Türkiye doğa pozitif dönüşüm verileri Şirketlerde doğa risk analizi eksikliği SKD Türkiye sürdürülebilirlik anketi

SKD Türkiye’nin COP31 öncesi webinarı ve üye anketi, şirketlerde doğa pozitif dönüşüm ilgisinin arttığını ancak veri, risk analizi ve entegrasyon açığının sürdüğünü gösteriyor

SKD Türkiye’nin COP31 öncesinde düzenlediği webinar ve üye şirketleriyle yaptığı araştırma, iş dünyasında sürdürülebilirlik gündeminin karbon odağının ötesine geçerek doğa ve biyoçeşitlilik başlıklarını da kapsayacak şekilde genişlediğini ortaya koydu. Buna karşın, şirketlerin doğa risklerini ölçme, veri toplama ve bu başlıkları yatırım ile tedarik zinciri kararlarına entegre etme kapasitesinin henüz sınırlı kaldığı görülüyor.

Türkiye doğa pozitif dönüşüm verileri ve SKD Türkiye sürdürülebilirlik anketi kapsamında doğa ve biyoçeşitlilik izleme görünümü
Doğa ve biyoçeşitlilik başlıklarında veri temelli izleme kapasitesi, dönüşümün hızını belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.

COP31 yaklaşırken iş dünyasında öncelik haritası yeniden şekilleniyor

Türkiye’nin Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapacak olması, iklim ve doğa başlıklarını iş dünyasının gündeminde daha görünür hale getiriyor. SKD Türkiye de bu çerçevede COP31 Webinar Serisi’nin ikinci oturumunu 27 Mart 2026’da “Biyoçeşitlilik, Ormanlar ve Denizler: Doğa Pozitif Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirdi.

Yapı Kredi Mobil

Webinarda Türkiye’nin doğa risk profili; ormansızlaşma, arazi bozulumu, deniz ekosistemleri üzerindeki baskı ve su havzalarının kırılganlığı gibi başlıklar üzerinden ele alındı. Oturumda doğa kaybının operasyonel, finansal ve tedarik zinciri risklerine etkileriyle birlikte, şirketlerin bu yeni döneme nasıl hazırlanması gerektiği tartışıldı.

SKD Türkiye sürdürülebilirlik anketi ve Türkiye doğa pozitif dönüşüm verileri odağında COP31 webinar oturumu
SKD Türkiye’nin COP31 öncesinde düzenlediği webinar, doğa pozitif dönüşümün iş dünyasındaki yeni gündem başlıklarını bir araya getirdi.

Enerji ve iklim birinci sırada, doğa başlığı ikinci halkada güçleniyor

SKD Türkiye’nin üye anketine göre şirketlerin birinci önceliği halen enerji ve iklim dönüşümü. Buna karşın su, doğa ve biyoçeşitlilik başlıkları da yüzde 43’lük oranla şirketlerin öncelik listesinde güçlü bir ikinci halka oluşturuyor. Bu tablo, iş dünyasının doğa başlığını artık çevresel bir yan konu olarak değil, giderek büyüyen bir stratejik alan olarak görmeye başladığını gösteriyor.

Veri altyapısı ve risk analizi kapasitesi dönüşümün zayıf noktası olmaya devam ediyor

Anket bulguları, ilginin arttığını ancak kurumsal hazırlığın aynı hızda ilerlemediğini gösteriyor. Şirketlerin yalnızca yüzde 24’ü doğa kaynaklı fiziksel ve geçiş risklerini kapsamlı biçimde analiz edebildiğini belirtirken, en büyük kapasite açığının yüzde 40 ile veri altyapısında toplandığı görülüyor.

Şirketlerde doğa risk analizi eksikliği ve Türkiye doğa pozitif dönüşüm verileri için veri altyapısı açığını anlatan görsel
Doğa risklerinin ölçülmesi için gereken veri altyapısı eksikliği, şirketlerin karar süreçlerinde en belirgin kırılma alanı olarak öne çıkıyor.

Öncelik artıyor, ölçüm ve karar desteği geride kalıyor

Bu tablo, doğa pozitif dönüşümün henüz tam anlamıyla ölçülebilir ve karar süreçlerine entegre bir yapıya kavuşmadığına işaret ediyor. Başka bir ifadeyle şirketler doğa riskinin farkında, ancak bu riski yönetecek veri setleri, metodolojiler ve iç süreçler yeterince olgunlaşmış değil.

Doğa riski artık yalnızca çevresel değil, ekonomik bir başlık

Webinarın öne çıkan mesajlarından biri, iklim ve doğa risklerinin artık yalnızca sürdürülebilirlik ekiplerinin konusu olmadığıydı. Su stresi, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem bozulması; üretim, hammadde tedariki, finansman maliyeti ve portföy riski üzerinde doğrudan etkili olduğu için şirketler açısından ekonomik ve yönetsel bir başlığa dönüşüyor.

Hedefler pilot seviyede kalırken asıl kırılma tedarik zincirinde ortaya çıkıyor

SKD Türkiye’nin bulguları, doğa ve biyoçeşitlilik odaklı hedeflerin önemli ölçüde pilot çalışmalar ve proje ölçeğinde kaldığını ortaya koyuyor. Bu da şirketlerin doğa pozitif dönüşümü kurumsal stratejiye, yatırım planlarına ve tedarik zinciri yönetimine yeterince derinleştiremediğini gösteriyor.

Operasyon sınırının ötesine geçmek hâlâ zor

Mevcut yaklaşım çoğunlukla tesisler ve doğrudan operasyonlarla sınırlı kalıyor. Oysa ekosistem risklerinin önemli bir bölümü operasyonel sınırların dışında, tedarik zinciri boyunca ve havza düzeyinde şekilleniyor. Veri toplama güçlüğü ve değer zinciri entegrasyonundaki eksiklik, şirketlerin gerçek risk haritasını tam görememesine yol açıyor.

Şirketlerde doğa risk analizi eksikliği ve Türkiye doğa pozitif dönüşüm verileri çerçevesinde tedarik zinciri entegrasyonu
Doğa risklerinin operasyon sınırlarının ötesine taşınması, tedarik zinciri boyunca yeni veri ve yönetim ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor.

Somut uygulamalar var, ancak ölçeklenme ihtiyacı sürüyor

Webinarda paylaşılan şirket örnekleri, özel sektörün sahada bazı somut adımlar attığını da gösterdi. Anadolu Efes, onarıcı tarım yaklaşımıyla yürüttüğü program kapsamında pilot alanlarda toprak sağlığı, biyoçeşitlilik ve su tutma kapasitesinde iyileşmeler elde edildiğini aktardı. Unilever ise Konya su havzası içinde yer alan Karaman’ın Burunoba Köyü’nde yürüttüğü proje kapsamında suyun doğaya yeniden kazandırılması ve erozyonun azaltılması amacıyla 20 bin ağaç dikmeyi planladığını paylaştı.

Bu örnekler sahada hareket olduğunu gösterse de, genel resim dönüşümün henüz geniş ölçekli kurumsal standarda dönüşmediğine işaret ediyor. Bu nedenle havza bazlı yönetim yaklaşımı, yerel paydaş iş birlikleri ve tedarik zincirine uzanan veri toplama mekanizmaları önümüzdeki dönemin belirleyici başlıkları olacak.

Karbon sonrası dönemde TNFD çerçevesi şirketler için yeni referans alanı oluşturuyor

Webinarda öne çıkan başlıklardan biri de TNFD ve LEAP yaklaşımı oldu. Doğa risklerini finansal raporlama ve stratejik karar süreçleriyle ilişkilendiren TNFD çerçevesi, şirketler için gönüllü bir sürdürülebilirlik tercihi olmanın ötesine geçerek yeni bir yönetim standardına dönüşüyor.

Bu değişim, doğa başlığının yalnızca çevresel etkiyi azaltma alanında değil; finansman, yatırım, risk yönetimi ve yönetim kurulu düzeyindeki karar mekanizmalarında da ağırlık kazandığını gösteriyor. Türkiye’de iş dünyası bu dönüşüme yönelmiş durumda, ancak mevcut veriler dönüşümün yönü kadar altyapısının da hızla güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

İlgili haberler


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz