Tekfen Holding Onursal Başkanı, TEMA Vakfı kurucu başkanı, doğa ve insan sevdalısı Ali Nihat Gökyiğit, DÜNYA Kitap’ın konuğu oldu. Yaprak Dede Ali Nihat Gökyiğit, Resimli Türkiye Florası çalışmasının yanı sıra doğa bilinci oluşturmada edebiyatın önemini vurguladı.

Tekfen Holding Kurucu ve Onursal Başkanı Ali Nihat Gökyiğit sorularımızı yanıtladı.

Doğa o kadar güçlü ki, dinozorları yeryüzünden sildi. İnsanoğlu buna rağmen ona karşı durmaya çalışıyor. Siz, doğayı üzmememiz gerektiğini yıllardır söylüyorsunuz. Doğal kaynaklarımızı büyük bir hızla bitiriyoruz. Daha da geç kalmamak, doğanın sabrını taşırmamak için neler önerirsiniz?

Evet doğal varlıklarımızı süratle kaybediyoruz. Geçen asrın ortasından itibaren, insan ile doğa arasındaki çatışma hızlanarak artmaya başladı. Doğal varlıklar başta toprak, su, hava, yeşil örtü ve biyolojik zenginliği, artımı ve yenilenmesinden çok daha hızla tahribe, tüketmeye başladık. Bu süreçte, doğal varlıkların arasında yaratılan ‘ekosistem’ dediğimiz akıl almaz dengenin bozulması hızlanmıştır. Bu yıkımda hızlı nüfus artışı, doğaya dost olmayan üretim, çılgın tüketim ve israfın rolü olduğu unutulmamalıdır. Doğa ile çatışmaya giden bu tahrip neticesinde, çölleşme, su sancısı ve iklim değişikliği kaçınılmazdı.

Böylece, şiddet ve sayısı artan doğal afetlerle başımıza dert yağıyor. “Doğanın sabrını taşırmamak için ne yapabiliriz?” diye soruyorsunuz. İlk akla gelen, başkalarını suçlamaktansa kendimizi sorgulamak. “Ben, biz ne yapabiliriz?” diye. Hangi meslekten, hangi görevde olursak olalım. Öğretmen, doktor, iş insanı, asker, yazar fark etmez. Doğa ile çatışma yerine ona hizmet etmeyi yüreğinizde hissederseniz muhakkak bir alan bulur, hiç olmazsa bu davaya hizmet eden bir kuruluşta gönüllü göreve talip olursunuz.

Ayrıca doğa dostu olan tüketici şunları unutmaz:
• Çılgın tüketim ve israfa yer vermez.
• Eline geçen her nesneyi “kullan at” yerine tekrar kullanır.
• Kullandığı ve tükettiği her ürünün nasıl imal edildiği ve ondan istifade ederken çevreye zararı hakkında kendisini sorgular.

Üreticiler ise sosyal sorumlulukta şunları ihmal etmez:
• Doğal varlıkları özenle ve verimli kullanır.
• Çevre dostu üretimleri ve enerjiyi seçer.
• Bütün atıkları geri kazanmaya gayret eder.

Ekonomide ise yeniden yapılanmaya gerek var:
• Fiyatlar, teşvikler ve vergiler çevre lehinde yeniden düzenlenmeli.
• Maliyetler, yaratılan çevre ve sosyal zararlarını da içermeli
• Ekolojiyi merkeze alan eko-ekonomi konsepti esas alınmalı.

Sporu, ekonomi, siyaseti, çok olmasa da kültür ve sanatı dikkatle izleyenler var. Doğa dostlarının sayısı yeterli olmamalı ki, felâketler yaşıyor; ancak bir süre sonra da başımıza gelenleri unutuyoruz. Tükenişe engel olabilecek doğa dostlarının sayısını nasıl artırabiliriz?

Doğa dostlarının sayısını artırma yolunda akla ilk gelen eğitim. İnsanımızda en ufak yaştan başlayarak doğa bilinci ve sevgisi yanında, doğanın muhtaç olduğumuz ve hayati önem taşıyan bir varlık olduğu bilinci yer etmelidir. Bu bilinç, ders kitapları ve müfredatlarında önemli bahisler olarak ele alınmalıdır. İnsanımız, bütün canlıların her türlü yaşam ihtiyacını doğal varlıklara ve onun ekosistem dengesine borçlu olduğuna gönülden inanmalı.

Doğaya hizmet faaliyetlerine ilgi ve gönüllü olarak görev almak bizi doğa dostu yapabilir. Örneğin TEMA’nın çalışmalarına benzer şekilde ANG Vakfı’nın yürütmekte olduğu projeler birçok kişinin doğaya ilgisini artırdı. Bunlardan bazı örnekler vermek istiyorum:

  • Yoksulluk ve çaresizliğin de doğa üzerinde ciddi baskı yarattığı bilinci ile alınan çevre dostu kırsal kalkınma projeleri,
    • Ekosistemi dengede tutan biyolojik çeşitliliği tanıma, tanıtma ve korumada görev alan botanik bahçelerini geliştirme,
    • Fauna endemik zenginliklerimizden bazı arı ırklarımızda koruma, seleksiyon ve ıslah çalışmaları yaparak damızlık ana arı üretimi ve eğitimi,
  • Doğal ormanlarda artan ahşap ihtiyacı baskısını azaltmak için Endüstriyel Orman Plantasyonu (ağaç tarımı) örnekprojesini harekete geçirme,
    • Çay üretim bölgelerinde doğadan tarım alanı açma baskısına karşı daha az alanda tıbbi, aromatik ve süs bitkileri yetiştirme projeleri,
    • Doğaya tutkuya hizmet için doğa turları düzenleme.

Ekonomik ilişkileri geliştirmede kültürel entegrasyona çok büyük önem veriyorsunuz. Girişimci kişiliğinizle hayata geçirdiğiniz Tekfen Filarmoni gibi birçok örnek söz konusu… Ekonomi-kültür ilişkisi için neler söylemek isterseniz…

İş geliştirmede de doğa ile çatışma yerine, ona hizmet fırsatı aradım. Ayrıca kültür ve sanatla entegrasyonu da ihmal etmedim. Örneğin bir iş gezisi sırasında karşılaştığım Aral’daki doğa felaketi, uluslararası arenaya taşıyan bir belgesel yaptırdım. Belgesel Japonya, Hollanda ve ülkemizdeki Dünya Su Kongrelerinde gösterildi. Orta Asya Devletleri ile iş ilişkilerimizi geliştirmede çok faydası oldu. Aral belgeselinin başarısından sonra, Mezopotamya’nın Büyük Düşü GAP belgeselini yaptırdım.

Kurucu Başkanı olduğum “Karadeniz İş Konseyi”nin 11 ülke arasında ilişkileri geliştirmesinde enerji konusunu en başa almıştık. Her sene çok cazip bir enerji konferansı düzenlemeye karar vermiştik. Tam o sırada Prof. Saim Akçıl bir öneri ile geldi: “Bu 11 ülke arasında bir oda orkestrası kurmaya ne
dersiniz?” diye. Ben de bu girişime bir kültürel boyut arıyordum, hemen kabul ettim. Sekiz ülkeden birer, Rusya ve Ukrayna’dan ikişer, Türkiye’den de üç müzisyenin katılımı ile Saim Akçıl’ın şefl iğinde 15 kişilik oda orkestrası konserlerine başladık.

“İki Denizin Öyküsü” ismini verdiğim enerji konferansımız çok ilgi çekti. İki denizden biri petrol ve gaz kaynaklarının geliştirildiği “Hazar Denizi”, diğeri de bu ürünlerin önemli tüketim alanı ve pazarlara nakil yolu olan “Karadeniz” idi. “A Tale of Two Seas” isimli konferansımızı açan orkestramız Hazar Denizi’nden de müzisyen almalı idi. İlave beş ülke ile 16 ülkeden oluşan bir orkestramız olmuştu.

İki denizin öyküsü ve sesi olarak 1997 yılındaki konferansın açılış konuşmasında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: “Neden iki deniz? Doğu Akdeniz de dahil olmalı, Irak petrolü Seyhan’a bağlantılı ayrıca Bakû-Tifl is-Ceyhan hattını konuşmaya başladık. Mısır ve İsrail’de şebekemize bağlanmak istiyor.” demişti.

Ertesi yıl konferansın ismi “Üç Denizin Öyküsü” olurken, orkestra Doğu Akdeniz’in 7 ülke müzisyenini daha sıralarına katarak 23 ülkenin temsil edildiği bir topluluğuna genişledi. Konferansa ilgi artıyor, ona paralel de orkestra da gelişiyordu. Orkestramız, enerji konferansımız ve daha birçok etkinliğin açılışında coşkuyla katkı verirken, konser turneleri düzenleniyor ve birçok ilginç ve tarihi özel programları sahneye koyuyordu. Bunları yaparken iki misyonunu hiç ihmal etmedi. Biri “barışa çağrı” idi. Dünyanın en problemli bölgesinden müzisyenler bir araya gelerek, kardeşlik şuuru içinde müzik yapıyordu.

Diğer misyon ise, temsil ettiği bölgenin zengin çeşitliliğini yansıtan yerel enstrümanların ezgilerini Batının klasik müziği ile harmanlayarak “Medeniyetler niye çatışsın ki?” mesajını 23 bayrakla vermesiydi.

Orkestranın kuruluşu, ilk dönem gelişimi ve ekonomi ile entegrasyonunu bu şekilde özetleyebilirim. Zamanla, kuruluşundan itibaren tüm idari, organizasyon, programlama işlerini ve masrafl arını üstlenmiş olduğum orkestramı, daha profesyonel ve kalıcı bir yapıya emanet etmem gerekiyordu.

Ortaklarımın da memnuniyetle kabulü ile, “Üç Deniz’in Sesi” ünvanlı orkestrayı “Tekfen Filarmoni” ismiyle, Tekfen Vakfı’na emanet ettim. Ama şüphesiz gönlümdeki yerinden ayrılmayan orkestramızın çok ehil ellerde başarılı atılımlar ile gelişerek yücelmesini gururla takip ediyorum.

Sosyal sorumluluk projeleriniz arasında kitaplar da ön sıralarda yer alıyor. ANG Vakfı Yayınları’ndan “Resimli Türkiye Florası” ne aşamada? Ne zaman bitecek? Yeni kitaplar hakkında bilgi alabilir miyim?

ANG Vakfı’nın doğaya dost faaliyetleri içinde en önemli projelerinden biri eşim adına yaptırdığım Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’dir (NGBB). Botanik bahçelerinin belirleyici faaliyetlerinden biri olan eğitim, kaçınılmaz olarak yayıncılığı da beraberinde getirmektedir.

NGBB’nin gelişim sürecinde bahçenin faaliyetlerini yansıtmak ve bitki dünyası ile toplum arasında köprü kurmak amacıyla “Bağbahçe” dergisi yayın hayatına başladı. (2005), ardından, çocuklar için “Bitkileri Tanıyalım” kitabı basıldı (2006).

Edinburgh Kraliyet Botanik Bahçesi’nin hazırladığı 50 posterden oluşan “Odak Noktası Bitki Çeşitliliği” Türkçeye çevrilerek, ANG Vakfı yayınları arasına katıldı ve eğitim amaçlı olarak okullara dağıtıldı. (2008) “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” etkinlikleri kapsamında NGBB’de 152 panodan oluşan bir sergi hazırlandı. İstanbul’un az bilinen ama geçmişte çok yücelmiş bahçe ve çiçek kültürünün tanıtıldığı bu panolar bir kitap halinde toplandı ve “İstanbul’da Bahçe ve Çiçek” adıyla 2010’da yayınlarımız arasında yerini aldı.

Biyolojik çeşitliliğin çok önemli bir doğal varlık olduğuna inanmış biri olarak, hocalarla yaptığım görüşmeleri, notları bir kitap haline getirdim ve “Türkiye’nin Biyolojik Zenginliği ve Korunması” adlı kitabım Türkçe ve İngilizce olarak basılıp ANG Vakfı yayınlarına katıldı.

(2013) Hayat hikâyemi kaleme aldığım “Doğa ve İnsan Sevdam” kitabı ve botanik bahçesinin güzel bir ziyaret alanı olmaktan ziyade esasen eğitim, kültür, sanat alanında değerli faaliyetleri olduğunu anlattığım “Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi” kitabı da ANG Vakfı yayını olarak basıldı.

Halen devam etmekte olan Resimli Türkiye Florası projesi, ANG Vakfı’nın en önemli ve büyük projelerinden biridir. Yoğun araştırma ve biriken bulgular fl oramız hakkında yeni bir külliyatın yazılmasını gerekli kılıyordu. Türkiye’nin doğal zenginliğinde fl oranın önemini şöyle özetlemek mümkün.

Dünya kara sathının %0,6’sını işgal eden ülkemiz, dünya bitki varlığının %2,6’sını yaşatmaktadır. Bu varlığın, onu tanımak, tanıtmak, korumak ve ondan faydalanmak için kayda alınması gerekiyor.

İlk eser, “Şark Florası” 19. yüzyılda İsviçreli E. Boissier tarafından 6 cilt ve Latince olarak, ikincisi ise Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. P.H. Davis tarafından, 1950-1990 yılları arasında “Türkiye ve
Doğu Ege Adaları Florası” ismi altında İngilizce olarak 10 ciltte toplanmıştı. Çalışmanın 11. cildini, Türk biyologlar tamamlamıştı.

Ancak Türkiye Florası kitabı, herkesin anlayabilmesi için Türkçe ve resimli olmalıydı. Bahçeminiz müdürü Prof. Dr. Adil Güner’in baş editörlüğünü üstlendiği yeni külliyat, Flora Araştırma Derneği’nin bilimsel desteği ile NGBB’de yürütülmektedir. 2009 yılında Cumhurbaşkanlığı himayesine alınan ve 30 cilt olacağı planlanan “Resimli Türkiye Florası”nın 2030 yılında tamamlanması düşünülmektedir.

Öncelikle Türkçe adları ile “Damarlı Bitkiler Listesi” hazırlanmış ve basılmıştır. (2012) Daha sonra Su Yosunları, Kara Yosunları, Likenler ve Mantarlar için liste kitapların yanında, “Uygulamalı Sistematik Revizyon ve Monografi Hazırlama Kılavuzu” yardımcı kitapları basıldı. Bakteriler, Süs Bitkileri Liste Kitapları ve Fosil Bitkiler Listesi kitapları üzerinde ise çalışmalar devam ediyor.

“Resimli Türkiye Florası” projesinin çok önemli bir parçası olan bitki ressamlığı için kurslar açıldı ve projede yer alan resimler bu kurslarda yetişen ressamlar tarafından çiziliyor. Başarılı ressamlarımızdan Işık Güner’in “Doğanın Detaylarını Görmek” adı ile Türkçeye çevrilen bilimsel ve teknik anlatımla bitki ressamlığı eğitim kitabı da ANG Vakfı yayınları arasında yerini aldı. Çok uzun vadeli olarak planlanan ve çalışmaları devam eden “Resimli Türkiye Florası”nın 1. ve 2. ciltleri basıldı. 3. ve 4. ciltler 2021 içinde basıma hazırlanıyor.

Pandemi dolayısıyla biraz aksamış olsa da 12 cilt üzerinde çalışmalar devam ediyor. İki yüzden fazla bilim insanı ve ressamın görev aldığı “Resimli Türkiye Florası” külliyatının tüm giderleri ANG Vakfı tarafından karşılanmaktadır.
Kaynak: Dünya/Faruk ŞÜYÜN

Önceki İçerikCHP jeotermal sahalarında çevre incelemesi yapacak
Sonraki İçerikSanko Enerji’nin 54.5 MW’lik Salihli JES’leri devreye alındı

Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz