Kanlı Tiananmen olaylarından birkaç ay önce Nisan 1989’da bir Cuma günü öğleden sonra indik Orta Krallık’ın Pekin Havaalanı’na. Müthiş heyecanlıydım. Hala da Çin’i her ziyaretimde heyecanlanıyorum. Mahrumiyetler, çıplak ayaklı, tek tip Mao kıyafetli insanlar ülkesiydi. O zamandan bu yana Çin, sadece dünyanın değil benim geleceğimi de temelden etkiledi, bundan sonra da etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.

“Orada uyuyan bir dev var” diye başlıyordu Napolyon’un Çin’e ilişkin meşhur sözü ve arkasından uyarıyordu: “Bırakın uyusun; zira uyandığında bu dev dünyayı sarsacaktır.” Uyanmak ne kelime bizim dev çoktan uyandı. Şimdi dünya düzenini sarsıyor, uluslararası rakip şirket yöneticilerini, siyasi ve askeri liderleri, teknoloji yaratıcılarını uykusuz bırakıyor. Onunla nasıl başedileceğine dair çalışmalar dünyanın en büyük danışman stratejistlerinin ekmek parası.

Çin tam bir tezatlar ülkesi. Doğu kıyı eyaletleri İspanya seviyesinde iç bölgeler ise Afrika’nın bazı yoksul ülkelerini andırıyor. Pekin’de konuştuğunuz standart Çince (Mandarin) Kanton, Şanghay ya da Fujian’da anlaşılmaz olabiliyor yazılı metinler halen ortak anlayışı sağlıyorsa da. Hemen her bölgede ayrı gelenekler, doğa, mimarı, davranış biçimleri göze çarpıyor. Hem Komünist Partisi tarafından yönetiliyor hem ağır kapitalist.

Pekin ya da Harbinliler Guangzhou ve Şanghay’dakileri çok ticari kafalı bulurlar, pek güvenmezler. Ülkede hem köylüler hala çoğunlukta hem teknolojide en son buluşlara imza atıyor. Çok mütevazı ve alttan alıyor ama 2050’ye kadar dünya hükümranlığını hedeflediğini de gizlemiyor. Şimdi terkedilmiş olan tek çocuk politikası ülkenin kimyasını bozmuş. Aileler erkek prens istediği için kız çocukları kürtaja kurban gitmişler. Bunun bedeli de genç erkeklerin evlenecek kız bulmakta ciddi sıkıntı çekmeleri.

ÖLÜLERİ GÖMECEK TOPRAK SIKINTISI VAR

Dünyada her beş kişiden birisinin yaşadığı bir ülke olunca ve her karış toprak değer kazanınca ölüm sonrası ciddi bir sorun haline geliyor. Her ne kadar ölüleri yakma sık görülen bir defin şekli olsa da aslında geleneksel bir adet değil. 1960’li yıllardan sonra Komünist Partisi’nin yaptırımlarıyla yaygınlaştırıldı. Bugün zengin Çinliler veya kırsal bölgelerde yaşayan Çinliler ölüleri için geleneksel mezarlar yaptırabiliyor.

Ölüm gerçekleştiğinde evdeki bütün putlar kırmızı bir kağıtla kapatılıyor, bütün aynalar kaldırılıyor. Zira, aynada kefenin yansımasını görenin kısa zaman içinde öleceği düşünülüyor. Bazı aileler ölüm tarihinden itibaren 49 gün saçlarını kesmiyorlar. Çin’de guanxi ile işler kolay. Bu ülkede ve Çinlilerin hakim oldukları ekonomilerde iş yapanların ilk öğrenmesi gereken kavram dostluklar şebekesi anlamına gelen guanxi.

Onun sayesinde sırtınız kesinlikle yere değmiyor. Çinli tüccarlar, yatırımcılar genellikle kendi akrabaları, hemşerileri ya da dostları ile iş yapmayı tercih ediyorlar. Böylece, iş riskini, işlem maliyetlerini ve dış ekonomik bağlantıların belirsizliğini asgariye indirip, iş ortakları ile güvenli, uzun süreli etkileşim içinde olabiliyorlar on yıllar boyunca.

Batılı, bağımsız bir birey olarak kalmaya büyük önem veriyor. Oysa bir Çinli hiçbir zaman bağımsız olamaz. Yaşamı boyunca katı bir ilişkiler ve yükümlülükler çerçevesi içinde bulunuyor. Onun dışında bir mevcudiyeti yok. Seçim hakkı son derece kısıtlı. Bu da disiplini arttırırken yaratacılığı zedeleyebiliyor.

SADAKATLAR ŞEBEKESİ GUANXİ

Konfuçyüs, iyi bir evladın sadece kendi babasına değil aynı zamanda kardeşlerine, köylüsüne, öğretmenlerine ve hiyerarşinin tepesindeki yöneticiye kadar herkese sorumlu olduğunu öğretiyordu. Zamanla bu ideal sulanıp kişinin içinde yer aldığı küçük kümeyi koruyan, dışındakileri yabancı gören sınırlı bir sadakatlar şebekesine, “Guanxi”ye dönüştü.

Şebeke ne kadar geniş olursa itibarınız da o ölçüde yüksek oluyor. Okulda, mahallede, iş yerinde, askerlikte giderek genişliyor. O yüzden her Çinlinin en büyük uğraşı kendi şebekesini genişletmek, yeni dostluklar kurmak. Dikkat ediniz, güleryüzlü Çinli’nin dilinden dostluk sözcüğü hiç düşmez.

Çeyrek yüzyılı aşkın süredir Çin ile geliştirdiğim ve defalarca test edilen ilişkiler sayesinde ben de geniş bir guanxi oluşturduğumu söyleyebilirim. Türk Guanxi’si ne yazık ki kendisini genellikle birbirlerinin menfaatini baltalama, dayanışma yerine bölünme, karşılıklı karalama şeklinde gösteriyor. Öğrenecek çok şey var bu Çinli şebeke kültüründen. Biriyle ilk defa iş görüşmesine gidiyorsanız iş sohbetine dalmadan önce genel sohbet konularına ağırlık vermeye çalışın. Şaşırmayın; birinin işini, yıllık maaşını, medeni halini ya da yaşını sormak ayıp sayılmıyor.

Şanslı rakamlar altı, sekiz ve dokuz. Dört ve yedi ölüm ve gidiş anlamına geliyor, uğursuz rakamlar yani. Renk sembolizmi çok önemli. Kırmızı şanslı renktir, kutlamalarda kullanılır. Kart ya da mektuplarda bu rengi sakın kullanmayın çünkü ilişkinin sona erdiği anlamına gelir. Sarı, refah ile ilgilidir; altın özellikle neşe saçar. Beyaz, Batı kültürlerinin aksine, ölümü simgeler.

Kimimiz Çin yüzünden dünyanın başına sarı felaket geleceğinden kaygı duyuyor. Kimimiz ise uzunca bir zamandır istikrarlı ve süratli şekilde büyüyen, uzaya insanlı araç gönderebilen, ucuz üretim üssü olmaktan çıkıp süratle teknolojik ilerleme sınırlarını zorlamaya başlayan bu ülkeyi dünyanın işbirliği yapılacak yeni ekonomik süpergücü olarak görüyor.

Çin, sadece uluslararası ticaret ve yatırımda değil küresel jeopolitik kartların yeniden karılıp rol dağıtımı yapılmasında, çevre ve enerji güvenliği senaryolarında ve de yeni toplum mühendisliği çabalarında dünyamızın dengelerini temelden etkiliyor, yeniden biçimlendiriyor.

Önümüzdeki dönemde Çin’in tetiklediği jeopolitik, parasal, enerji, teknolojik, ekonomik ve toplumsal ortamlar, ekolojik denge, dramatik şekilde bugünden farklı olacak, yeni bir küresel güçler dengesi ortaya çıkacak, hayatımızı derinden etkileyecek.

Unutulmaması gereken şu: Çin’in dört bin yıldır aynı topraklar üzerinde kesintisiz süregelen medeniyet genleri, etnik ve dini bakımdan önemli ölçüde homojen olması, dünyada giderek daha iyi eğitilen her beş kişiden birisine ev sahipliği yapması, teknoloji liginde üst sıralara tırmanması, süratle geliştirdiği ekonomik, diplomatik ve askeri kasları onu 21’inci yüzyılın en önemli gücü yapacak.

GÜCÜNÜ OLDUĞUNDAN DÜŞÜK GÖSTERİYOR

Çin nüfuz alanı içinde iş yapanların ilk öğrenmesi gereken kavram dostluklar şebekesi anlamına gelen guanxi. Guanxi’niz sağlamsa, bilhassa Çinlilerin hakim oldukları ekonomilerde, sırtınız kesinlikle yere değmiyor.

Geçmişten de güç alan bugünkü Çin neslinin özgüveni, devasa büyüklüklere sırtını dayadığından olacak, hızla artıyor. Şimdi değişmiş olan tek çocuk politikası nedeniyle bencil, kendisini dünyanın merkezi gören, aşırı iddialı, tüketim eğilimi bir önceki kuşağa göre inanılmaz ölçüde yüksek, dış dünyanın bakış açılarına büyük ölçüde duyarsız, elindeki gücü hemen kullanma heveslisi bir gençlik var önümüzde.

Eskinin mütevazı, alttan alan, güleryüzlü köylü sosyalistleri yerini yeni süpergüç realitesinin farkında, pazularını şişirmekten hoşlanan, eskisi kadar sabırlı olmayan bu nesle bırakıyor.

Çin’in en beğendiğim yaklaşımı ne başkalarının kendi iç işlerine karışmasına meydan ve izin veriyor ne de kendisi başkalarının iç işlerine – en azından görünürde – burnunu sokuyor.

Gücünü abartmıyor; aksine olduğundan daha düşük göstermeye özel çaba harcıyor. Dış müdahalelere bulaşmıyor. Çizgisi, değerleri, politikaları tutarlı, istikrarlı. “Eşitlik, karşılıklı yarar ve saygı” her vesileyle tekrarlanan dış politika sözcükleri.

Onun da etrafı dost olmayan komşularla çevrili. ABD onun baş hasmı. Japonya’ya tarihi düşmanlığı dindirmek mümkün değil. Rusya ile mantık evliliği yaptı ama Moskova’yı aynı sıklette görmüyor. ASEAN ülkelerini kaygılandırıyor. Yapacağını megafon diplomasisine gerek görmeden sessiz sedasız yapıyor.

Komünist düzenin (ki başarılı bir devlet kapitalizmine evriliyor) sertliğini ustaca gizleyen güleryüzlü bir halkla ilişkiler yaklaşımı var. Ekonomik, kültürel, sanatsal, sportif yumuşak güç araçlarını ustaca kullanıyor. Kanlı bıçaklı olduğu, tarihi husumetleri bulunduğu ülkeler ile bile diyalog ve ortaklığı ihmal etmiyor. Eğitim sistemi eşitlikçi ve kalitesi sürekli artıyor. İnanılmaz bir teknolojik hamle gerçekleştiriyor.

KEŞKE BU MEDENİYETTEN BİRAZ ÖĞRENSEK

Bunlar bardağın dolu tarafları. Tabii ki olumsuz yanları da hiç eksik değil. Aslında tek bir Çin yok; söylenenlerin hepsinde bir nebze gerçek payı var. Çoğumuzun ihmal ettiği yeni ekonomik süper güçteki madalyonun öbür yüzü, yani kırsal bölgelerde yaşayan diğer 900 milyonluk yoksul nüfus kafamı kurcalıyor.

Buna, bankacılık sektöründeki geri dönmeyen kredileri, etnik azınlıklar arasındaki gerilimi, merkezi yönetim ile bölgeler arasındaki yetki çatışmalarını, gelir ve bölgesel kalkınma uçurumunu, enerji arz-talep dengesizliğini, komşuları ile gerilimleri, ABD, Japonya, Hindistan ve Rusya ile giderek keskinleşen jeopolitik ve ekonomik rekabeti de eklediğinizde 2040’a kadar Çin’in daha epey fırın ekmek yemesi gerekiyor dünyanın bir numaralı gücü haline gelebilmesi için.

Keşke birazcık öğrensek bu kesintisiz üç bin yıldan fazla süredir dünya sahnesinden hiç inmemiş olan bu ülkeden, medeniyetten. Bilmem kaç tane Türk Devleti kurup batırmış olmakla övünmek yerine.

Nihai analizde, devlet bürokrasisinden ziyade, özel sektörün Çin Seddi’ni aşmayı hedef edinmesi, devletin de ekonomik diplomasi yoluyla destek sağlaması başarının ön koşulu.

Sürekli hemen her ülkenin içinde olduğu dış ticaret açığından şikayet etmek yerine ayakları yere basan, ilişkileri çeşitlendiren, karşılıklı bağımlılıklar yaratan, Çin’in ve ülkemizin öncelik ve gerçeklerinden hareket eden pratik bir strateji gerekiyor. Aynı zamanda, bu ülkeyi daha iyi anlamamızı sağlayacak uzmanlara, kültür adamlarına, genç girişimci ve tüccarlara da yatırım.

Karşılığını kısa vadede geri alamayacak bile olsak, inanın uzun vadeli getirisi çok yüksek bu yatırımın.

Önceki İçerikZorlu Enerji, Filistin’de güneş santrali kuracak
Sonraki İçerikTürkiye çevre endeksinde 108’inci sırada
Mehmet Öğütçü
1983'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitiren Mehmet Öğütçü, London School of Economics (LSE)'den Uluslararası Ekonomi üzerine yüksek lisans derecesi aldı. Bruges'deki College d'Europe'da Avrupa Yönetimi alanında master da yapan Öğütçü, halen zaman zaman LSE, Reading University, Dundee University ve Harvard'ta “Enerji Jeopolitiği”, “Rekabet Gücü”, “Su-Gida-Enerji Denklemi” ve “Kalkınma İçin Yatırım” gibi konularda ders veriyor. Çin, Rusya, Orta Asya, Ortadoğu ve Türkiye ile ilgili enerji, jeopolitika ve yatırım konularında, uluslararası bir otorite olarak kabul edilen Öğütçü, BBC, France-24, Dünya, CNBC, Bloomberg, Habertürk, Al Jazeera, CNNTürk, Hürriyet Daily News, Moscow Times, International New York Times, World Journal of Trade and Investment ve OECD Observer gibi yayınlara yazılı/sözlü katkılar sağlıyor. Mehmet Öğütçü, Türkçenin yanı sıra İngilizce, Fransızca ve konuşma düzeyinde Çince biliyor.

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz