İstanbul deprem riski Yapay zeka deprem analizi Marmara fayı

İstanbul deprem riski, küresel sismik hareketlilik ve yapay zeka araştırmaları birlikte okunduğunda kehanet değil daha güçlü izleme sunuyor.

Hızlı bakış

İstanbul’un güneyindeki kilitli Marmara segmenti, Venezuela ve Meksika’daki büyük depremler, Los Angeles çevresindeki yüksek gerilim modeli, San Andreas Fayı’nda yapay zeka ile belirlenen sessiz kaymalar, Japonya’daki hendek sistemleri ve aynı dönemde gözlenen volkanik hareketlilik ortak bir soruyu gündeme getiriyor: Depremler yalnızca tek tek olaylar mı, yoksa insanın henüz bütünüyle ayırt edemediği daha geniş bir ritmin parçaları mı? Bilim bu olayları tek bir küresel kırılma zinciri olarak tanımlamıyor. Buna karşılık depremleri zaman, konum, derinlik, büyüklük, faylanma biçimi, gerilim aktarımı ve sessiz hareketlerle birlikte okuyan yeni çalışmalar, yerkabuğunun davranışında daha önce görünmeyen ilişkileri ortaya çıkarıyor.

İstanbul’un güneyindeki kilitli fay ne anlatıyor?

İstanbul açısından asıl belirleyici konu, dünyanın başka bölgelerinde aynı dönemde kaç büyük deprem meydana geldiğinden önce Ana Marmara Fayı’nın kendi davranışıdır. Marmara Denizi’nin altındaki fay batıdan doğuya aynı biçimde hareket etmiyor. Bazı kesimlerde levhaların göreli hareketinin bir bölümü yavaş ve deprem üretmeyen sürünmeyle karşılanırken bazı kesimlerde fay yüzeyleri birbirine takılıyor ve elastik gerilim birikiyor.


Kilitli fay, ölü veya hareket etmeyen fay anlamına gelmiyor. Fayın iki tarafındaki tektonik hareket sürerken temas yüzeyinin kayamaması, hareketin ortadan kalkması değil, gerilimin görünür bir kırılma olmadan birikmesi anlamına geliyor. Bu nedenle sismik sessizlik tek başına güvenlik göstergesi olarak kullanılamıyor.

İstanbul deprem riski için Ana Marmara Fayı kilitli segmentleri ve sürünme davranışı
Marmara Fayı’nın sürünen ve kilitli kesimleri İstanbul deprem riskinin farklı davranışlarını gösteriyor.

2023 sürünme çalışması hangi kesimleri ayırdı

Dirk Becker ve arkadaşlarının 2023’te Geophysical Research Letters dergisinde yayımlanan çalışması, GONAF sondaj gözlemevi verileriyle Marmara Fayı boyunca sürünmenin ve kilitlenmenin düzenli biçimde değiştiğini gösterdi. Çalışmaya göre batıdaki sürünen kesimlerde tektonik hareketin bir bölümü küçük, tekrarlayan depremlerle boşalıyor; ekip bu bölgede 30 tekrarlayan deprem dizisi belirledi. Doğuya, İstanbul’un güneyine yaklaşıldıkça sürünme sistematik olarak azalıyor ve daha sıkı kilitlenmiş kesimler öne çıkıyor. İstanbul’un hemen güneyinde ise tekrarlayan deprem dizisine hiç rastlanmadı.

Bu ayrım önem taşıyor. Sürünen bir segment bütün gerilimini güvenli biçimde boşaltıyor demek değil; kilitli bir segment de yarın mutlaka kırılacak anlamına gelmiyor. Fayın davranış biçimi, hangi tür kırılmaların mümkün olduğunu sınırlandırıyor ancak bunların zamanını tek başına vermiyor.

23 Nisan 2025 Mw 6,2 depremi hangi zincire oturuyor

23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen Mw 6,2 depremi, bölgenin 60 yılı aşkın süredeki en büyük depremi oldu. Patricia Martínez-Garzón öncülüğündeki uluslararası ekip, yaklaşık 20 yıllık sismik veriyi inceleyerek olayı son 15 yılda doğuya, İstanbul yönüne doğru ilerleyen Mw 5 üzerindeki kırılmalar dizisinin son halkası olarak değerlendirdi. Çalışma 2025’te Science dergisinde yayımlandı; DOI numarası 10.1126/science.adz0072. GFZ’nin Aralık 2025’te yayımladığı açıklama, bu dergi makalesinin kamuoyu duyurusudur ve 2023 tarihli sürünme çalışmasından ayrı tutulmalıdır.

Depremin artçıları, Kumburgaz kesimi ile İstanbul’un güneyindeki kilitli Prens Adaları segmenti arasında bulunan yaklaşık 15 kilometrelik sismik olarak sakin Avcılar kesiminin doğu sınırına kadar ilerledi. Araştırmacılar, buradaki gerilim seviyesinin yüksek kalmış olabileceğini ve kilitli Prens Adaları segmentinin tek başına Mw 7 sınıfı bir deprem üretebilecek kapasitede olduğunu belirtiyor. Bu ifade bir tarih tahmini değil; izlenmesi gereken fay parçasını daraltan bir tehlike değerlendirmesidir.

Kırılmanın yönü İstanbul’daki sarsıntıyı nasıl değiştirebilir

Bir deprem yalnızca başladığı yer ve büyüklüğüyle değil, kırılmanın ilerlediği yönle de farklı sonuçlar yaratabilir. 2025 depreminde kırılmanın doğuya doğru ilerlemesi, İstanbul yönünde daha güçlü yer hareketi üretebilecek bir yönlülük düzeniyle uyumlu bulundu. Gelecekte orta veya büyük bir kırılmanın İstanbul’un batısında başlayıp doğuya ilerlemesi halinde enerji şehir yönünde yoğunlaşabilir. Kırılmanın doğrudan İstanbul’un güneyinde başlaması halinde yönlülük etkisi daha sınırlı olabilir; ancak bu kez fay düzlemine olan kısa mesafe güçlü sarsıntı yaratabilir.

Bu nedenle İstanbul için doğru soru yalnızca “Deprem kaç büyüklüğünde olacak?” değildir. Hangi segmentin kırılacağı, kırılmanın nerede başlayacağı, hangi yöne ilerleyeceği, ne kadar süreceği ve dalgaların farklı zeminlerde nasıl büyütüleceği de sonucu belirler.

Her 7 büyüklüğündeki deprem neden aynı etkiyi yaratmıyor

Depremin büyüklüğü ile belirli bir yerde yarattığı sarsıntı aynı kavram değildir. Moment büyüklüğü, fayda kırılan alan, kayma miktarı ve kaya özellikleri üzerinden depremin kaynak boyutunu tanımlar. Bir depremin tek bir büyüklüğü bulunur; ancak sarsıntı şiddeti konuma göre değişir. Faya uzaklık, depremin derinliği, kırılmanın yönü, dalgaların frekans içeriği, sarsıntının süresi, yerel jeoloji ve binanın taşıyıcı sistemi aynı büyüklükteki iki depremi bütünüyle farklı afetlere dönüştürebilir.

Yüzeye yakın bir deprem, daha derinde gerçekleşen aynı büyüklükteki başka bir depremden genellikle daha güçlü yüzey hareketi yaratabilir. Gevşek alüvyon, dolgu ve bazı havza zeminleri dalgaları büyütebilir veya sarsıntının süresini uzatabilir. Kaya zeminde aynı deprem farklı hissedilebilir. Yüksek ve esnek bir bina ile kısa ve rijit bir bina da aynı frekanslara aynı biçimde tepki vermez.

İstanbul deprem riski kapsamında Mw 7 depremlerinde zemin ve yapı etkisi
Aynı Mw 7 büyüklüğü farklı zemin ve yapı koşullarında farklı sarsıntılar üretebilir.

7,0 ile 7,4 arasındaki fark neden küçük değil

Moment büyüklüğü ölçeği logaritmiktir. Büyüklükte bir tam sayı artış, ölçülen dalga genliğinde yaklaşık 10 kat, açığa çıkan enerjide ise yaklaşık 32 kat artış anlamına gelir. Bu ilişkiye göre Mw 7,0 ile Mw 7,4 arasındaki 0,4 birimlik fark, yaklaşık dört kat enerji farkına karşılık gelir. Gündelik dilde ikisine de “7’lik deprem” denmesi, aralarındaki fiziksel farkı ortadan kaldırmaz.

Buna karşılık daha büyük enerji otomatik olarak daha büyük can kaybı anlamına gelmez. Yoğun yapılaşmadan uzakta meydana gelen sığ bir Mw 7 depremi sınırlı hasar bırakabilirken, daha küçük ancak zayıf yapıların hemen altında oluşan bir deprem ağır sonuçlar doğurabilir. Büyüklük depremin, şiddet bulunduğumuz yerin, afet ise yapıların ve toplumun kırılganlığının özelliğidir.

Aynı deprem için neden farklı büyüklükler açıklanabiliyor

Farklı kurumlar aynı deprem için birbirine yakın ancak eşit olmayan büyüklük değerleri yayımlayabilir. Bunun nedeni kullanılan istasyon ağı, dalga türleri, hesaplama yöntemi, fay çözümü ve verilerin hangi aşamada gözden geçirildiğidir. İlk otomatik sonuçlar daha sonra revize edilebilir. Örneğin 2016 Amatrice depremi USGS tarafından Mw 6,2, İtalya ulusal kurumu INGV tarafından Mw 6,0 olarak verildi. Bu nedenle farklı büyüklükler görüldüğünde önce hangi kurumun hangi ölçeği ve hangi veri sürümünü kullandığına bakılmalıdır.

Venezuela ve Meksika depremleri küresel zincir kanıtı mı?

Küresel deprem müziği kapsamında Venezuela Meksika ve San Andreas sismik ilişkileri
Venezuela, Meksika ve Kaliforniya’daki olaylar zaman yakınlığının tek başına nedensellik olmadığını gösteriyor.

24 Haziran 2026’da Venezuela’da 39 saniye arayla gerçekleşen iki büyük kırılma ile 17 Temmuz 2026’daki Meksika depremi, büyük depremlerin zamansal olarak kümelendiği yönündeki tartışmaları güçlendirdi. Ancak yakın segmentler arasında ölçülebilir gerilim aktarımı ile farklı levha sistemlerinde günler veya haftalar arayla meydana gelen olayları aynı nedensellik zincirine yerleştirmek aynı şey değildir.

Venezuela’da USGS ve GFZ neden farklı büyüklük verdi

USGS’nin gözden geçirilmiş kayıtlarında Venezuela dizisinin ilk olayı Mw 7,2, 39 saniye sonra gerçekleşen ikinci ve daha büyük olay ise Mw 7,5 olarak yer alıyor. USGS diziyi bir öncü şok ile ana şoktan oluşan ikili kırılma olarak tanımlıyor; episantrlar San Felipe ile Yumare çevresinde, yani Caracas’ın yaklaşık 160 kilometre batısında yoğunlaşıyor. En ağır hasar ise Caracas ve La Guaira’da görüldü.

GFZ ise kendi moment çözümlerinde iki alt kırılmayı 7,3 ve 7,4 olarak hesapladı. Kurum, karmaşık ve birbirine binen dalga biçimleri nedeniyle ölçüm belirsizliğinin yüksek olduğunu, kendi değerleriyle USGS sonuçlarının bu belirsizlik içinde uyumlu sayılabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla burada biri doğru diğeri yanlış iki ayrı olay anlatımı değil; aynı karmaşık kırılmaya uygulanan farklı kurumsal çözümler bulunuyor.

GFZ’ye göre kırılmalar Karayip levhası ile Güney Amerika levhası arasındaki doğu-batı doğrultulu sınırda meydana geldi. İlk kırılmanın yarattığı ani gerilim değişimi komşu segmentteki ikinci kırılmayı tetikledi. Kurum, pratik nedenlerle iki deprem olarak kaydedilen olayların fiziksel açıdan birbirine bağlı iki alt kırılmadan oluşan kesintisiz bir süreç olarak da değerlendirilebileceğini belirtiyor. Bu, yakın segmentler arasındaki doğrudan etkileşimin güçlü bir örneğidir.

Meksika depremi Venezuela’nın devamı olarak görülebilir mi?

17 Temmuz 2026’da Meksika’nın Chiapas kıyısı açıklarında meydana gelen Mw 7,3 deprem, yaklaşık 15 kilometre derinlikte ve Aquiles Serdán’ın 48 kilometre güneybatısında kaydedildi. Olay, Cocos levhasının Kuzey Amerika levhası altına daldığı tektonik ortamla ilişkilidir. Venezuela kırılmaları ise farklı bir levha sınırında ve farklı bir faylanma düzeninde meydana geldi.

Venezuela ile Meksika depremlerinin 23 gün arayla gerçekleşmesi dikkat çekicidir ancak tek başına nedensellik kanıtı değildir. USGS’nin uzun dönem kayıtlarına göre dünyada ortalama bir yılda yaklaşık 15 adet Mw 7-7,9 deprem ve bir adet Mw 8 veya daha büyük deprem bekleniyor. Bu doğal sıklık, bazı yıllarda büyük olayların günler veya haftalar içinde kümelenmesini olağandışı olmaktan çıkarıyor.

Uzak depremler San Andreas Fayı’nı etkileyebilir mi

Uzak bir büyük depremin sismik dalgaları, dünyanın başka bir bölgesinde kritik gerilim altındaki faylarda küçük depremleri, tremoru veya sınırlı kaymaları tetikleyebilir. DeSalvio ve Fan’ın 2023’te yayımlanan çalışması, 2008-2017 arasındaki 1.388 küresel Mw 6 ve üzeri depremin ardından Güney Kaliforniya’da küçük deprem etkinliğini aradı ve bu depremlerin yüzde 70’e varan bölümünün ardından görünür bir tetiklenme raporladı. Uzak tetiklenme fiziksel olarak gerçek bir olgudur; ancak çoğunlukla mikrodeprem düzeyinde gözlenir ve büyük bir kırılmayı başlattığına dair kanıt taşımaz.

Bu alandaki sonuçlar yöntem hatalarına karşı özellikle hassastır. USGS araştırmacılarının 2025’te yayımladığı inceleme, DeSalvio ve Fan’ın kullandığı istatistiksel testleri gerçek tetiklenme içermeyen sentetik kataloglara uyguladı ve yüzde 3,5 ile 8,5 arasında bir yanlış pozitif oranı buldu. Güney Kaliforniya’da test edilen on binlerce uzay-zaman penceresine uygulandığında bu oran binlerce sahte eşleşme üretiyor. İnceleme, yakındaki El Mayor-Cucapah depreminden gelen bilinen tetiklenme dışında, raporlanan yüzde 70’lik örüntünün büyük ölçüde rastgele yanlış pozitiflerle açıklanabileceğini ve gerçek tetiklenmeden istatistiksel olarak ayırt edilemediğini gösterdi.

Bu iki çalışma birlikte önemli bir dersi özetliyor: “Venezuela oldu, sonra Meksika oldu, sırada San Andreas var” biçimindeki bir sıralama bilimsel sonuç sayılamaz. Dikkat çekici bir zamansal eşleşmenin gerçek bir ilişki olabilmesi için fiziksel mekanizma, önceden belirlenmiş zaman penceresi, kontrol katalogları ve görülmemiş veride tekrar gerekir.

Los Angeles çevresindeki faylarda hangi yeni bulgular var

Güney Kaliforniya’daki San Andreas ve San Jacinto fayları, Pasifik ile Kuzey Amerika levhaları arasındaki hareketin önemli bir bölümünü karşılıyor. Bu iki sistem Los Angeles’ın kuzeydoğusundaki Cajon Pass çevresinde birbirine yaklaşıyor. Bölge, bir kırılmanın tek fayda sonlanıp sonlanmayacağını veya diğer sisteme geçerek daha uzun bir ortak kırılma oluşturup oluşturmayacağını etkileyebilecek karmaşık bir kavşak niteliği taşıyor.

Cajon Pass neden deprem kapısı olarak tanımlandı

Liliane Burkhard ve arkadaşlarının 2026’da Journal of Geophysical Research: Solid Earth dergisinde yayımlanan çalışması, jeolojik ve tarihsel verilerden yeniden oluşturulan 1.000 yıllık deprem geçmişini fiziksel bir gerilim modeliyle inceledi. University of Hawaii at Manoa öncülüğünde yürütülen çalışma, San Andreas ile San Jacinto sistemlerinin bazı kesimlerinde modellenen güncel gerilimin son bin yılın en yüksek düzeylerine ulaştığını veya bu düzeyleri aştığını bildirdi. Çalışmanın DOI numarası 10.1029/2025JB033213.

Araştırmacılar Cajon Pass kavşağını bir deprem kapısı olarak tanımlıyor. Kavşak yalnızca kırılmayı durduran sabit bir engel değil; iki faydaki gerilimlerin zaman içinde ne kadar uyumlu yükseldiğine bağlı olarak kırılmayı durdurabilen veya karşı sisteme aktarabilen değişken bir yapı olarak modelleniyor. Aynı çalışma San Jacinto-Bernardino kesiminde 3,6 MPa, komşu San Andreas Mojave South kesiminde 2,8 MPa modellenmiş gerilim bildiriyor.

Bu değerler önemli bir tehlike tablosu sunuyor ancak deprem tarihi vermiyor. Araştırmacılar çalışmanın bir zaman tahmini olmadığını, yalnızca mevcut gerilim durumunu ve hazırlanılması gereken olası kırılma senaryolarını daha iyi sınırlandırdığını açıkça vurguluyor.

Parkfield’da yapay zeka hangi sessiz hareketleri buldu

Yapay zeka deprem analizi ile San Andreas Fayı Parkfield sessiz kaymalarının izlenmesi
Parkfield’da yapay zeka analizi klasik kataloglarda görünmeyen kısa süreli sessiz kaymaları ayırt etti.

Zahra Zali ve arkadaşlarının Haziran 2026’da Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışması, San Andreas Fayı’nın Parkfield kesimindeki sondaj gerinim ölçerlerinden alınan 2009-2016 verilerini derin öğrenmeyle analiz etti. Çalışma GFZ, Stanford Üniversitesi ve EarthScope işbirliğiyle yürütüldü; DOI numarası 10.1038/s41467-026-74095-9. Sistem, kısa süreli ve düşük genlikli yavaş kaymaları büyük veri içinde otomatik olarak ayırmak üzere geliştirildi.

Araştırma toplam 92 kısa süreli sessiz kayma olayı içeren bir katalog oluşturdu. Algoritma, daha önce elle oluşturulan katalogdaki olayların yüzde 90’ını yakaladı ve katalogda bulunmayan yeni adaylar belirledi. Olayların süreleri yaklaşık 25 ile 100 dakika arasında değişti. Bunlardan 22’si üç ayrı gerinim ölçerde tutarlı biçimde görüldü ve ayrıntılı konumlandırma analizine alındı.

Çalışma, sessiz kaymaların ardından düşük frekanslı deprem etkinliğinin arttığını gösteren zamansal bir ilişki belirledi. Bu bulgu, sürünen kesimlerdeki sismik olmayan hareketlerin komşu geçiş ve kilitli zonlardaki gerilim durumunu etkileyebileceğini düşündürüyor. Ancak çalışma büyük bir San Andreas depreminin tarihini vermiyor; görünür depremler arasındaki sessiz ara hareketleri ölçülebilir hale getiriyor.

Japonya’daki Tokyo Çukuru anlatısı hangi sistemleri karıştırıyor

“Tokyo Çukuru” ifadesi standart bir jeolojik ad değildir. Sosyal medyada bu ifade çoğu zaman Tokyo ve çevresini etkileyebilecek üç ayrı sistemi tek başlıkta birleştiriyor. Sagami Çukuru, Tokyo’nun güneyinde ve 1923 Büyük Kanto depremiyle ilişkili sistemdir. Japonya Çukuru, ülkenin kuzeydoğusunda uzanır ve 2011 Tohoku depremiyle bağlantılıdır. Nankai Çukuru ise Honshu’nun güneyinden Shikoku ve Kyushu yönüne uzanan ayrı bir dalma-batma zonudur. Bu sistemler aynı bölgesel levha düzeninin parçaları olsa da aynı fay veya aynı deprem kaynağı değildir.

2026’daki Sanriku ve Iwate depremleri ne gösterdi

20 Nisan 2026’da Sanriku açıklarında JMA büyüklüğü 7,7 olan deprem meydana geldi. JMA, Hokkaido’nun orta Pasifik kıyıları, Aomori’nin Pasifik kıyıları ve Iwate için 3 metreye varan tsunami uyarısı yayımladı; gözlenen dalga yaklaşık 80 santimetrede kaldı ve uyarı sonradan tavsiyeye indirildi. Deprem Tokyo’da da hissedildi. JMA ayrıca kuzey Japonya için daha büyük bir deprem olasılığına karşı özel bir bilgilendirme yayımladı. Olay, Japonya Çukuru boyunca süren yüksek sismik tehlikenin yeni bir örneğiydi.

25 Haziran 2026’da Iwate açıklarında JMA büyüklüğü 7,2, moment büyüklüğü Mw 6,8 ve derinliği 44 kilometre olan başka bir deprem meydana geldi. Aomori’de en yüksek 6+ sarsıntı şiddeti kaydedildi, deprem Tokyo’da hafif hissedildi ve tsunami oluşmadı. JMA, moment büyüklüğünün ilgili sonraki büyük deprem bilgilendirme eşiğini karşılamadığını da açıkladı. Bu ayrıntı, aynı olay için JMA büyüklüğü ile moment büyüklüğünün neden farklı olabileceğini gösteriyor.

Bu iki deprem bölgesel hareketliliğin gerçek olduğunu gösteriyor ancak Tokyo’nun altında tek bir çukurun kırılmaya başladığı anlamına gelmiyor. Depremlerin kaynak bölgeleri, derinlikleri, mekanizmaları ve Tokyo’ya aktardıkları sarsıntı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Nankai için 30 yıllık olasılık nasıl okunmalı

Japonya Deprem Araştırma Komitesi, 2025’te Nankai Çukuru boyunca Mw 8-9 sınıfı bir depremin 30 yıl içindeki olasılığını yeniden hesapladı. Önceki yaklaşık yüzde 80 değeri, geçmiş zemin yükselme verilerindeki belirsizlikler dikkate alınarak revize edildi ve komite iki yöntemin sonucunu yan yana koydu: bir yöntem yüzde 60-90 veya daha yüksek, diğeri yüzde 20-50 aralığı verdi. Her iki sonuç da en yüksek olasılık sınıfında bulunuyor. Bu değerin, ayrı bir tehlike olan güney Kanto bölgesindeki Mw 7 sınıfı deprem olasılığıyla karıştırılmaması gerekir.

Bu oranlar bir geri sayım değildir. JMA, Nankai depremlerinin geçmişte yaklaşık 100-150 yıllık değişken aralıklarla tekrarlandığını ancak bir sonraki olayın zamanının, yerinin ve büyüklüğünün doğru biçimde tahmin edilemediğini belirtiyor. Yavaş kaymalar ve bağlanma koşullarındaki değişiklikler izleniyor; olağandışı bir durum özel bilgilendirme üretebilir ancak bu bilgi dahi belirli bir tarihte deprem olacağını garanti etmez.

Yeni Zelanda ve Etna’daki hareketlilik aynı zincire bağlanabilir mi

Yeni Zelanda’daki volkanik huzursuzluk ve Etna’daki püskürmeler, büyük deprem haberleriyle aynı dönemde dolaşıma girdiğinde tek bir küresel hareketin işaretleri gibi sunulabiliyor. Ancak tektonik deprem, magma hareketi, gaz basıncı ve hidrotermal sistemler farklı fiziksel süreçlerdir. Aynı tarihlerde görünür olmaları, aynı uzak tetikleyiciye sahip olduklarını göstermiyor.

Whakaari ve Ruapehu’da hangi durum izleniyor

GeoNet’in 2026 bültenlerine göre Whakaari White Island’da Mart ayında kısa süreli küçük bir püskürme ve kül salımı gözlendi; Volkanik Alarm Seviyesi 3’e çıkarıldıktan sonra yeniden 2’ye indirildi. Sonraki yaklaşık iki aylık gözlemlerde yeni püskürme görülmezken buhar ve gaz çıkışı sürdü. Havacılık Renk Kodu Sarı olarak tutuldu.

Ruapehu’da ise küçük zirve depremleri, krater gölü sıcaklığındaki sınırlı değişimler ve düşük ile orta düzey arasında seyreden gaz çıkışları kaydedildi. GeoNet bu durumu küçük volkanik huzursuzluk aralığında değerlendirerek alarm seviyesini 1’de tuttu.

Etna’da Haziran ve Temmuz 2026’da ne oldu

INGV Osservatorio Etneo kayıtlarına göre Haziran sonu ve Temmuz başında Etna’nın zirve bölgesinde patlamalı ve lav çıkışlı etkinlik gerçekleşti. 26 Haziran’dan itibaren Voragine kraterinde Stromboli tipi patlamalar, 29 Haziran’dan itibaren iki ağızdan lav çıkışı kaydedildi. 5 Temmuz’da güçlü kül emisyonu nedeniyle Havacılık Renk Kodu Kırmızı’ya yükseltildi; kül kolonu zirvenin yaklaşık 1,5 kilometre üzerine ulaştı.

Etna’nın aktif olması gerçektir; Whakaari ve Ruapehu’nun izlenmesi de gerçektir. Ancak INGV ve GeoNet verileri bu olayları Venezuela, Meksika, San Andreas, Japonya veya Marmara ile bağlantılı tek bir küresel kırılma dizisi olarak tanımlamıyor. Birbirinden uzak volkanları ve fayları aynı zincire bağlamak için tarihlerin çakışmasından daha güçlü bir fiziksel mekanizma ve tekrarlanabilir veri gerekir.

Depremlerin müziği nasıl tanımlanabilir

Deprem müziği bilimsel bir terim değil; depremleri tek tek noktalar yerine zaman, mekan ve etkileşim içinde düşünmek için kullanılan bir metafor. Her deprem bir nota kabul edilirse notanın karakterini yalnızca oluş zamanı değil, koordinatı, derinliği, moment büyüklüğü, faylanma mekanizması, kırılma yönü, süresi, artçı ilişkisi ve çevredeki deformasyon belirler.

Bu müzik tek kanallı bir melodiye benzemez. Farklı levha sınırlarının, sürünen ve kilitli segmentlerin, artçı dizilerinin, sessiz kaymaların, volkanik sistemlerin ve ölçüm ağlarının oluşturduğu çok katmanlı bir poliritimdir. Bazı notalar fiziksel olarak birbirine bağlıdır. Bazıları aynı dönemde tesadüfen duyulur. Bazıları ise yeni sensörler ve yeni analiz yöntemleri sayesinde ilk kez ayırt edilir.

Fayın karakteri bazen ne tür bir kırılma üretebileceğini sınırlar ancak bunun zamanını söylemez. Bir sismik kriz ise zamanın olağandışılaştığını gösterebilir ancak hareketliliğin büyük bir kırılmaya, küçük bir deprem dizisine veya sessiz kaymaya dönüşeceğini söylemeyebilir. Başka bir ifadeyle sistem bazen ne olabileceğini gösterip ne zaman olacağını saklar; bazen de zaman içindeki değişimi gösterip sonucun ne olacağını belirsiz bırakır. Bu ikilik, borsadan meteorolojiye kadar birçok karmaşık sistemde görülen tanıdık bir örüntüdür ve sismolojide iki ayrı fiziksel duruma, yani kilitli bir segmentin sessiz gerilim birikimine ve bir sismik krizin belirsiz sonucuna karşılık gelir.

Küresel deprem müziği için dünya fayları ve sismik veri ağı
Deprem müziği metaforu küresel sismik veriyi ritim, sessizlik ve tekrarlar üzerinden okumayı öneriyor.

Bilinen ritimler hangi modellerle izleniyor

Sismoloji artçıların zamanla azalmasını, farklı büyüklüklerdeki depremlerin görülme sıklığını ve bir olayın çevresindeki yeni depremlerin olasılığını uzun süredir istatistiksel modellerle inceliyor. ETAS gibi modeller, her depremin belirli bir zaman ve mesafe içinde yeni olay oranını geçici olarak artırabileceğini hesaplıyor. Bunlar küresel müziğin bilinen ritimlerini oluşturuyor; ancak uzaktaki zayıf ilişkilerin gerçek mi, tesadüf mü olduğunu tek başına çözmüyor.

Yapay zeka tüm dünya depremlerini seri olarak okuyabilir mi?

Dünyadaki bütün depremleri kronolojik sıraya koymak teknik olarak mümkün. Fakat yalnızca zaman ve büyüklükten oluşan düz bir seri, olayların fiziksel yapısının büyük bölümünü kaybeder. Aynı gün meydana gelen iki deprem komşu segmentlerde gerçekleşebileceği gibi birbirinden bağımsız levha sistemlerinde de oluşabilir. Bu nedenle küresel modelin yalnız zaman çizgisi değil, fayların ve levha sınırlarının bağlantılarını koruyan çok boyutlu bir ağ olması gerekir.

Her olay için UTC zamanı, koordinat, derinlik, büyüklük, mekanizma, kırılma yönü, belirsizlik, artçı olma olasılığı, yerel gerinim, yavaş kayma ve ölçüm ağının zaman içindeki değişimi birlikte temsil edilebilir. Grafik sinir ağları, transformer modelleri ve sinirsel nokta süreçleri, insanın aynı anda izleyemeyeceği kadar geniş bu veri yapısında zayıf tekrarları araştırabilir.

Deprem aileleri çalışması hangi örüntüleri buldu

Sadegh Karimpouli ve arkadaşlarının 4 Mayıs 2026’da Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışması, deprem kataloglarını birbirinden bağımsız olaylar yerine uzay, zaman ve büyüklük içinde kümelenen sismisite aileleri olarak analiz etti. GFZ öncülüğündeki çalışmanın DOI numarası 10.1038/s41467-026-72279-x; kurumun 12 Haziran 2026 tarihli açıklaması makalenin kamuoyu duyurusudur.

Denetimsiz makine öğrenmesi yöntemi, 2023 Kahramanmaraş Mw 7,8, 2014 Iquique Mw 8,1 ve 2009 L’Aquila Mw 6,1 depremlerinden önce diğer dönemlerden farklı özellikler taşıyan sismisite kategorileri belirledi. Bu kategorilerde daha güçlü uzay-zaman yerelleşmesi, olaylar arası etkileşim ve gerinim boşalımı görüldü. Araştırmacılar bunu sistemin görece kararlı bir durumdan kırılma öncesi daha örgütlü, kritik bir duruma geçişi olarak yorumluyor.

Aynı yöntem 2016 Amatrice Mw 6,2 ve 2024 Noto Mw 7,5 depremleri öncesinde eşdeğer, ayırt edilebilir bir hazırlık evresi bulamadı. Bu sonuç önemlidir: Yapay zeka bazı dizilerde alışılmadık bir geçişi gösterebilir ancak her büyük depremin aynı hazırlık sürecine sahip olduğunu veya tek bir evrensel öncü işaret bulunduğunu kanıtlamaz.

Yapay zekanın kendi hayaletlerini bulması nasıl engellenebilir

Yeterince çok bölge, tarih aralığı ve gecikme denenirse tesadüfi eşleşmeler kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Eski katalogların eksikliği, sensör sayısının zamanla artması, büyük depremlerden sonraki binlerce artçının bağımsız olay gibi değerlendirilmesi ve analiz pencerelerinin sonuç görüldükten sonra seçilmesi sahte örüntüler üretebilir. Güney Kaliforniya’daki uzak tetiklenme örneğinde görüldüğü gibi, dikkat çekici bir eşleşme oranı bile büyük ölçüde yanlış pozitiflerden kaynaklanabilir.

Bu nedenle gerçek kataloglar; zamanları rastgele kaydırılmış kataloglarla, artçı yapısını koruyan sentetik dizilerle, ETAS tarafından üretilmiş sahte dünyalarla ve uzak ilişkileri bozulmuş kontrol verileriyle karşılaştırılmalıdır. Bölgeler, büyüklük eşikleri ve 1, 7, 30, 90 veya 365 günlük gecikme pencereleri sonuçlara bakılmadan önce belirlenmeli; çoklu karşılaştırma düzeltmesi uygulanmalıdır.

Türkiye ile Güney Kaliforniya’daki büyük depremlerin zamanlaması arasında ilişki aranacaksa yalnız dikkat çekici eşleşmeler değil, eşleşmeyen bütün olaylar da hesaba katılmalıdır. Artçı dizileri ayrılmalı, katalog tarihleri binlerce kez rastgele kaydırılmalı ve gerçek dizide bulunan yakınlıkların sahte kataloglarda ne sıklıkla oluştuğu ölçülmelidir. Ancak bu testlerden sonra tekrar eden bir faz ilişkisi veya gecikme düzeninden söz edilebilir.

Sinirsel modeller klasik yöntemleri geçti mi?

Bristol Üniversitesi ekibinin geliştirdiği EarthquakeNPP projesi, sinirsel nokta süreçlerini Kaliforniya’nın 1971-2021 kataloglarında klasik ETAS modeli ve CSEP testleriyle ortak koşullarda karşılaştırmak üzere tasarlandı. Platform, veri sızıntısını önleyen sıralı eğitim ve test düzeni ile hem olasılık hem de üretilen katalogların istatistiksel tutarlılığını ölçüyor.

İlk kapsamlı karşılaştırmada incelenen beş sinirsel modelin hiçbiri ETAS taban çizgisini geçemedi. Modeller düşük etkinlikli arka plan dönemlerinde rekabetçi sonuçlar verse de büyük depremler sonrasındaki yoğun dizilerde zorlandı. Bu sonuç yapay zekanın işe yaramadığını değil, esnek bir modelin çok veri görmesinin tek başına güvenilir operasyonel tahmin üretmeye yetmediğini gösteriyor.

İstanbul için deprem müziğini dinlemek ne sağlar?

Yapay zeka bugün İstanbul’da meydana gelebilecek büyük bir depremin tarihini veremez. USGS’nin kullandığı bilimsel tanıma göre gerçek bir deprem tahmini zaman, yer ve büyüklüğü birlikte belirtmelidir. Bugün hiçbir kurum büyük bir deprem için bu üç bilgiyi güvenilir biçimde önceden sağlayamıyor; bilim ancak belirli bölgeler ve zaman aralıkları için olasılık ve senaryo üretebiliyor.

İstanbul için daha gerçekçi ve değerli hedef, Ana Marmara Fayı’nın alışılmış davranışından sapmaları daha erken fark etmektir. Tekrarlayan küçük depremler, düşük frekanslı hareketler, sessiz kaymalar, kabuk gerinimi, deniz tabanı deformasyonu ve fiber optik kablolarda ölçülen titreşimler tek bir gözlem sistemi içinde birleştirilebilir.

İstanbul deprem riski ve yapay zeka deprem analizi için Marmara sismik izleme sistemi
İstanbul için yapay zeka destekli sismik izleme, kehanetten çok durum farkındalığı sağlayabilir.

Science çalışmasının yazarları Marmara’daki deniz altı fayının daha yoğun ve gerçek zamanlı izlenmesini öneriyor. Önerilen altyapı; yeni sondaj istasyonlarını, kalıcı deniz tabanı sismik ve jeodezik ölçümleri ile açık deniz fiber optik algılama sistemlerini kapsıyor. GFZ ile Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı AFAD tarafından ortak yürütülen GONAF gözlemevi halen 300 metreye ulaşan 10 sondaj istasyonuyla çalışıyor; Helmholtz Derneği’nin GFZ koordinasyonundaki SAFATOR altyapısının da deniz altı fiber optik gözlem kapasitesini genişletmesi planlanıyor.

Kehanet yerine durum farkındalığı ne anlama geliyor?

Daha iyi izleme, “Deprem şu gün olacak” cümlesini üretmeyebilir. Buna karşılık hangi segmentlerde sürünmenin değiştiğini, sessiz hareketlerin arttığını, artçıların olağandışı davrandığını veya gerilimin başka bir fay parçasına taşındığını daha erken gösterebilir. Bu bilgi saniyeler veya dakikalar içinde kritik altyapının kapatılması, iletişim ağlarının korunması ve acil müdahalenin yönlendirilmesi açısından değer taşıyabilir.

İstanbul’un ihtiyacı yalnız daha güçlü bir tahmin modeli değildir. Yapı güvenliği, zemin verileri, enerji ve iletişim yedekliliği, yangın riski, ulaşım koridorları ve deprem sonrası lojistik aynı sistem içinde ele alınmalıdır. Bilimsel izleme tehlikenin karakterini tanımlar; afeti azaltan ise bu bilgiyi yapı ve şehir kararlarına dönüştürmektir.

Küresel hareketlilik nasıl okunmalı?

Venezuela’daki iki alt kırılma fiziksel olarak bağlantılıydı. Meksika’daki deprem farklı bir dalma-batma sisteminde meydana geldi. Los Angeles çevresindeki gerilim modeli ciddi bir tehlike tablosu gösteriyor ancak tarih vermiyor. Parkfield çalışması görünmeyen sessiz kaymaları belirledi ancak büyük deprem öngörmedi. Japonya’nın yoğun sensör ağı farklı hendek sistemlerini ayrı ayrı izliyor. Yeni Zelanda ve Etna’daki volkanik hareketlilik ise kendi magmatik koşulları içinde değerlendiriliyor. Marmara’nın İstanbul’un güneyindeki kilitli segmenti de bütün bu olaylardan bağımsız olarak uzun süredir ciddi bir deprem tehlikesi taşıyor.

Bu olayları tek bir yaklaşan küresel felaket anlatısına dönüştürmek bilimsel değildir. Buna karşılık bütün sistemleri birbirinden bütünüyle kopuk kabul etmek, sismik dalgalarla gerçekleşebilen uzak tetiklenme gibi gerçek ancak sınırlı ilişkileri gözden kaçırabilir. Doğru yaklaşım bağlantı ihtimalini açık tutmak, fakat zaman yakınlığını nedenselliğin yerine koymamaktır.

Dünyanın bir deprem müziği varsa bu müzik yalnız büyük kırılmaların gürültüsünden oluşmuyor. Sessiz kaymalar, tekrar eden mikrodepremler, artçıların yavaşlayan temposu, kilitli segmentlerin uzun sessizliği ve fay kavşaklarının değişen gerilim düzeni de aynı yapının parçalarıdır. Yapay zeka bu çok katmanlı diziyi insanın tek başına göremeyeceği ölçekte dinleyebilir. Hangi sesin gerçek bir işaret, hangisinin artçı, ölçüm değişikliği, tesadüf veya modelin ürettiği bir hayalet olduğuna ise ancak ileriye dönük ve tekrarlanabilir bilimsel testler karar verebilir.

Siz ne düşünüyorsunuz?

İstanbul’un deprem riskinde sizce ilk sıraya hangi adım konulmalı: fayın daha yoğun izlenmesi, bina güvenliği, iletişim yedekliliği veya afet lojistiği? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.

İlgili haberler

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Yeşil Haber (@yesilhabernet)


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz