Dünya Ekonomik Forumu bu yıl İsviçre Alpleri’nde “parçalanmış bir dünyada dayanıklılık” temasıyla toplanıyor. Ancak Davos 2026’nın asıl hikayesi, iklim hedeflerinden çok daha sert bir soruda düğümleniyor: Küresel sistem gerçekten ayakta kalabilecek mi?
Hızlı bakış
- Davos 2026, yeşil hedeflerden çok parçalanmış dünyada stratejik dayanıklılık ve güvenlik gündemiyle açılıyor.
- Enerji başlığı iklim romantizminden uzaklaşıp kesintisiz güç, enerji bağımsızlığı ve baz yük tartışmalarına kayıyor.
- Ticarette friend shoring yaklaşımı maliyetten çok jeopolitik uyuma göre tedarik zinciri yeniden kurulumunu hızlandırıyor.
- Savunma yapay zeka ve siber güvenlik, şebekeler bankalar ve veri merkezleri gibi kritik altyapılar için yeni merkez sektör haline geliyor.
- Türkiye için denklem fırsattan çok sınava dönüşüyor ve üretim kapasitesi kadar jeopolitik uyum ile altyapı dayanıklılığı belirleyici oluyor.
Ocak ayının ortasında Davos’a inen heyetlerin çantasında bu yıl alışıldık “iklim kurtarma” dosyalarından çok, jeopolitik risk haritaları var. Savaşlar, enerji arz şokları, siber saldırılar ve ticaret bloklaşması artık teorik riskler değil; şirket bilançolarını, devlet bütçelerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen gerçekler.
Son yıllarda Davos’un vitrini olan ESG, net sıfır ve iklim finansmanı söylemleri tamamen ortadan kalkmış değil. Ancak 2026 zirvesi, bu kavramların arkasındaki asıl motivasyonu daha açık hale getiriyor: sürdürülebilirlik artık bir “erdem” meselesinden çok, bir “hayatta kalma” meselesi.
Davos’un ruh hali: Verimlilikten dayanıklılığa

Önceki yıllarda Davos’un merkezinde “daha verimli, daha yeşil bir küresel ekonomi” anlatısı vardı. 2026’da ise sahne tamamen değişmiş durumda. Ana soru artık şu: Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve siber tehditler altında şirketimi, ülkemin altyapısını ve enerji sistemimi nasıl ayakta tutarım?
Bu yıl zirve koridorlarında en sık duyulacak kavramlardan biri “stratejik dayanıklılık” olacak. Bu, sürdürülebilirliğin yeni tanımı. Güneş paneli artık yalnızca karbon salımını azaltmak için değil, enerji kesintilerinde üretimin durmaması için kuruluyor. Dijital altyapılar yalnızca verimlilik için değil, saldırıya dayanıklı olmak için yeniden tasarlanıyor.
Davos 2026’nın öne çıkan üç Gerçeği
1. Enerji: Yeşil olan değil, ayakta kalan önemli

Avrupa’da son dönemde yaşanan rüzgarsız ve güneşsiz soğuk hava dalgaları, enerji dönüşümünün romantik anlatılarını sert biçimde test ediyor. Davos 2026’da yenilenebilir enerji hâlâ masada, ancak artık iklim başlığı altında değil; enerji güvenliği ve kesintisiz güç ihtiyacı başlığı altında.
Nükleer enerji, hidrojen ve baz yük tartışmaları bu nedenle yeniden merkezde. Liderler ve şirketler için asıl soru, “en yeşil çözüm hangisi?” değil; “hangi çözüm kriz anında sistemi ayakta tutar?”
2. Ticaret: Friend-shoring ve bloklaşma gerçeği

Küreselleşmenin maliyet odaklı versiyonu fiilen sona ermiş durumda. Davos 2026, üretimin “en ucuz” ülkeye değil, “en güvenli ve uyumlu” ülkeye taşındığı yeni dönemin resmini çiziyor. Friend-shoring kavramı, artık bir akademik tartışma değil; CEO’ların tedarik zinciri sunumlarında somut planlara dönüşmüş durumda.
Tek bir ülkeye veya bölgeye bağımlı tedarik zincirlerinin kırılganlığı, son beş yılda defalarca test edildi. Davos’ta bu gerçeğin artık yüksek sesle kabul edildiği bir eşik aşılmış görünüyor.
3. Savunma, yapay zeka ve siber güvenlik: Yeni süper alan

Bir zamanlar Davos’ta arka planda kalan savunma sanayii, 2026’da merkezde. Ancak bu yalnızca askerî harcamalarla ilgili değil. Elektrik şebekeleri, bankacılık sistemleri, veri merkezleri ve iletişim altyapıları artık potansiyel hedefler olarak görülüyor.
Yapay zeka ve siber güvenlik, hem askerî hem sivil altyapının ortak savunma katmanı haline geliyor. Bu nedenle savunma-AI-siber güvenlik kesişimi, Davos 2026’nın en güçlü yatırım ve politika başlıklarından biri.
Türkiye için anlamı: Fırsattan çok sınav
Bu güvenlik odaklı Davos tablosu, Türkiye için basit bir “fırsat hikâyesi” sunmuyor; daha çok bir sınav alanı açıyor. Avrupa’ya yakınlık, üretim kapasitesi ve bölgesel enerji bağlantıları, Türkiye’yi tedarik güvenliği arayan şirketler için doğal bir aday haline getirebilir.
Ancak bloklaşan ticaret düzeninde bu avantajlar otomatik değil. Türk şirketleri ve politika yapıcılar için asıl soru, hangi tedarik ve teknoloji bloklarıyla daha derin entegrasyon kurulacağı. Maliyet avantajı tek başına yeterli olmayacak; jeopolitik uyum, enerji güvenliği ve teknoloji altyapısı belirleyici olacak.
Enerji tarafında ise Türkiye’nin fosil yakıt hatları, yenilenebilir potansiyeli ve bölgesel elektrik ticareti rolü, Davos’un “enerji güvenliği” çerçevesiyle örtüşüyor. Savunma sanayiinde ve çift kullanımlı teknolojilerde artan ihracat ise, bu yeni dönemde daha görünür hale gelebilir.
Yeşil Haber yorumu: Gerçek motivasyon açığa çıkıyor
Davos 2026, sürdürülebilirlik söyleminde bir dürüstlük anı yaratıyor. Şirketler ve devletler, yeşil dönüşümü artık dünyayı kurtarmak için değil, kendi sistemlerini ayakta tutmak için yaptıklarını daha açık biçimde kabul ediyor.
Bu, yeşil mutabakatın sonu değil; ama anlamının değiştiğinin işareti. Sürdürülebilirlik, ahlaki bir tercih olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Belki de bu netlik, dönüşümü hızlandıracak asıl itici güç olacak.
Yeşil Haber olarak Davos haftası boyunca resmî açıklamaların ötesine bakarak, bu zihinsel kırılmanın gerçek sinyallerini izlemeyi sürdüreceğiz.
Okura soru
Bu yıl Davos’ta “yeşil dönüşüm”den çok “güvenlik ve dayanıklılık” öne çıkıyorsa, sizce Türkiye’nin en kritik hamlesi tedarik zinciri mi enerji güvenliği mi yoksa siber dayanıklılık mı olmalı?
İlgili haberler
- Küresel Riskler Raporu 2025: Türkiye için yol haritası
- Davos 2025: Akıllı Çağ için İş Birliği ve Türkiye’nin Rolü
- Enerji şebekesinde yeni siper: NIS2 ile hive in hive out mimarisi ve otonom mikro şebeke siber güvenliği
- TEİAŞ Dünya Bankası 750 milyon dolarlık kredi: Akıllı şebeke, siber güvenlik ve yapay zeka
- Türkiye elektrik şebekesi: Akış krizi ve dijital ikiz ile dayanıklılık arayışı
- Trump gümrük tarifeleri: Küresel ticaret savaşı ve Türkiye için tedarik zinciri fırsatları
- Baykar 40 MW SMR: Yerli nükleer reaktör stratejisi ve baz yük tartışması

















