Kırılan buzul cephesi ve denizde yüzen buz parçalarıyla COP31 öncesi kriyosfer uyarısını anlatan Öne Çıkan kapağı.
Sıcaklık hedefinin geçici olarak aşılması, buz üzerindeki etkilerin de geçici olacağı anlamına gelmiyor. Yapay zekayla oluşturulmuş temsili illüstrasyon; belirli bir buzulun fotoğrafı değildir.
REKLAM

ICCI’nin 2 Kasım’da yayımladığı iki rapor, bugünkü ısınmanın bile buz için güvenli olmadığını ve 1,5°C aşımının kalıcı kayıpları büyütebileceğini gösteriyor.

Uluslararası Kriyosfer İklim Girişimi (ICCI), 2 Kasım 2026’da iki kriyosfer raporunu birlikte yayımladı. Bunlardan “Overshoot and the Cryosphere”, BM Çevre Programı (UNEP) ile koordinasyon içinde hazırlandı. “Overshoot and the Cryosphere: Averting Global Meltdown” (Aşım ve Kriyosfer: Küresel Erimeyi Önlemek) 80’den fazla kutup ve dağ bilimcisinin katkısıyla yazıldı ve UNEP’in Eylül’de yayımladığı aşım raporunun tamamlayıcısı. Yıllık “State of the Cryosphere 2026: The Cost of Overshoot” (Kriyosferin Durumu 2026: Aşımın Bedeli) raporu ise ICCI’nin hakem incelemesinden geçen yıllık değerlendirmesi.

Kriyosfer, Dünya’daki buzun bütün biçimlerini kapsıyor: kutuplardaki buz tabakaları, dağ buzulları, deniz buzu, kar örtüsü ve donmuş topraklar (permafrost). ICCI, raporların 9 Kasım’da Antalya’da başlayacak COP31 iklim müzakerelerine bilgi vermek üzere hazırlandığını belirtiyor. Kriyosferin hangi bileşenleri kapsadığını Kriyosfer nedir? rehberimizde açıklıyoruz.

REKLAM

Buz için güvenli sınır 1,5°C değil, 1°C’ye yakın

Raporların en çarpıcı tespiti, Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefinin buz için güvenli bir sınır olmadığı. ICCI’ye göre Dünya’daki buz için gerçekten güvenli sıcaklık, önümüzdeki yüzyıllar boyunca sanayi öncesine göre 1°C’ye ya da daha altına yakın.

Raporların resmî özetleri, mevcut ısınma düzeyinin bile Arktik, Antarktika, dağ buzulları ve kutup okyanusları için güvensiz olduğunu belirtiyor. Sorun 1,5°C aşıldığında başlamıyor; buz kaybı bugünkü sıcaklıkta da sürüyor. Buzun uzun vadeli korunmasına ilişkin bu değerlendirme, Paris Anlaşması’nın hedefinin değiştirildiği anlamına gelmiyor.

Aşım geçici olsa da buz kaybı büyük ölçüde kalıcı

“Aşım” (overshoot), küresel ısınmanın belirli bir sıcaklık hedefinin üzerine çıkmasını ifade ediyor. Sıcaklığın daha sonra tekrar düşürüldüğü senaryolarda bile, arada oluşan hasarın tamamının geri çevrilebileceği varsayılamıyor. ICCI’nin UNEP ile koordinasyon içinde hazırladığı rapor, sıcaklığın zirve yapıp gerilediği bir gelecekte buzun nasıl tepki vereceğine odaklanıyor.

Isınma öncesini, sıcaklığın zirvesini ve soğuma sonrasında buzulun küçülmüş kaldığı durumu gösteren üç panelli temsili illüstrasyon
Sıcaklığın yeniden düşmesi, kaybedilen buzun aynı hızla geri gelmesini sağlamıyor; toparlanmanın süresi ve kapsamı buz türüne göre değişiyor. Yapay zekâ ile üretilmiş temsili illüstrasyon; ölçekli bir tahmin değildir.

Kriyosfer raporları bu tablonun buz için ne anlama geldiğini gösteriyor. Raporlara göre 1,5°C’nin aşılması buz tabakaları, permafrost, buzullar, deniz buzu ve kutup okyanuslarında büyük ölçekli ve çoğu durumda geri döndürülemez etkiler doğuracak. Sıcaklık yeniden 1,5°C’nin altına indirilirse deniz buzu ve buzullarda bir miktar yeniden büyüme başlayabilir, ancak bu süreç on yıllar ile yüzyıllar arasında sürüyor.

Raporun baş yazarı buzulbilimci James Kirkham, 1,5°C’yi aşmanın “iyi bir sonucu olmadığını” söylüyor. Kirkham’a göre her ek derece kesri ve aşımda geçen her yıl daha yıkıcı etkiler anlamına geliyor. ICCI Direktörü Pam Pearson ise durumu otoyolda kaçırılan bir çıkışa benzetiyor: Çıkışı kaçırmak, varılması gereken yerden vazgeçmek için bir neden değil.

Deniz seviyesinde metreler kilitlendi, hız hâlâ değiştirilebilir

Ortak basın açıklaması, kutup buz tabakalarının uzun vadeli geri çekilmesinin yüzyıllara yayılan birkaç metrelik deniz seviyesi yükselmesini kaçınılmaz hale getirdiğini belirtiyor. Bu ifade, 2100 yılı için belirli bir Türkiye kıyısına verilmiş su seviyesi tahmini değil. Kıyılardaki sonuçlar yerel koşullara, zaman ufkuna ve sıcaklık yoluna göre ayrıca incelenmeli.

Raporların vurguladığı fark, yükselmenin hızında. Emisyonların hızla düşürülmesi, deniz seviyesindeki artışı kıyı toplumlarının uyum sağlayabileceği bir hızda tutma olanağını güçlendirebilir. Bu nedenle uzun vadeli kayıpların bir bölümünün kaçınılmaz hale gelmesi, azaltım çabasının yararını ortadan kaldırmıyor.

Dağlarda kar kuraklığı, sel ve su kıtlığı büyüyor

Kriyosferin Durumu 2026 raporu, son bir yılın gözlemlerinden örnekler veriyor. İsviçre son beş yılda buzul buzunun yüzde 20’sini kaybetti; bu veriyi Ekim sonunda GLAMOS ölçümleriyle ayrıntılı olarak ele almıştık.

Resmî değerlendirmeye göre buzullar küçüldükçe ve kar kuraklığı yayıldıkça dağlardan beslenen bölgelerde su kıtlığı ve dağ kaynaklı afet riski artıyor. Kar örtüsünün azalmasıyla yüksek dağ ortamındaki istikrarsızlaşma, su yönetimi ile afet hazırlığının birlikte ele alınmasını gerektiriyor.

Permafrost tarafında risk, iklim değişikliğini besleyen bir döngü. Donmuş topraklar çözülürken karbon açığa çıkabiliyor; bu da sıcaklığı daha sonra düşürmek için atmosferden uzaklaştırılması gereken karbon miktarını artırıyor. Ortak açıklama, emisyonları bugün azaltmanın gelecekteki karbon giderimi ihtiyacını sınırlamadaki önemini vurguluyor.

COP31’in ev sahibi Türkiye’de buzul alanı yarının altına indi

Türkiye bağlamını değerlendirmek için daha eski bir uydu araştırması önemli bir karşılaştırma sunuyor. Ege Üniversitesi ve NASA’dan araştırmacıların 2015’te Remote Sensing of Environment dergisinde yayımladığı uydu çalışmasına göre Türkiye’deki toplam buzul alanı 1970’lerde 25 kilometrekareyken 2012–2013’te 10,85 kilometrekareye indi. Bu dönemde beş buzul tamamen yok oldu. Araştırmacılar kaybı yağışta değil, yaz aylarındaki en düşük sıcaklıkların artmasına bağlıyor.

Dağlardaki parçalı buz ve kar örtüsünden aşağı havzadaki akarsu ve baraja uzanan su sistemini gösteren temsili manzara.
Kar ve buz değişimleri, su yönetimi ve enerji planlaması açısından havza ölçeğinde değerlendirilmelidir. Yapay zekayla oluşturulmuş temsili illüstrasyon; gerçek bir Türkiye havzasını veya ölçülmüş üretim kaybını göstermiyor.

NASA’ya göre Türkiye’deki buzul alanının büyük kısmı iki buzulda toplanıyor: Ağrı Dağı’nın zirve buzulu ve Hakkari’deki Cilo Dağları’nda yer alan Uludoruk buzulu. Bu bilgiler tarihsel araştırmanın bağlamını gösteriyor; Türkiye’nin 2026 buzul envanteri olarak kullanılamaz.

Yeşil Haber’in değerlendirmesi: Türkiye için ne anlama geliyor?

  • Türkiye, raporların seslendiği COP31’in ev sahibi. Müzakereler 9 Kasım’da Antalya’da başlıyor.
  • Türkiye’nin buzul alanı 1970’lerden 2013’e kadar yarının altına indi, beş buzul tamamen kayboldu.
  • Kar örtüsü, yağış, akış zamanı ve havza koşulları su ve hidroelektrik planlamasında birlikte izlenmeli. Buzul alanı kaybından tek başına Türkiye için bir elektrik üretim kaybı oranı hesaplanamaz.

Raporların çağrısı: Emisyonlarda yılda en az yüzde 5 azaltım

ICCI’ye göre buz kayıplarını sınırlamanın yolu, aşımı mümkün olan en küçük düzeyde ve en kısa sürede tutmak. Raporlar bunun için politikaların küresel emisyonları hemen başlayarak yılda en az yüzde 5 azaltmasını ve yüzyılın ortasında net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşılmasını öneriyor. Fosil yakıtların aşamalı olarak bırakılmasında gecikme olmaması da çağrının merkezinde; atmosferden karbon çekme seçeneği ancak bu şekilde açık kalabiliyor.

Bu çağrı bilimsel politika önerisidir; kabul edilmiş COP31 kararı veya Türkiye’ye atanmış yeni bir yıllık azaltım yükümlülüğü değildir.

Raporlar metan ve kara karbon (is) emisyonlarında derin kesintilerin, özellikle dağ bölgelerinde dayanıklılık, sağlık ve gıda güvenliği açısından hemen fayda sağlayacağını belirtiyor. Uyum finansmanının ve kayıp ve zarar mekanizmalarının acilen büyütülmesi de çağrılar arasında.

Neyi göstermiyor?

  • Yüzyıllara yayılan deniz seviyesi yükselmesi uyarısı, belirli bir kıyının bu yüzyılda su altında kalacağı anlamına gelmez.
  • Türkiye için aktarılan ülke ölçeğindeki uydu karşılaştırması 2012–2013 verisine dayanıyor; bugünkü buzul alanını veya gelecekteki hidroelektrik üretimini ölçmüyor.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Türkiye, COP31’in ev sahibi olarak buzullar ve dağ ekosistemleri için müzakere masasına somut bir öneri getirmeli mi? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.

Kaynaklar

İlgili haberler

REKLAM

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz