Ocak ortasında baraj doluluk oranlarının düşük seviyelere inmesi, küresel ısınma kaynaklı sıcak kar kuraklığı kavramını Türkiye ve dünya gündeminin merkezine taşıdı. Sıcak kar kuraklığında yağış var, ancak kar yerde kalmadığı için su depolanamıyor.
Hızlı bakış
- İstanbul barajlarının doluluk oranı 14 Ocak 2026 itibarıyla yüzde 22,9’a düşerek kritik seviyenin altına indi
- Sıcak kar kuraklığında kar yağışı gerçekleşse bile zemin ve hava sıcaklıkları yeterince düşük olmadığı için kar örtüsü yerde kalamıyor
- Prof. Dr. Şermin Tağıl ve ekibinin 75 yıllık iklim verilerine dayalı araştırması kar su eşdeğerinde yüzde 30 azalma gösteriyor
- NOAA ve Dartmouth College araştırmacıları Kuzey Yarımküre genelinde kar paketlerinin küçüldüğünü raporluyor
- California ve Avustralya gibi bölgelerde yeraltı akifer depolama sistemleri ve sünger şehir uygulamaları ile su kaybı azaltılıyor
- Uzmanlar baraj doluluk oranlarının yeni ısınma projeksiyonlarına göre yönetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor
İstanbul barajlarında su seviyesi yüzde 23 sınırına geriledi
Türkiye genelinde ve özellikle İstanbul’da kış mevsiminin en yağışlı geçmesi beklenen döneminde su rezervleri alarm veriyor. İSKİ tarafından açıklanan 14 Ocak 2026 tarihli güncel verilere göre, megakentin su ihtiyacını karşılayan barajların doluluk oranı yüzde 23’ün de altına inerek yüzde 22,9 seviyesine geriledi. Normal şartlarda kar yağışlarıyla dolması ve ilkbahara hazır girmesi gereken rezervuarlar, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar nedeniyle beslenemiyor. Uzmanlara göre bu tablo, sadece İstanbul ile sınırlı kalmayıp Ankara ve İzmir havzalarında da benzer bir riskin gündemde olduğuna işaret ediyor. Sorunun temelinde yağışın hiç olmaması değil, düşen yağışın kar ve toprakta depolanma kapasitesinin ısınma nedeniyle kaybolması yatıyor.

Bilimsel analiz: Sıcak kar kuraklığı su bankasını iflas ettiriyor
Türkiye’deki durumu yaklaşık 1950–2025 dönemini kapsayan 75 yıllık iklim verileriyle analiz eden Prof. Dr. Şermin Tağıl ve ekibinin hakemli çalışmaları, sorunun adını sıcak kar kuraklığı olarak koyuyor. Bu meteorolojik olayda kar yağışı gerçekleşse bile, zemin ve hava sıcaklıkları yeterince düşük olmadığı için kar örtüsü yerde kalamıyor. Dağların doğal bir su kulesi veya su bankası gibi işlev görmesini sağlayan kar örtüsü, bahar aylarını beklemeden hızla eriyor. Toprak tarafından emilemeyen veya barajlara kontrollü şekilde ulaşamayan bu sular, buharlaşma ya da ani yüzey akışlarıyla kayboluyor ve yer yer taşkın riskini artıran kısa süreli pik debilere dönüşebiliyor. Araştırmalar özellikle 1000 ile 1500 metre yükseklikteki alanlarda karın su eşdeğerinde son 20 yılda yüzde 30 oranında azalma olduğunu gösteriyor.

Küresel perspektif: Alpler ve Amerika’nın batısında durum farksız
Bu sorun sadece Türkiye’ye özgü değil; uluslararası akademi dünyası da benzer verileri tartışıyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) ve Dartmouth College’dan araştırmacılar, Kuzey Yarımküre genelinde kar paketlerinin küçüldüğünü ve kar erime döngüsünün hızlandığını raporluyor. Yabancı akademisyenler, durumu kuru kuraklık yani yağışsızlık ile sıcak kuraklık yani yağışın olduğu ama ısınma nedeniyle depolanamadığı durum olarak iki ana başlıkta ele alıyor. Avrupa’da Alpler ve Amerika’nın batısındaki Sierra Nevada dağlarında yapılan çalışmalarda, kar sınırının giderek yükseldiği ve nehirleri besleyen erime döngüsünün bozulduğu belirtiliyor. Nature Climate Change dergisinde yayınlanan makaleler, dünyanın su kuleleri olarak bilinen dağlık bölgelerin artık suyu tutamadığını ve bunun tarımsal sulama ile hidroelektrik üretimini küresel ölçekte tehdit ettiğini vurguluyor. Bu tablo, İstanbul’daki baraj krizinin yerel bir dalgalanmadan çok, ısınmanın su döngüsünü baştan yazdığı küresel sürecin parçası olduğunu gösteriyor.

Dünyada uygulanan çözüm modelleri ve yeraltı depolama
Klasik baraj yönetiminin sıcak kar kuraklığı karşısında yetersiz kalması, dünyada yeni su yönetimi modellerini zorunlu kılıyor. Yabancı uzmanlar ve su yönetimi otoriteleri, buharlaşmanın yüksek olduğu açık hava barajları yerine yeraltı barajları ve akifer depolama sistemlerine (Managed Aquifer Recharge) yöneliyor. ABD’nin California eyaleti ve Avustralya gibi kuraklıkla mücadele eden bölgelerde, kışın yağan yağmur ve eriyen kar suları hızla yeraltı rezervuarlarına enjekte edilerek buharlaşmadan korunuyor.

Türkiye’de de gündeme gelen sünger şehir uygulamaları ve rezervuarların geçmiş iklim verilerine göre değil, yeni ısınma projeksiyonlarına göre işletilmesi gerektiği uluslararası raporlarda sıkça tavsiye ediliyor.

Uzmanlar, bu tür çözümlerin kısa vadede yağışı artırmasa da, gelen suyun kaybını azaltarak su güvenliğini güçlendirdiğine dikkat çekiyor. Firecarrier değerlendirmesine göre ise İstanbul gibi büyük metropollerde su güvenliği, sadece yeni baraj inşa etmekten çok, yeraltı depolama, sünger şehirler ve iklim uyumlu işletme politikalarının birlikte hayata geçirilmesine bağlı; baraj dolulukları iklimin yeni normaline göre yönetilmezse, her kış benzer sürprizlerle karşılaşma riski artıyor.

Okura soru
Sizce İstanbul ve Türkiye’de su güvenliğini sağlamak için öncelikli adım hangisi olmalı: yeraltı depolama sistemleri, sünger şehir uygulamaları yoksa mevcut barajların iklim projeksiyonlarına göre yeniden işletilmesi mi?
İlgili haberler
- WWF: “Türkiye su sıkıntısı çeken bir ülke”
- BM raporu: Türkiye’nin yüzde 88’i çölleşme riski altında
- HESİAD kuraklık hibrit ve pompaj depolamalı HES çağrısı Türkiye
- İklim değişikliği ve su kıtlığına karşı alınabilecek önlemler
- Türkiye 2050’de su fakiri bir ülke olabilir
- Buzulların korunması için uluslararası seferberlik yılı 2025
















