmalı. Bu amaca ulaşmak için de hedeflerini belirleyerek, bu hedeflere ulaşılmasını sağlayacak somut adımları atmalıdır. Paris Anlaşması’nı sürecin ilk adımı olarak kabul ediyoruz.”

Özgür Gürbüz
Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

“Karbonsuz yeni bir düzen kuruluyor ve Türkiye bu düzenin dışında kalıyor. En çok seragazı emisyonu üreten 20 ülkeden biri olan Türkiye’nin de hemen harekete geçmesi gerek. Kimse Türkiye’den tek başına dünyayı kurtarmasını beklemiyor ama evinin önünü süpürmesini istiyor. Türkiye petrol ve doğalgazda zaten dışa bağımlı, tükettiği kömürün de yüzde 60’ı ithal. Dolayısıyla, fosil yakıtlardan kademeli bir şekilde çıkıp yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine geçmek zaten her açıdan Türkiye’nin lehine”.

Paris Anlaşması için Türkiye'ye çağrı

Bengisu Özenç
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Direktörü

Düşük karbonlu ekonomiye geçiş stratejileri bugün ülkelerin yalnızca sanayilerini değil, dış politikalarını da şekillendiriyor. Net-sıfır emisyona ulaşma hedefi 29 ülkede kanunlaşmış ya da politika dokümanlarına yerleşmiş durumda. 98 ülke ise bu yönde hedef almayı tartışıyor. Uluslararası ilişkiler söz konusu hedefler üzerinden yeniden tanımlanırken, Türkiye maalesef bu gruplar arasında yer almıyor. Açıkça belirlenmiş bir “yeşil kalkınma” stratejisi bulunmayan Türkiye’nin, kendisini bu küresel gündemin bir parçası haline getirebilmesi için ilk adım Paris Anlaşması’nın onaylanması. Bu konuda daha fazla vakit kaybedilmemesi gerekiyor.

Ceren Pınar Gayretli
TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

23 Şubat 2021 tarihinde Güney Sudan’ın da anlaşmaya taraf olması ile Türkiye, Paris Anlaşmasını onaylayarak yürürlüğe koymayan 6 ülkeden biri oldu. Türkiye’nin sera gazı azaltım taahhütlerini iyileştirmesi ve sözleşmeye taraf olan diğer 191 ülke gibi Paris İklim Anlaşması’nı onaylayarak yürürlüğe koyması gerekiyor. Türkiye, Paris Anlaşmasını onaylamamaya devam ettiği takdirde, geleceğin siyasetinin, ticaretinin ve ekonomisinin çerçevesini çizen ülkelerin dışında kalacak, yön veren değil, izleyen olacak. Türkiye’nin bir an önce Paris İklim Anlaşması’nı onaylayıp, iklim hedeflerini güçlendirerek küresel çalışmaların liderleri arasında yer almasını talep ediyoruz.

Aslı Pasinli
WWF-Türkiye Genel Müdürü

“Etkilerini her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissettiğimiz iklim krizi bugün artık herkesi tehdit eden bir ekolojik kriz haline gelmiş durumda. Türkiye ise, kuraklık başta olmak üzere iklim krizinin etkilerini en ciddi ölçüde yaşaması beklenen bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Bu nedenle, dünyanın geri kalanından ayrı hareket etmesi düşünülemez.

Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye’nin iklim krizi ile mücadelede sorumluluğunu yerine getirmek için acilen Paris Anlaşması’na taraf olacağını ve ivedilikle ulusal katkı hedeflerini iyileştireceğini umuyoruz.”

Bu haber ilginizi çektiyse sivil toplumdan Paris Anlaşması için Türkiye’ye çağrı haberimiz de ilginizi çekebilir.

Zorlu Enerji sıfır karbon için 1.2 milyon fidan dikecek

Zorlu Enerji, iklim krizi ile mücadele adımı olarak dekarbonizasyon odaklı iş yapış biçimlerini benimsemesinin yanı sıra faaliyetlerinden kaynaklanan karbon ayak izini Tarım ve Orman Bakanlığı ile iş birliği içerisinde gerçekleştirdiği Sıfır Karbon Ayak İzi Ormanları Projesi ile sıfırlamayı hedefliyor.

Proje kapsamında son olarak Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde oluşturduğu hatıra ormanına 30 bin kızılçam, 40 bin badem ve 20 bin akasya fidanı diken Zorlu Enerji, bugüne kadar toplamda 330 binden fazla fidan dikti. Zorlu Holding’in Akıllı Hayat 2030 stratejisi kapsamında hedeflerini belirleyen Zorlu Enerji, bu hedefler ve sürdürülebilirlik vizyonu çerçevesinde 1.2 milyon fidana ulaşmayı planlıyor.

YÜZDE 87’Sİ YENİLENEBİLİR KAYNAKLARDAN

Zorlu Enerji’nin 2020 yılı sonu itibariyle Türkiye’deki üretim portföyü içindeki yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerji oranı yüzde 87’ye ulaşmış bulunuyor. Rüzgar, hidroelektrik ve jeotermal enerji alanlarında yaptığı yatırımlar kadar güneş enerjisi ekosisteminin oluşturulmasına da önemli katkı sağlıyor.

ZES İLE KARBON NÖTRE DOĞRU

Zorlu Enerji çevre dostu, enerji tasarruflu ve düşük emisyonlu olan elektrikli otomobiller için Türkiye’deki gerekli şarj istasyonu ağını, 2018 yılında hayata geçirdiği ZES (Zorlu Energy Solutions) markası ile kuruyor. Yapılan son yatırımlarla birlikte şarj istasyonu ağını 81 ile yayan ZES, elektrikli otomobil devinimini hızlandırarak karbon nötr hedefine ulaşılmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

İKLİM KRİZİNE KARŞI UYARIYOR

2010 yılında Karbon Saydamlık Projesi’ne Türkiye’den gönüllü olarak katılan ilk enerji şirketi olan Zorlu Enerji, 2011 yılından beri her yıl karbon ayak izi raporunu kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşıyor.  Aynı zamanda Türkiye’de ISO 14064-1 Sera Gazı Doğrulama Standardı alan ilk enerji şirketi olan Zorlu Enerji, faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının takibi, kontrolü ve azaltımı konusunda çalışmalar gerçekleştirirken sera gazı emisyonlarının miktar ve ölçüm metodolojilerini düzenli olarak doğruluyor.

Kuruluşundan bu yana BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni benimseyen Zorlu Enerji, 2°C Bildirisi’nin imzacıları arasında da yer alıyor. Ayrıca 2010 yılında Osmaniye’de faaliyete geçirdiği Gökçedağ Rüzgar Enerji Santrali Projesi ile Gold Standard Sertifikası alarak Gönüllü Karbon Piyasası’na entegre olup Türkiye’nin ilk karbon emisyon projesini de gerçekleştirdi.

Salgının ve iklim krizinin çözümü yenilenebilir enerjidir!

Yenilenebilir enerjinin ortaya çıkışı dünyanın ilk oluşumuyla başlar. Dünya var olduğundan bu yana güneşin ısısı da vardı. Bu ısı her yere ulaşabiliyor ve ulaştığı her yerde de kaynak olarak kullanılabiliyor. Rüzgar enerjisi de aynı şekilde kaynağı doğamız olup, havanın yer değiştirmesiyle ortaya çıkan kinetik enerjidir. Bu kaynaklara sahip olmak için kimseyle kavga etmenize, savaşmanıza falan gerek yok. Çünkü bu iki enerji kaynağı da her yere eşit şekilde ulaşıyor. Ve ulaştığı her yerde insanları özgürleştiriyor. İkisi de insanların emrine amade kaynaklar.

Rüzgar ve güneşten enerji üretimiyle ilgili teknolojiler 1980’li yıllardan itibaren gelişmeye başladı. O tarihe kadar kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil kaynaklar yoğun şekilde kullanılıyordu. 1970 yılında petrol savaşları ve daha sonra nükleer kazalar yaşandı. 1950’li yıllarda fosil yakıtların neden olduğu hava kirliliğinden dolayı Londra’da 10 bin kişi hayatını kaybettti.

Tüm bu trajik olaylar sonrasında tüm dünya çözüm arayışına girdi. Uzun vadeli geleceği planlama ve bu kapsamda daha az enerji tüketmek ve geri kalan enerjiyi de tümüyle yüzde 100 yenilenebilir enerjiden sağlamak için perspektifler oluşturuldu. Bu kapsamda Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa Yeşil Planı kabul edildi. Bu plan 2050 yılına kadar Avrupa’nın tümüyle “karbon nötr” hale gelmesini hedefliyor.

SU POTANSİYELİ ENERJİ İÇİN KULLANILMAMALI

Yenilenebilir kaynaklar 2015 yılından itibaren Birleşmiş Milletler tarafından “en ucuz enerji kaynağı” olarak teyit edildi. O tarihten itibaren bu kaynakları kullanmayanların akılsızlık etmiş olacağı anlaşıldı. Türkiye de bu yönde gelişmeler kaydetti.  Bugün itibariyle Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde 15’ini hidroelektrik dışı yenilenebilir kaynaklardan yani güneş, rüzgar ve biyogaz’dan karşılamaktadır.

Hidroelektrik dahil edildiğinde yenilenebilir kaynakların payı ciddi oranda artıyor. Ancak hidroelektrik santraller (HES) bulundukları bölgede çevre etkisi açısından sorun oluşturuyor. Bu nedenle artık ABD ve dünyada doğaya müdahale olduğu için “hidrolik dışı” kavramı oturmaya başladı. Biz su potansiyelinin sadece içme amaçlı ve tarımda kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü her gün kendisini yenileyen güneşin buharlaştırdığı sular dağlardan tepelerden nehirlere dökülerek bütün insanlığın emrine amade ücretsiz olarak kullanılabiliyor. Bizim bu kaynağı kirletmemiz doğru değil. Su sınırlı ve yaşam için en kritik kaynak durumunda. Eğer buna dikkat etmezsek salgın hastalıklardan kurtulamayız.

Ayrıca dünya genelinde halen fosil yakıt kullanımından vazgeçilmediği için her yıl 7 milyon insan hava kirliliğinden ölüyor. Avrupa Yeşil Planı bütün Avrupa için “karbonsuzlaştırmadan” söz ediyor. Bunun da ana kolaylaştırıcısı rüzgar ve güneş enerjisiyle hidrojenden elde edilen jet yakıtlarıdır.

Salgına ve iklim değişikliğine karşı tek çözüm tümüyle yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçiştir. Bu da dünyanın ve Avrupa’nın normali haline geliyor. Şu anda geçişin sancıları yaşanıyor.

BİZ DE YEŞİL PLANIMIZI OLUŞTURMALIYIZ

TBMM’de kabul edilen “Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretiminde kullanılmasına ilişkin birtakım değişiklikleri gündeme getirdi. Yapılan düzenlemeye baktığımızda fosil yakıtlarla yenilenebilir enerjiyi aynı kefede tartmak adil değil. Yani bizim yenilenebilir enerji ile yerli enerji kaynağını birbirine karıştırmadan ve ayrı yasalarla ele almamız gerekiyor.

Türkiye olarak enerji dönüşümünü uzun vadeli bir strateji çerçevesinde yapmalıyız. Fosil yakıtlardan vaz geçerken bu sektördeki firmaların iflasıyla beraber yaşanacak sorunlara da çözüm getirmeliyiz. Örneğin sektör çalışanlarını mağdur etmeden onların “yeşil işlere” adil bir şekilde geçiş yapmalarına mutlaka destek olmalıyız.

Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak AB’nin 28 ülkesinin geliştirdiği standartlara ve onların direktiflerine uymanın bir sorun olduğunu düşünmüyorum. 2050 yılında “karbon nötr” hedefleyen Avrupa Yeşil Planı’na uyum için Türkiye’de 20 farklı konuda çağrı yapıldı. Bunun için 1 milyar euro kaynak ayrıldı. Örneğin yenilenebilir enerjiden yeterince yararlanabilmek için mutlaka akıllı şebeke gerekiyor. Ülkemizin de kendi yeşil planını uygulaması ve bir an önce “karbonsuzlaştırmayı” gerçekleştirmesi lazım. Bugün aslında bu geçişin sancılarını yaşıyoruz.

Özetle en ucuz, en temiz ve salgınların kesin çözümü yenilenebilir enerjidir. Çünkü salgınları önlemek için geliştirilmeye çalışılan ilaç, aşı gibi şeyler kalıcı çözüm sağlamaz. Doğal yaşamı korumak, özgürce dolaşabilmek ve evlerimize hapsolmamak için bir an önce fosil yakıt kullanımının tümüyle durdurulması gerekiyor. İklim krizinin tek ve kesin çözümü buradan geçiyor.

İklim krizi Covid-19’dan daha büyük tehdit

İklim Haber ve KONDA Araştırma tarafından yapılan, “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020” araştırmasına göre, Türkiye çapında 3 bin 431 kişi ile yüz yüze görüşme yapıldı. Bu yıl pandemi süreciyle artan çevresel farkındalığı da irdelemeyi amaçlayan anket sonuçlarına göre, Türkiye’de her iki kişiden biri iklim krizinin virüsten daha büyük bir kriz olduğunu düşünüyor.

“Kimileri iklim değişikliğinin koronavirüsün yarattığından daha da büyük bir krize, tahribata yol açacağını söylüyor. Sizin düşüncenizi şimdi okuyacaklarımdan hangisi daha iyi açıklıyor?” sorusuna, katılımcıların yüzde 51,5’i “Evet, iklim krizi virüsten daha büyük krizdir” yanıtını verdi.

“İklim krizi de ciddi ama o kadar acil bir mesele değil” yanıtı yüzde 42 oranına ulaşırken, “İklim krizi diye bir şey yoktur” diyenlerin oranı ise yüzde 6,5 oldu.

Bu yıl pandeminin özel ve olağanüstü koşulları nedeniyle araştırmaya eklenen bir başka soru ise, “Koronavirüs sonrası hangi sektörlere yatırım yapılmasını gerekli görüyorsunuz?” oldu. Pandeminin ekonomik etkilerini derinlemesine yaşayanların ekonomik iyileşmede nasıl bir tercih yapacaklarını görmeyi hedefleyen bu soruya, “Tarım” diyenler yüzde 53, “Yenilenebilir enerji” yanıtını verenler yüzde 36,5’i bulurken, “Kömür, gaz gibi yakıtlar” diyenler yüzde 13, “İnşaat” diyenler ise yüzde 8,7 oldu.

“YEŞİL ALANLAR KORUNMALI”

Ankete katılanların yüzde 75’i iklim değişikliğine karşı yeşil alanların korunması gerektiğini ve yüzde 85’i ekonomik kalkınma için ormanların kesilmesine karşı olduklarını bildirdi.

“Türkiye iklim değişikliğine karşı ne yapmalı” sorusuna ise katılımcıların yüzde 75,7’si “Yeşil alanları korumalı” şeklinde yanıt verirken, “Ulaşımdan kaynaklı karbondioksiti azaltmalı” diyenler yüzde 38,5 “Binalarda enerji verimliliğini artırmalı” diyenler ise yüzde 30,4 oranına ulaştı.

“Termik santralları kapatmalı” yanıtını verenlerin oranının yüzde 23,1 olurken, “Uluslararası anlaşmalara uymalı” seçeneği yüzde 15,6 oranını buldu.

“SİYASİ GÖRÜŞ , PARTİ VE KİMLİKLERE GÖRE FARK YOK”

İklim Haber Yayın Yönetmeni Barış Doğru, “Anket çalışmasında dikkat çeken noktalardan biri, sorulara verilen yanıtlarda farklı siyasi görüş, parti ve kimliklere göre çok belirgin bir fark olmaması. Aynı şekilde eğitim düzeyleri bile sonuçları çok fazla değiştirmiyor.

Bu anlamda, siyasi bir kutuplaşma yaşayan Türkiye’de iklim ve çevre konusunda ortada belirgin ve geniş bir konsensüs olduğu söylenebilir. Bu da, iklim ve çevre sorunlarına eğilecek bir politik ve ekonomik yönelimin halkın desteğini alacağını açık bir şekilde gösteriyor.” dedi.

Anketin sonuçlarını yorumlayan Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan ise “Çalışmadan elde edilen sonuç ve değerlendirmeler, Türkiye’de ankete katılan kişilerin büyük bir çoğunluğunun iklim krizinin boyutlarının farkında olduğunu gösteriyor. Ancak belki daha da önemlisi, bu sorunların sorumlularının kim ve nerede olduklarının bilindiğini ve çözüm önerilerinin de bilinçli olarak düşünüldüğünü anlatıyor.”  İfadelerini kullandı.

“KÜRESEL SALGINLARIN NEDENİ DOĞAYA MÜDAHALE”

Yeldan’a göre, Türkiye’de yeni yeşil düzen ve fosil yakıtlara dayalı üretim ve tüketime son verilmesi çağrılarına verilen olumlu yanıtlar umut vadediyor.

İklim değişikliğinden çevre kirliliğine, temiz içme suyundan petrole ve madenlere, doğal kaynakların azalmasından hayvan ve bitki türlerinin azalışına dek bir dizi sorunun insanlığın yerküreye hoyrat davranışından kaynaklandığını belirten KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır şunları ekledi: “Başka nedenlerin yanı sıra insanların doğaya müdahalesinin, doğal yaşamın ekolojik dengesini bozmasının, bu tür küresel salgınlara yol açacağı öngörülüyordu.

İklim bilimcilerse iklim değişikliğinin de en az salgın kadar, hatta daha da büyük tahribata yol açacağını öngörüyorlar. Makul bir ses tonuyla ama toplumun ihtiyaç ve taleplerini, duygularını da dikkate alan, geleceği gösteren yeni bir söyleme geçmemizin zamanı gelmiştir.”

TSKB’den “Yeşil Kuğu” Platformu

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), sürdürebilir ve kapsayıcı kalkınmanın önündeki en büyük engel olan iklim krizine karşı ortak hareket etmek amacıyla, “TSKB Yeşil Kuğu Platformu’nu” kurdu. Kamu-özel sektör ve STK temsilcileriyle, uluslararası kuruluşları, akademisyenleri, öğrencileri ve medya mensuplarını çatısı altında toplamayı hedefleyen Platform kapsamındaki ilk rapor “İklime Dair” başlığıyla yayımlandı.

TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından hazırlanan raporda, iklim krizine dair küresel ve ulusal gelişmeler, mücadele kapsamında hükümetlerin attıkları adımlar, iklim finansmanı ve konuya özel verilerle zenginleştirilmiş analizler yer alıyor. Raporda, küresel ısınmayla birlikte 2020 yılında gündeme gelen “Yeşil Kuğu” kavramının, finans ve ekonomi dünyasını derinden etkileme potansiyeline sahip, öngörülmesi güç nadir olaylara vurgu yapmak için kullanılan “Siyah Kuğu” kavramından çok daha yıkıcı etkiye sahip olduğuna dikkat çekiliyor.

Küresel bir sorunla mücadelenin ancak tüm kesimlerin farkındalığı, kararlılığı ve iş birliğiyle gerçekleşebileceğini kaydeden TSKB Genel Müdürü Ece Börü, küresel ısınmayla ilgili endişe verici gelişmelerin, “Yeşil İktisadi Toparlanmayı (Green Recovery)” kaçınılmaz kıldığına dikkat çekti.

“İKLİM LİDERLERİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

Ece Börü, iklim kriziyle ilgili riskleri anlamak ve yönetmek için pek çok kurum ve kuruluşun koordine olması gerektiğinin altını çizdi. Devlet, özel sektör, sivil toplum ve uluslararası kuruluşları bu sürecin birer paydaşı olarak tanımlayan Ece Börü, küresel veya yerel tek aktörün çözümü sağlamasının mümkün olmadığını, koordinasyon ihtiyacının bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. Pandeminin de Yeşil Kuğu riski gibi küresel etkilere sahip bir süreç olduğuna dikkat çeken Börü, ekonominin tüm aktörlerinin bu dönemde kazandıkları deneyimin iklim riskleri ile mücadeleye de ışık tutacağını söyledi.

Karşılıklı deneyim paylaşımı için uygun ortamı yaratmak, iyi örnek ve uygulamaları artırmak istediklerini kaydeden Börü, sözlerine şöyle devam etti: “TSKB Yeşil Kuğu Platformu üyelerine rapor ve bültenlerimizle düzenli bilgi paylaşımını sağlayarak, iklim krizi riski farkındalığını daha geniş sayıda paydaş ve sektöre yaymak istiyoruz. Ülkemizin iklim liderleriyle aktif iletişimi ve bu alanda yeni liderler yaratmayı da çok önemli buluyoruz.

“YEŞİL İKTİSADİ TOPARLANMA ADIMLARI”

Merkez bankaları ve uluslararası kuruluşların küresel ekonomik toparlanmayı desteklemek için büyük adımlar attığını ifade eden Ece Börü, hemen her ülkenin farklı iktisadi ve sosyal politikalarla ekonomisini desteklemeye çalıştığını hatırlattı.

Ece Börü, “Bu olağanüstü dönem, daha orta vadeli düşünen kişi, kurum ve kuruluşlar için pek çok sorumluluk da barındırıyor. Bugün tohumlarını atacağımız “Yeşil İktisadi Toparlanma” aslında nasıl bir yarın istediğimizin ipuçlarını taşıyacak ve bize çok önemli bir patika sunacak. Diğer bir deyişle, yarını tasarlamak elimizde. Sürdürebilir ve kapsayıcı kalkınmanın önünde büyük engel teşkil eden küresel iklim krizi riskiyle mücadele, bütün paydaşların farkındalığı, kararlılığı ve iş birliğini gerektiren önemli bir sorun.

“HEPİMİZİN AJANDASINDA YER ALMALI”

“Yeşil Kuğu” kavramı ile ifade edilen, iklimle ilgili düşük olasılıklı ancak yüksek yıkıcılıktaki riskleri belirten küresel senaryo, artık hepimizin ajandasında yer almalı. Bir yandan yeşil kuğu senaryosuyla mücadele, bir yandan da COVID-19 salgınının zayıflattığı iktisadi görünümü iyileştirmek için atılacak adımlar, kurulacak iş birlikleri, iklim kriziyle mücadeledeki başarımızı belirleyecek.

70 yıldır Türkiye’nin ekonomik, çevresel ve sosyal kalkınması için çalışan bir Banka olarak, konunun tüm paydaşlarını “TSKB Yeşil Kuğu Platformu” içinde birlikte düşünmeye ve çözümler üretmeye davet ediyoruz” dedi.

UN Global Compact zirvesinde pandemi ve iklim krizi tartışıldı

UN Global Compact’in 20. yılını kutladığı Liderler Zirvesi’nde dünya genelinde devlet başkanları, iş dünyası temsilcileri, BM ve sürdürülebilirlik liderleri bir araya geldi. Covid-19 salgını, iklim krizi ve eşitsizliklerin masaya yatırıldığı Zirve, dünyayı 26 saat boyunca “güneşin peşinden” dolaştı. “Recover Better, Recover Stronger, Recover Together” temasıyla online olarak gerçekleşen yılın en büyük sürdürülebilirlik etkinliğinin Türkiye Oturumu, Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü’nün açılış konuşması ve iş ve sanat dünyasından önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşti.

2000 yılında dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan öncülüğünde kurulan UN Global Compact, 20. yıl dönümünü sanal platformda gerçekleştirilen Liderler Zirvesi ile kutladı. Zirve, “Recover Better, Recover Stronger, Recover Together” başlığıyla, 15 Haziran’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde başladı ve 26 saat boyunca online olarak dünyayı “güneşin peşinden” dolaşarak sonlandı.

180 ülkeden 100’ü aşkın oturumun yapıldığı etkinliğe toplamda 20.000’den fazla kişi katıldı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Botsvana Devlet Başkanı Dr. Mokgweetsi Masisi, Kolombiya Devlet Başkanı Iván Duque Márquez, Kosta Rika Devlet Başkanı Carlos Alvarado Quesada ve Etiyopya Devlet Başkanı Sahle-Work Zewde’in yanı sıra birçok CEO ve BM direktörünün katılımıyla gerçekleştirilen zirvede, sağlıktan, eşitsizliklere, iklim krizinden toplumsal sorunlara kadar sürdürülebilir kalkınma her yönüyle ele alındı.

TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Liderler Zirvesi’nin Türkiye oturumu 16 Haziran’da Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü’nün açılış konuşması ile başladı. Türkiye oturumunda TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Ar-Ge Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, Unilever Türkiye Orta Asya ve İran Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Seçkin, Virginia Üniversitesi Profesörü Lalin Anık, Yeşim Tekstil Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur, Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü İsmail Murat Sarpel, Global Compact Türkiye Başkan Yardımcısı, WPP Türkiye CEO’su ve Group M EMEA Bölgesi CEO’su Demet İkiler, Oyuncu, UNICEF İyi Niyet Elçisi ve UN Global Compact Destekçisi Kıvanç Tatlıtuğ ve Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele konuşmacı olarak yer aldı.

Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Ahmet Dördüncü konuşmasında: ”Bugün 251 UN Global Compact üyesiyle Türkiye olarak Doğu Avrupa ve Ortadoğu Bölgesi’nde 1. Avrupa’da 8. sıradayız. Üyelerimizin 165’ini şirketler, 86’sını şirket dışı üyeler oluşturuyor.

Şirket üyelerimizin yarısının cirosu 50 milyon doların, dörtte birinin ise cirosu 1 milyar doların üzerinde. Bugün bu noktaya gelmemizde 2013 yılından beri Global Compact Türkiye’nin sekretaryasına ev sahipliği yaparak dünyanın en büyük sürdürülebilirlik platformunun Türkiye’de kurumsallaşmasına destek olan TÜSİAD’a teşekkür etmek isterim.

Önümüzdeki dönemde iş dünyasını nelerin beklediğini, bu dönüşümün Türkiye için ne anlama geldiğini, iş dünyasının dikkat etmesi gereken konuları, riskleri ve beklentileri, Türk iş dünyasının önde gelen liderlerinin yanı sıra akademi ve sanat dünyasından konuklarla konuşabilmek çok ilham verici. Dünyanın iyiliği için böyle olağanüstü bir etkinlikle bu kadar kişiyi bir araya getirmek ise gurur verici” dedi.

TÜM DÜNYAYA İLHAM VERDİ

Ayrıca Zirve’nin ilk gününde Young SDG Innovators (Genç SKA Yenilikçileri) Türkiye oturumunda Genç SKA Yenilikçileri Programı Lideri Emre Eczacıbaşı Global Compact Türkiye Genel Sekreter Yardımcısı Gaye Uğur Sarıoğlu, Program Partneri Impact Hub Istanbul Kurucu ortağı Ayşe Sabuncu, program mentörlerinden Atilla Erel (Workinlot), Başak Demir Saral (DCube), Erdem Ergin (UNDP) yer aldı. Oturumda ayrıca program katılımcıları Akkök Holding, Koç Dijital, Sun Tekstil ve TSKB ekipleri programda geliştirdikleri çözüm önerilerine ilişkin sunum gerçekleştirdiler.

“SDG Futures Lab” oturumunda Young SDG Innovators Programı katılımcılarından Zorlu Holding Ekibi Türkiye’yi temsil etti. Zirve kapsamında #TargetGenderEquality — Pathways to Parity (“Hedef Cinsiyet Eşitliği – Tam Eşitlik Yolunda”) oturumunun konuşmacıları arasında Global Compact Türkiye Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu Eş Başkanı Melsa Ararat da yer aldı.

Gerçekleştirilen Bölge Oturumları’nda da BM Kalkınma Koordinasyon Ofisi Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Direktor Vekili Irena Vojáčková-Sollorano, Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu ve Hedefler için İş Dünyası Platformu Başkanı Ümit Boyner de dinleyicilerle buluştu.

Liderler Zirvesi’nin 15 Haziran’da New York’ta başlayan oturum zincirinde ise Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, BM İklim Eylemi ve İklim Finansmanı Özel Elçisi Mark Carney, Eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ile COP 25 ve COP 26 İklim Eylemi Liderleri Gonzalo Muñoz ve Nigel Topping iklim krizini ele aldı.

UN Global Compact Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Paul Polman ve Bola Adesola, Commonwealth, Uluslararası Ticaret Odası, NEPAD, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ve Uluslararası Deniz Ticaret Odası başkanları ile akademi dünyasından INSEAD Dekanı Ilian Mihov ve Paramadina Üniversitesi Rektörü Profesör Firmanzah konuşmalarıyla tüm dünyaya ilham verdi.

“Yeşil iyileşme” mümkün

Yaşadığımız durgunluk sürecinin ardından ekonomiyi canlandırmak için verilecek kararlar bundan sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımızı belirleyecek. Doğa ve insan için yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor: Düşük karbonlu ve çevresel etkileri azaltılmış bir büyüme mi? Yoksa toplumu başka krizlere sürükleyebilecek eski büyüme anlayışı mı? Çok kayıplar verdiğimiz bu zorlu pandemi sürecinin de öğrettiği gibi, gezegenimizin sınırları içinde yaşamayı hızla öğrenmemiz, adımlarımızı ekosistemleri koruyarak atmamız şart. Dünyamız ne kadar sağlıklıysa biz de o kadar sağlıklıyız.”

Bu sözler Doğal Hayatı Koruma Vakfı / WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Bayar’a ait. Ekonominin canlandırılmasında sürdürülebilir yatırımları önceliklendiren “Yeşil İyileşme” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini ifade eden Uğur Bayar, “Gezegenimizin kıymetini ‘iyi’ bilmeliyiz” diyor. Bayar’ın yorumları şöyle:

BÜYÜME POLİTİKALARI DOĞAYI GÖZETECEK ŞEKİLDE DEĞİŞMELİ

“2008’deki finansal kriz ile birlikte dünyada karbon emisyonlarında düşüş görülmüştü. Üretim şekillerimizi, enerji kaynaklarımızı ve ekonomi politikalarımızı değiştirmediğimiz için akabinde çok daha yüksek emisyonlarla karşı karşıya kaldık. Pandemi sürecinde insan baskısının azaldığı doğada görülen iyileşmeyi sürdürmek için hükümetler büyüme politikalarını doğayı gözetecek şekilde değiştirmeli.

Ekonominin canlandırılmasında enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım gibi çevresel olarak sürdürülebilir yatırımları önceliklendiren bu yaklaşıma ‘Yeşil İyileşme’ adı veriliyor. Dünya liderlerinin bu anlayışa öncülük etmesi gezegenimizin sürdürülebilir geleceği için hayati önem arz ediyor.”

RESTORASYON İÇİN FON AYRILMASI GEREKİYOR

“Devletlerin iklim krizi, korunan alanlar, biyolojik çeşitlilik kaybı, tatlı su ekosistemleri ve sulak alanların rehabilitasyonu gibi konuları önceliklendirmesi Covid-19 sonrası süreçte hava ve su kirliliği, yeterli temiz, sağlıklı gıda ve suya erişim gibi küresel sorunlara yönelik etkin çözümler için gerekli. Ulusal ve bölgesel kalkınma ve koruma plan ve programları ortaya konması, uluslararası taahhütlerin ötesine geçilmesi, restorasyon için fon ayrılması gerekiyor.

Doğal alanlarımızı, kaybolan ormanlarımızı geri kazanmak riskli, zaman alıcı ve maliyetli bir süreçtir. Buna karşılık, eldeki değerli ekosistemleri kaybetmemek daha az riskli ve ucuzdur. Bu nedenle ekonomik desteklerin doğayı kirleten, tahrip eden yatırımlardan yeşil ve sürdürülebilir üretime kaydırılması; sürdürülebilir yatırımların teşvik edilmesi şart. Ekosistemlerimizin ‘kıymet’ini iyi bilmeliyiz.”

İŞ DÜNYASI “NASIL ZARAR VERMEDEN ÜRETEBİLİRİM?” DİYE SORMALI

“Yakın gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımızı bireylerin ve hükümetlerin çabaları kadar, iş dünyasının bir paradigma değişimi yapıp yapamayacağı belirleyecek. Kurumların eski iş yapış biçimlerinden, yatırımların doğaya bütüncül etkisini gözeten bir bakış açısına geçmesi kritik önem taşıyor. Artık iş dünyası ‘Nasıl zarar vermeden üretebilirim?’ sorusunu sormalı, çok daha az zarar vererek, ‘Doğal kaynaklar üzerindeki etkimi, ekolojik ayak izimi nasıl yüzde 50 azaltabilirim?’ diye düşünmeli.

Her şirketin A’dan Z’ye bütün süreçlerini sorgulaması lazım. Doğal Hayatı Koruma Vakfı/ WWF-Türkiye olarak özel sektör işbirliklerimizin temelinde bu dönüştürücü bakış açısı yatıyor. Önceliğimiz yapılan çalışmaların kalıcı bir etki yaratması, farkındalık oluşturmakla kalmayıp gözlenebilir sonuçlar, yeni iş modelleri ortaya çıkarmak.

Büyük Menderes Havzası’nda özel sektör, finans kuruluşları ve kamuyu bir araya getiren tekstilde Temiz Üretim projemizi, tarımda girdileri azaltırken verimliliği arttırmaya yönelik Akıllı Tarım ve İyi Pamuk projelerimizi bu çerçevede sayabilirim.

Yeşil Ofis programımız ise kurum çalışanlarının sıfır atık anlayışını sahiplenmesini, hem ofis içinde hem de dışında yaşam biçimi haline getirmesini hedefliyor. Proje bazlı işbirliklerinin ötesinde, iklim krizi ve doğa kayıpları kaynaklı risklere karşı daha güçlü yeni bir başlangıç için iş dünyasını harekete geçmeye çağırıyoruz.

Biliyoruz ki, gezegenimizin felaketi üzerine saadet kuramayız. Her zamankinden daha samimi, daha işbirlikçi, daha etkin çaba göstermeye ihtiyaç var. Hem doğamızı korumak hem istihdam sağlamak ve kalkınmak, yani “yeşil bir iyileşme” mümkün.

YABAN HAYVANI TİCARETİNİN DURDURULMASI ÇOK ÖNEMLİ

WWF’in “Doğanın Yok Oluşu ve Pandemilerin Yükselişi” başlıklı raporu, insanın, ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri ile bazı hastalıkların yayılması arasındaki bağlantılara dikkat çekiyor. “Bu hastalıkların yayılmasında özellikle yaban hayvanı tüketimi ve ticareti ile genel olarak doğanın insan tarafından aşırı sömürülmesinin büyük etkisi var” diyen Uğur Bayar, şu konulara dikkat çekiyor: “Yaban hayvanı pazarlarının kapatılarak, insanların yaban hayvanlarıyla kontrolsüz temasının önüne geçilmesi gerekiyor.

Uluslararası yaban hayvanı ticaretinin durdurulması çok önemli, aksi takdirde yeni pandemilerin önünü alamayız. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre yıllık büyüklüğü 7-23 milyar dolar olan, uyuşturucu ve insan kaçakçılığından sonra en büyük yasa dışı pazardan söz ediyoruz. Ülkemiz de bu ticarette transit ülke konumunda. Kaçak avcılığın sona erdirilmesi, kara avcılığının salgın döneminde yasaklanması ve salgın risklerine karşı yeniden düzenlenmesi gerekiyor.”
DÜNYA/Didem Eryar ÜNLÜ

Küresel şirketlerden salgın sonrası yeşil ekonomi çağrısı

Piyasa değeri toplam 2.4 trilyon doların üzerinde olan 150 küresel şirket koronavirüs krizi sonrası ekonomik toparlanma dönemine yeşil ve sürdürülebilir ekonomik modelin damgasını vurması isteğiyle hükümetlere çağrıda bulundu.

Aralarında Adobe Inc., Unilever NV’nin de bulunduğu 150’den fazla şirket, hükümetlere yaptığı çağrıda  pandemiye verdikleri yanıtın “cesur iklim eylemine dayanacağı” ve yeniden ekonomik büyüme planlarının yeşil ekonomiyi önceleyeceği ve de toparlanma politikalarının iklim değişikliğiyle mücadeleye uygun olarak belirleneceği yönündeki vaatlerine bağlı kalmalarını istedi.

KAYNAKLARIN YEŞİL EKONOMİYE UYGUN KULLANILMASI

Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler trilyonlarca dolar değerinde kurtarma paketleri hazırlarken,  bunun nasıl harcanacağına dair seçimlerinin gelecek yıllar boyunca çevre üzerindeki etkileri de tartışılıyor. Ekonomik toparlanma sürecinin sürdürülebilirlik kapsamında yeşil ekonomiye dayanması konusundaki talepler halihazırda küresel ölçekte kurumsal yatırımcılardan, küresel finans kurumlarından, maliye bakanlıkları ve merkez bankalarındaki yetkililerden de gelmiş durumda.

Bloomberg Green’de yer alan habere göre, bildiriyi imzalayan Fin kağıt ve ambalaj şirketi Stora Enso Oyj’un Başkanı ve Genel Müdürü Annica Bresky, “Covid sürecinden bağımsız olarak iklim değişikliği süreci zaten devam ediyor” derken “Ekonomilere yeniden start verirken ve canlandırma tedbirlerini uygulamaya başlarken karşımızda duran bu fırsatı, iklim hedefleriyle uyumlu stratejiler oluşturmak için kullanmalıyız”açıklamasında bulundu.

PARİS ANLAŞMASI HEDEFLERİYLE İLİNTİLİ

Küresel iş çevrelerinden  yapılan bu açıklama Birleşmiş Milletler ve diğer küresel çevre örgütleri tarafından şirketlerin iklim değişikliği ile ilgili Paris Anlaşması kapsamında belirlenen iklim hedefleriyle uyumlu olmalarına yardımcı olmak için kurulan bir organ olan Bilim Tabanlı Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından düzenlendi. SBTi, önümüzdeki birkaç on yıl içinde emisyonlarını ciddi oranda azaltma politikasını benimsemiş olan, halihazırda planlayan veya uygulamaya koymuş olan 800’den fazla kuruluş ile çalışmalarını sürdürüyor.

DAHA AZ KAYNAK HARCANACAK

Yatırımcıların, şirketlerin, şehirlerin, eyaletlerin ve bölgelerin çevresel etkilerini yönetmeleri için küresel bilgilendirme sistemini çalıştıran kar amacı gütmeyen bir yardım kuruluş olan CDP’nin Genel Müdürü Paul Simpson hükümetlerin kurtarma politikalarını iklim bilimiyle uyumlu hale getirmesi durumunda bu şirketlerin iklim hedeflerine ulaşmak için daha az harcama yapmaları gerekeceğini söyledi.

Örnek olarak da bir kuruluşun emisyonlarını sıfırlayabilmesi için tüm araç filosunu içten yanmalı motorlardan (fosil yakıtlı)  elektrikli araçlara dönüştürmesi gerekeceğini hatırlatıyor.  Elektrikli araçlar için uygun şarj altyapısı oluşturmak ve bu araçlar için sübvansiyonlar sağlamak için kamu kaynaklarının kullanımının çok düşük maliyetli olmayacağına da ayrıca dikkat çekiyor.

SBTi Yönetim Kurulu üyesi de olan  Simpson, “Eğer kamu kaynakları iklim hedeflerine uygun olarak harcanırsa bu sürecin şirketler için daha ucuz olacağını ve bu  konuda hızlı yol alacaklarını söyleyebilirsiniz. Bu şirketler emisyonları azaltmaya kararlılar ve ihtiyaç duydukları şey, bunu yapmalarını sağlayacak olan bir ekonomik bir sistemin oluşturulmasıdır.” dedi.

2030 YILINA KADAR YÜZDE 100 TEMİZ ENERJİYE GEÇECEK

Bildiriye imza atan kuruluşlardan biri olan ve hızlı moda alanında faaliyet gösteren Hennes & Mauritz AB isimli kuruluşta iklim stratejisti olan Kim Hellstrom ise bu sürecin hükümetlerin fosil yakıtlara yönelik sübvansiyonlardan uzaklaşmaları ve temiz enerjiyi desteklemeleri için de bir şans olduğunu söyledi.

Hızlı moda perakendecisi kuruluş bildiriyi imzalarken, çevresel taahhütleri arasında 2030 yılına kadar % 100 yenilenebilir enerji kullanma hedefini de açıklamış durumda. Bildiriyi imzalayan şirketlerin yaklaşık üçte ikisinin merkezi Avrupa’da bulunurken, Simpson bunun da Avrupa  kıtasının en katı çevre düzenlemelerine sahip olduğu gerçeğinin bir yansıması olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için çaba harcarken, şirketlerin de bu sürede üretim, ticaret ve iş yapma süreçlerini hükümetlerin belirlediği düzenlemelere uygun hale getirmesi gerekecek.

“ŞU ANKİ SEÇİMLER GELECEĞİMİZİ DE ŞEKİLLENDİRECEK”

Öte yandan Fransız Enerji şirketi EDF SA’nın Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Carine de Boissezon konuya ilişkin açıklamasında iklim değişikliğinden değil, istikrarlı ve büyüyen bir dünyada faaliyet göstermenin şirketlerin kendi kişisel çıkarlarına da olacağını belirterek, “Kritik olan bu krizden nasıl çıkacağız ve yeniden toparlamaya nasıl geçeceğimizdir. 2008 krizinden öğrendiklerimiz şudur ki; şu anda yaptığımız seçimler geleceğimizi şekillendirecektir.” dedi.

Unilever’den iklim krizine karşı ortak hareket çağrısı

İklim krizi, salgınlar gibi olguların bundan sonraki dönemin yeni normali olacağını öngören şirket, 130 yıllık geçmişi boyunca olduğu gibi tüketicilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sorumluluğunun farkında olarak, üretmeye ve toplumsal kalkınmaya fayda sunmaya devam ettiğini duyurdu. Unilever Dünya Başkanı Alan Jope, “İklim eylemini askıya alamayız. Yoksulluk içinde yaşayan insanlara beklemelerini söyleyemeyiz.” dedi.

Sürdürülebilir kalkınma, iklim krizi, gıdaya erişim, hijyen, sağlık ve esenlik, sürdürülebilir tarım, sosyal eşitsizliklerle mücadele etme gibi konularda geniş birikim ve tecrübeye sahip olan Unilever daha önce olduğu gibi bugün de yaşanan krizin ardından, yaşamı inşa etmek için üzerine düşen sorumluluğu almaya hazır olduğunu açıkladı.

“İKLİM EYLEMİNİ ASKIYA ALAMAYIZ”

Unilever Dünya Başkanı Alan Jope korona salgınının sosyal eşitsizlik ve iklim krizinin yarattığı tabloyu daha da ağırlaştırdığını belirtererk şunları kaydetti: “Unilever Sürdürülebilir Yaşam Planı işimiz için yeni çığır açan bir yaklaşım oldu. Bazı hedeflere ulaştık, bazılarını yakalayamadık. Şu an bulunduğumuz yere ulaşmak için muazzam bir yaratıcılık, özveri ve iş birliği sergiledik. Ancak daha yapılacak çok şey var. Gezegendeki baskılar gittikçe kötüleşiyor ve sosyal eşitsizlik kritik bir noktaya ulaştı.

Korona sonrası dönem için şirketler, hükümetler, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, araştırmacılar ve bilim insanları, hepimiz bir araya gelmeliyiz. İklim eylemini askıya alamayız. Yoksulluk içinde yaşayan insanlara beklemelerini söyleyemeyiz. 2020 ekonominin yeniden rayına girmesi için kamunun önemli miktarda para harcayacağı bir yıl olacak. Ancak ekonomiyi normale döndürmeye çalışmamalıyız. Bunun yerine, öncekinden daha güçlü ve daha dayanıklı olmalı. İnsanlara ve gezegene yararlı olmak için kararlı ve kesin adımlar atmaya hazırlanmalıyız.”

MUSTAFA SEÇKİN: “SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ”

Unilever Sürdürülebilir Yaşam Planı’nın 10’uncu yılında Türkiye’de kaydedilen ilerlemeye ilişkin Unilever Türkiye ve Orta Asya Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Seçkin, “Unilever’in 19. yüzyıldan beri süregelen beslenme ve hijyen konusundaki tarihsel mirası, Sürdürülebilir Yaşam Planı’na yön verdiği gibi şu an içinde bulunduğumuz kriz döneminde de sonraki dönemlerde de bize yol göstermeye devam edecek. Daha önce olduğu gibi bugün de yaşadığımız krizin ardından yaşamı inşa etmek için üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız. Türkiye’de 5.000’i aşkın çalışana ve 7 fabrikaya sahip, ekonominin önemli bir oyuncusu olarak bu sorumluluğu derinlemesine hissediyoruz.” diye konuştu.

× WhatsApp Hattı