Ürdün’ün yılda 300 milyon metreküp su üretecek Akabe–Amman projesinde elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 27’si projeye özel güneş santralinden karşılanacak.
Hızlı bakış
- Akabe–Amman projesi yılda 300 milyon metreküp içme suyu üretecek ve suyu 438 kilometrelik hatla Amman’a taşıyacak.
- Projenin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 27’si 281 MW’lık projeye özel güneş santralinden, kalanı ulusal şebekeden karşılanacak.
- Yeşil İklim Fonu projeye 295 milyon dolar ayırdı; toplam proje değeri 6–6,3 milyar dolar aralığında gösteriliyor.
- GCF’nin teknik paneli yüksek karbon riskine dikkat çekse de Ürdün’deki su sıkıntısı nedeniyle onay önerdi.
- 6,7 milyon tonluk emisyon önleme tahmini, güneş bileşenini tamamen şebekeden beslenen bir senaryoyla karşılaştırıyor.
- Ürdün’ün su stratejisi, kayıp-kaçak su oranını 2040’a kadar yaklaşık yüzde 50’den yüzde 25’e indirmeyi hedefliyor.
Ürdün, Kızıldeniz kıyısındaki Akabe’de deniz suyunu arıtıp yaklaşık 440 kilometrelik bir boru hattıyla başkent Amman’a taşıyacak Akabe–Amman Su Arıtma ve İletim Projesi’ni (AAWDCP) hayata geçiriyor. Yeşil İklim Fonu (GCF), projeye finansman sağlanmasını 30 Ekim 2025’te onayladı. Climate Home News’in 1 Ekim 2026 tarihli analizi, fonun kendi bağımsız teknik panelinin projenin enerji profiline ilişkin uyarılarını yeniden gündeme taşıdı. Finansman kararı yeni değil; yeni olan, su güvenliği yatırımlarının hangi enerjiyle çalışacağı sorusunun iklim finansmanı açısından yeniden tartışılması.
Akabe–Amman projesi neyi kapsıyor?
GCF’nin onaylanan finansman önerisine (FP288) göre proje, yılda 300 milyon metreküp içme suyu üretecek bir deniz suyu arıtma tesisini ve 438 kilometrelik bir iletim hattını kapsıyor. Finansman önerisinde toplam maliyet, ileride yapılacak optimizasyona bağlı olmak üzere yaklaşık 6 milyar dolar olarak veriliyor; GCF’nin güncel proje sayfasında ise toplam proje değeri 6,3 milyar dolar olarak yer alıyor. GCF’nin katkısı 220 milyon dolar kredi ve 75 milyon dolar hibe olmak üzere 295 milyon dolar.
Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) da 25 Mart 2026’da projeye 250 milyon dolarlık finansman onayladı. AIIB’ye göre üretilecek suyun 250 milyon metreküpü Amman’a, 50 milyon metreküpü Akabe’ye ayrılacak. Proje, Fransız Meridiam ve Suez’in öncülük ettiği bir konsorsiyum tarafından kamu-özel iş birliği modeliyle geliştiriliyor.
Ürdün için neden bu kadar önemli?
Ürdün, dünyanın su açısından en kısıtlı ülkeleri arasında yer alıyor. Ürdün Su ve Sulama Bakanlığı’nın 2023–2040 Ulusal Su Stratejisi, 2021 verilerine göre ülkede kişi başına yılda yalnızca 61 metreküp yenilenebilir tatlı su bulunduğunu belirtiyor. GCF belgesine göre proje, 2030 hedefleri kapsamında 5,3 milyon kişiye doğrudan su sağlayacak.

Arıtılan suyun enerjisi nereden gelecek?
Deniz suyunu ters ozmozla arıtmak ve suyu Akabe’den yaklaşık 1.000 metre yükseklikteki Amman’a pompalamak yüksek miktarda elektrik gerektiriyor. GCF belgesine göre projenin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 27’si, AIIB’nin 281 MW olarak açıkladığı projeye özel güneş santralinden karşılanacak. Kalan elektrik ulusal şebekeden sağlanacak. Şebekenin içinde de yenilenebilir üretim bulunuyor; aynı belge, Ürdün şebekesindeki yenilenebilir payını 2023 için yüzde 26 olarak veriyor.
Climate Home News’in hükümet verilerine dayanarak aktardığına göre Ürdün’ün elektriğinin yüzde 58’i 2024’te doğal gazdan üretildi; proje, su sektörünün elektrik ihtiyacını iki katına çıkaracak. Ulusal Su Stratejisi, su sektörünün ülke elektriğinin yüzde 9’unu kullandığını belirtiyor.

Emisyon hesabı neyi karşılaştırıyor?
Finansman önerisine göre güneş bileşeni, projenin elektriğinin tamamen şebekeden karşılandığı bir senaryoya kıyasla 26 yıl boyunca yaklaşık 6,7 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyonu önleyecek. Bu rakam, projenin bütün olarak bugünkü duruma göre net emisyon azaltacağını göstermiyor; yalnızca güneş santralinin, aynı elektriğin şebekeden alınmasına kıyasla sağlayacağı farkı ölçüyor. Tanker kamyonlarıyla su taşımacılığının azalmasından kaynaklanacak emisyon etkisi ise ayrı bir hesap.

GCF’nin teknik paneli ne değerlendirdi?
Climate Home News’e göre GCF’nin Bağımsız Teknik Danışma Paneli (ITAP), projenin iklim finansmanı hedefleriyle bağdaştırılmasının zor olduğunu ve uygun koşullu finansmanın yüksek karbonlu ve yüksek maliyetli bir su temin modelini destekleme riski taşıdığını belirtti. GCF’yi izleyen sivil toplum platformu GCF Watch’un aktardığına göre panel, güneş bileşeninin tesise bağlanmasında gecikme yaşanırsa fon kaynağının olağan senaryodan daha yüksek emisyonlarla ilişkilendirilebileceği uyarısında da bulundu.
Climate Home News’in aktardığına göre panel, Ürdün’deki ağır su sıkıntısını dikkate alarak projenin faydalarının bu kaygılardan ağır bastığına karar verdi ve onay önerdi. GCF’nin açıklamasına göre panelin değerlendirmesi ve IFC’nin buna yanıtı, fonun yönetim kurulu belgesinde yer alıyor.
Daha fazla güneş mümkün mü?
Climate Home News’e konuşan Ember analisti, düşen ekipman maliyetleri ve Ürdün’ün güneş potansiyeli sayesinde tesisin batarya depolamayla birlikte enerjisinin en az yüzde 80’ini güneşten sağlayabileceğini savunuyor. Bu, projeye özel ve doğrulanmış bir fizibilite sonucu değil, haberde aktarılan bir uzman değerlendirmesi. GCF sözcüsü ise aynı habere göre farklı bir çerçeve çiziyor: Kesintisiz su teminine dayanan böyle kritik bir tesisin en uygun tasarımı, tek başına bir enerji depolama meselesi değil, su sisteminin bütününü kapsayan bir optimizasyon sorunu olarak görülüyor.
Bu iki yaklaşım, tartışmanın temel sorusunu ortaya koyuyor: Yeni su altyapısı bugünkü elektrik karışımına göre mi, yoksa önümüzdeki on yıllarda dönüşecek enerji sistemine göre mi tasarlanmalı?

Kayıp-kaçak su neden tartışmanın parçası?
Teknik panelin bir diğer uyarısı, şebekedeki su kayıplarıyla ilgili. GCF Watch’un aktardığına göre panel, kayıp-kaçak sudaki iyileşme deniz suyu arıtma tesisinin devreye alınmasına bağlanmazsa, daha ucuz ve daha düşük karbonlu tasarruf imkanları kullanılmadan pahalı kapasitenin kalıcı hale gelebileceğini belirtti.
Ürdün’ün Ulusal Su Stratejisi de gelir getirmeyen su için hedefler koyuyor. Stratejiye göre bu oranın yaklaşık yüzde 50’den, ulusal iletim projesinin işletmeye alınacağı döneme kadar yüzde 35’e, 2040’ta ise yüzde 25’e düşürülmesi hedefleniyor. Bu hedefler, iletim projesinin kendisinin kayıpları azaltacağı anlamına gelmiyor; şebeke iyileştirmelerinin ayrıca yapılması gerekiyor. Aynı strateji, su sektöründe kullanılan enerjinin 2040’ta yüzde 40’ının yenilenebilir kaynaklardan sağlanmasını öngörüyor.
Bu tartışma Türkiye için ne anlama geliyor?
Ürdün’ün durumu Türkiye’den çok farklı; ancak tartışmanın sorusu ortak. Yeşil Haber’in Marmara’daki yağış açığı ve hidroelektrikte su riski dosyalarında ele aldığı gibi, su güvenliği ile enerji sistemi birbirinden ayrı planlanamıyor. Su kıtlığına karşı geliştirilen her yeni kaynak, enerji ihtiyacını ve dolayısıyla emisyon profilini de belirliyor.
Yeşil Haber’in değerlendirmesine göre Akabe örneği, su güvenliği yatırımlarında sağlanan her metreküpün enerji maliyetinin, emisyonunun ve tüketiciye ulaşmadan şebekede kaybolan bölümünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Deniz suyu arıtma gibi enerji yoğun çözümlerin iklim hedefleriyle uyumu, bu üç ölçütün birlikte okunmasına bağlı.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Su kıtlığına karşı yapılan yatırımlarda öncelik yeni kaynaklara mı, yoksa şebekedeki kayıpları azaltmaya mı verilmeli?
İlgili haberler
- Marmara’da Ağustos 2026 yağışı yüzde 84 azaldı, Türkiye ortalaması yükseldi
- Hidroelektrikte düşüş ve toparlanma: Su riskinde yağış verisi tek gösterge değil
- Bodrum’da yüzer deniz suyu arıtma platformu ile sürdürülebilir su yönetimi
- 220 arıtma tesisi incelenecek: Türkiye arıtılmış suyu yeniden kullanmaya hazırlanıyor
- UNEP raporu: Küresel iklim finansmanı açığı büyüyor
- Türkiye 500 milyon dolarlık iklim finansmanı sağladı
























