İSO 500’de 88 firma AB karbon sınır vergisinin kapsamında; mali yükümlülük 1 Ocak 2026’da başladı ve fatura jeopolitiği beklemiyor.
İstanbul Sanayi Odası’nın 17 Haziran 2026’da açıkladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025” araştırması, manşetlere savunma sanayisinin tarihi yükselişiyle girdi. Ancak aynı listenin satır aralarında, yeşil ekonomi açısından çok daha sessiz ve çok daha acil bir tablo duruyor: Türkiye’nin sanayi devler liginde 88 firma, 1 Ocak 2026’da mali yükümlülüğü başlayan Avrupa Birliği karbon sınır vergisinin doğrudan kapsamında. Fatura, jeopolitik gündemi beklemiyor.

Hızlı Bakış
- İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayisi kuruluşu, TUSAŞ ve Aselsan, ilk 10’a girdi.
- Listenin ilk 10 kuruluşunun cirosunun yaklaşık yüzde 84’ü hâlâ fosil ve karbon-bağımlı şirketlerden geliyor.
- CBAM kapsamındaki dört sektörde 88 firma, İSO 500 üretiminin yüzde 18,9’unu oluşturuyor.
- AB karbon sınır vergisinin mali dönemi 1 Ocak 2026’da başladı, ilk sertifika teslimi 30 Eylül 2027’de.
- Güneş enerjisi üreticileri 2025’te sıralamada gerilerken enerji depolamada Siro yükseldi.
Savunma sanayisi ilk 10’a girdi
Liste açıklandığında ekonomi basınının odağı tek bir gelişmedeydi: İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayisi kuruluşu ilk 10’a girdi. TUSAŞ 2024’teki 11’inci sıradan 7’nciliğe, Aselsan 17’ncilikten 9’unculuğa yükseldi. Roketsan 35’inci sıradan 22’nciliğe çıktı, Arca Savunma ise listeye doğrudan 12’nci sıradan girdi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan bu tabloyu “savunma sanayimizin son yıllarda ulaştığı üretim kapasitesini, teknoloji geliştirme kabiliyetini ve küresel rekabet gücünü ortaya koyması açısından son derece anlamlı” sözleriyle değerlendirdi.
Bu yükseliş gerçek ve önemlidir. Yeşil Haber olarak savunmayı kendi gündemimizin merkezine almıyoruz; ancak rapor bu gelişmeyi açıkça ortaya koyduğu için göz ardı etmek de dürüst bir okuma olmaz. Üstelik savunma sanayisindeki teknoloji sıçramaları tarih boyunca sivil alana yayılmıştır: radar teknolojisi telekomünikasyona, jet motoru mühendisliği enerji türbinlerine, askeri kompozit malzemeler rüzgâr türbini kanatlarına dönüşmüştür. Türkiye’nin savunma alanında biriktirdiği ileri malzeme, sensör ve sistem mühendisliği bilgisi, doğru yönlendirildiğinde yeşil teknolojinin de bir filizini taşıyabilir. Sorun bu potansiyelin var olup olmadığı değil; bu sıçramanın yeşil dönüşüme doğru bilinçli biçimde kanalize edilip edilmeyeceğidir.

Bu öncelik kaymasının arkasında yalnızca bir tercih de yoktur. Bölgesel çatışmalar, derinleşen jeopolitik belirsizlik ve küresel ticari parçalanma, sadece Türkiye’yi değil pek çok ülkeyi savunma yatırımına yöneltiyor. Yeşil yolun istenen hızda yürünememesi, kısmen bu dış koşulların dayatmasıdır. Ancak iklim politikasının kendine ait bir takvimi var ve o takvim çatışma haritalarına göre işlemiyor.
Zirvenin karbon kimliği değişmedi
Savunmanın ilk 10’a girişi dikkat çekse de, listenin tepesindeki ağırlık merkezi yıllardır olduğu gibi karbon-yoğun üretimde kaldı. TÜPRAŞ 698,8 milyar lira üretimden satışla yine birinci, Star Rafineri üçüncü, Türkiye Petrolleri sekizinci sırada. İçten yanmalı motorun hâlâ belirleyici olduğu otomotiv devleri Ford, Oyak-Renault, Toyota ve Mercedes-Benz de ilk 10’u dolduruyor. İlk 10 kuruluşun toplam 2,7 trilyon liralık üretiminin yaklaşık yüzde 84’ü bu fosil ve karbon-bağımlı şirketlerden geliyor. Savunma ilk 10’a girdi; ama ilk 10’un karbon kimliğini değiştiremedi.

Bahçıvan’ın 2025 sunumunun ana ekseni de bu tabloyu tamamlıyor. Konuşmanın merkezinde finansman maliyetleri, devreden KDV yükünün 120 milyar lirayı aşması ve öz kaynak payının yüzde 49,1’e gerilemesi vardı. Karbon, CBAM ya da yeşil dönüşüm baskısı, sektörün kendi temsil organının gündeminde neredeyse hiç yer bulmadı. Oysa Avrupa pazarına çelik, çimento ve alüminyum satan firmalar için 2026, finansman faizinden bağımsız yeni bir maliyet kaleminin fiilen başladığı yıl oldu.
Karbon sınır vergisinin nişangâhındaki 88 firma
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), 1 Ocak 2026 itibarıyla geçiş döneminden kesin döneme geçti ve mali yükümlülükler bu tarihte başladı. Mekanizma altı sektörü kapsıyor: çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen. 2026’da Avrupa’ya yapılan ithalat için karbon maliyeti şimdiden birikiyor; ilk sertifika teslimi ise 30 Eylül 2027’de gerçekleşecek. Karşılanamayan her ton karbon için ceza, üst sınırsız biçimde 100 euro olarak belirlendi.

İSO 500 listesini bu mercekten okuduğumuzda tablo netleşiyor. Doğrudan CBAM kapsamındaki dört imalat sektörü (demir-çelik, çimento, alüminyum ve demir-dışı metaller, gübre) listede 88 firmaya, yaklaşık 2,06 trilyon lira üretimden satışa ve listenin raporlanan ihracatının yaklaşık yüzde 13’üne karşılık geliyor. Bu 88 firma, İSO 500’ün toplam üretiminin yüzde 18,9’unu oluşturuyor. Yani Türkiye’nin sanayi devler liginin hem firma sayısı hem ekonomik ağırlık olarak önemli bir bölümü, Avrupa’nın karbon sınırının doğrudan menzilinde.

En maruz blok demir-çelik. Listede 47 demir-çelik firması var ve bunların önde gelenleri aynı zamanda Avrupa’nın en büyük tedarikçileri arasında: İskenderun Demir ve Çelik (11’inci sıra), Çolakoğlu Metalurji (18’inci), Ereğli Demir ve Çelik (16’ncı), Kardemir ve çok sayıda İskenderun merkezli üretici. Bahçıvan’ın da belirttiği gibi ana metaller sektörünün üretimden satış payı 2025’te 2,9 puan geriledi; ancak bu gerileme emtia fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı, sektörün karbon yoğunluğunu azaltmadı. Pay düşse de bu firmalar hâlâ CBAM kapsamının en büyük ihracatçı bloğu.
Yeşilin filizi: zayıf ama canlı
Peki yeşil enerji bu tablonun neresinde? Dürüst cevap karışık. Güneş enerjisi üreticilerinin çoğu 2025’te sıralamada geriledi: Smart Güneş Enerjisi 314’üncü sıradan 417’nciliğe, Alfa Solar 329’uncudan 479’unculuğa düştü. Bu, kısa vadede yeşil üretim tarafının da finansman ve talep baskısından payını aldığını gösteriyor. Ancak tablo tümüyle karamsar değil. Enerji depolama alanında faaliyet gösteren Siro, 142’nci sıradan 90’ıncılığa yükselerek listenin en dikkat çekici yeşil hamlesini yaptı; Kalyon Güneş Teknolojileri listeye yeni girdi. Yani filiz zayıf, ama canlı. Önemli olan, bu filizin kendiliğinden büyümeyeceğini görmek.

Bahçıvan’ın sunumunda umut veren iki veri de bu okumayı destekliyor: yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı yüzde 7,6’ya yükseldi ve AR-GE harcaması yapan firma sayısı arttı. Yüksek teknoloji ile yeşil dönüşüm aynı madalyonun iki yüzüdür; verimlilik, dijitalleşme ve ileri malzeme olmadan düşük karbonlu üretim mümkün değildir. Savunma kaynaklı teknoloji birikiminin sivil ve yeşil alana yayılması, tam da bu kesişimde anlam kazanır.
Saat, jeopolitiği beklemiyor
2025 listesinin yeşil okuması tek bir cümleye sığıyor: Türkiye sanayisi anlaşılır gerekçelerle savunmaya ve geleneksel güçlü sektörlerine yöneldi, ama Avrupa’nın karbon saati bu yönelişi beklemiyor. CBAM’ın mali dönemi başladı ve listede 88 firma bu mekanizmanın doğrudan kapsamında. Yeşil dönüşüm, ertelenebilir bir gündem maddesi değil; karbon-yoğun ihracat omurgasının Avrupa pazarındaki rekabet gücünü koruyabilmesinin önkoşulu. Savunmadaki teknoloji sıçraması bu dönüşüme bir filiz sunabilir, ancak filizin yeşermesi için onu sulayacak bilinçli bir politika ve yatırım yönelimi gerekiyor. Önümüzdeki yılların İSO 500 listeleri, bu filizin büyüyüp büyümediğinin en güvenilir aynası olacak.
Okura soru
Sizce Türkiye sanayisi, savunmadaki teknoloji sıçramasını yeşil dönüşüme çevirebilir mi; yoksa karbon sınır vergisinin faturası bu fırsatı yakalamadan mı kabaracak? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
İlgili Haberler
- Karbon Sınırları Çağı: CBAM 2026 ile karbon maliyeti başlıyor
- CBAM, sanayi kuralları ve ihracata karbon maliyeti
- SKDM 2026’da sanayiciye karbon faturası getirdi
- AB, CBAM’ı aşağı akım ürünlere genişletiyor: Türkiye için 2028 uyarısı
- Türkiye’de CBAM baskısı ve yeşil ekonomi dönüşümü

















