Dokuz müzedeki 121 örneği karşılaştıran araştırmacılar, Madagaskar meyve yarasalarında 1980 sonrasında belirgin küçülme saptadı. Ticari avcılık olası etkenlerden biri; çalışma tek başına nedenini kanıtlamıyor.
Madagaskar’da yaşayan Pteropus rufus türü meyve yarasaları, geçmişte toplanan örneklere kıyasla daha küçük kafataslarına sahip. Emily Cornelius Ruhs ve Steven M. Goodman’ın 29 Ekim 2026’da Journal of Mammalogy’de yayımlanan araştırması, bu değişimi yoğunlaşan avcılık baskısıyla birlikte değerlendiriyor. Ancak boyuttaki değişim ile avcılığın aynı döneme rastlaması, tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.
Field Museum’un aynı tarihli açıklamasına göre Goodman, ABD ve Avrupa’daki dokuz doğa tarihi müzesinde korunan 121 örneğin kafatası ve diş ölçülerini inceledi. Yaklaşık 150 yıllık koleksiyon malzemesinden elde edilen verileri Ruhs istatistiksel olarak analiz etti. Araştırmanın çıkış noktası, eski müze örneklerinin günümüzde sahada karşılaşılan hayvanlardan daha iri görünmesiydi.
Karşılaştırmalarda 1980 dolaylarından itibaren belirgin bir boyut düşüşü görüldü. Makalenin erişime açık özeti, yetişkinlerin çeşitli kafatası ölçülerinde azalma bildiriyor. Diş özellikleri ise tek yönde değişmedi: Çoğunda azalma, birinde artış saptandı. Bu nedenle bulguyu bütün vücut parçalarının aynı oranda küçülmesi veya dişlerin hiç değişmemesi şeklinde okumak doğru değil.
Araştırmacıların değerlendirdiği olasılıklardan biri, avcıların daha fazla et sağlayan iri bireyleri seçmesi. Büyük bireylerin bir bölümünün daha yaşlı ve üreme çağında olması, popülasyonun devamlılığı açısından da önem taşıyor. Bununla birlikte Ruhs; ormansızlaşma, iklim değişikliği ve meyve mevsiminin zamanlamasındaki kaymaların da etkili olabileceğini belirtiyor. Araştırma tek bir açıklamayı kesinleştirmiyor.
Konu yalnızca hayvanların boyutuyla sınırlı değil. Meyve yarasaları, tohumların taşınmasında rol oynayarak Madagaskar’ın ekosistemlerine katkı sağlıyor. Bu işlev, biyoçeşitliliğin korunmasını türlerin yaşam alanları ve ekolojik ilişkileriyle birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor. Çalışmanın yazarları, düşük üreme hızı ile avcılık ve habitat kaybının birlikte yarattığı risklere dikkat çekerek koruma, izleme ve popülasyonun uzun vadeli yaşayabilirliğinin değerlendirilmesi çağrısı yapıyor.














