Riyad’da imzalanan 5.000 MW’lık paket, Türkiye’ye düşük kWh fiyatları, bölgelere dev güneş sahaları, kamuya ise uzun vadeli yeni bir yükümlülük mimarisi getiriyor.
Hızlı bakış
- Riyad’da şekillenen hükümetlerarası çerçeve ile Türkiye’de toplam 5.000 MW güneş ve rüzgar yatırımı hedefi
- İlk fazda Sivas ve Karaman Taşeli’nde 2.000 MW güneş santrali ve yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırım büyüklüğü
- Uzun vadeli elektrik alım modeli, düşük kWh fiyatları ve süresi resmi metinle netleşecek alım garantisi
- 2035’te 120.000 MW güneş ve rüzgar hedefi içinde bu paketin yüzde 4,2’lik kapasite dilimi
- Yerlilik hedefi, teknoloji transferi ve şebeke ile depolama başlıklarının kalıcı kazanım için kritik rolü
Güncelleme penceresi

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında Riyad temasları sırasında imzalanan hükümetlerarası çerçeve, Türkiye’de toplam 5.000 MW ölçeğinde güneş ve rüzgar yatırımı hedefi ortaya koyuyor. İlk fazda 2.000 MW güneş (Sivas 1.000 MW + Karaman Taşeli 1.000 MW) ve yaklaşık 2 milyar dolar yatırım büyüklüğü öne çıkıyor. Kamuya yansıyan açıklamalarda elektrik alımı 25 yıl vadeli; bazı yayınlarda daha uzun süre ifadeleri de görülebiliyor; bu nedenle süre ve endeksleme, resmi metin görülmeden “kesin” kabul edilmemeli.
Anlaşmanın adı, aktörleri, yer ve zaman çerçevesi

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında yenilenebilir enerji santrali projelerini kapsayan hükümetlerarası çerçeve, Riyad’da yürütülen temaslar sırasında şekillendi. Anlaşma ve buna bağlı yatırım paketi, Türkiye adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Suudi Arabistan adına Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman tarafından imza ve mutabakat akışına oturtulurken, süreç Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Riyad ziyareti kapsamındaki diplomasi trafiğiyle eş zamanlı ilerledi. Kamuoyuna yansıyan takvimde imza ve duyuruların 2–3 Şubat 2026 penceresinde görünür olduğu ifade edilirken, paketin orta vadeli toplam hedefi 5.000 MW (güneş + rüzgar) ölçeğinde yeni kapasiteyi işaret ediyor. İlk fazda 2.000 MW güneş yatırımı ve yaklaşık 2 milyar dolar büyüklük öne çıkıyor.
İlk faz mimarisi: Sivas ve Karaman Taşeli’nde 2.000 MW güneş

Sivas: 1.000 MW güneş santrali.
Karaman Taşeli: 1.000 MW güneş santrali.
Alım şartları: Kamuya yansıyan çerçevede Karaman için 1,995 euro cent/kWh, Sivas için 2,3415 euro cent/kWh seviyeleri telaffuz ediliyor ve alım vadesi 25 yıl olarak ifade ediliyor.
Yerlilik: Yatırımlarda %50 yerlileştirme hedefi vurgulanıyor.
Takvim: Sahada temel atma ve devreye alma takvimi 2027–2029 bandında şekilleniyor.
Hane karşılığı: Yaklaşık 2,1 milyon hanenin elektrik tüketimine denk bir üretim ölçeğinden söz ediliyor.
İki aşamalı kurgu: Resmi açıklamalarda, 2.000 MW’lık ilk fazın ardından, üzerinde ayrıca mutabakat sağlanacak ikinci fazda 3.000 MW’lık ilave proje için kapı açık bırakılıyor; bugün tartışılan sözleşme ve yükümlülük mimarisi bu nedenle toplamda iki aşamalı bir 5.000 MW kurgunun çekirdeği niteliğinde.

Türkiye planında nereye oturuyor: 2035 hedefinde yüzde 4,2’lik dilim
Enerji yönetiminin 2035 yol haritasında Türkiye, güneş ve rüzgarda toplam 120.000 MW kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Suudi paketinin tamamı gerçekleşirse, bu hedefin yaklaşık %4,2’si tek bir ülke ile yapılan anlaşma üzerinden dış sermaye ve tedarik mimarisine bağlanmış olacak. Firecarrier açısından asıl soru şudur: Bu %4,2, “ölçek ekonomisi ve teknoloji transferi” mi getiriyor, yoksa “konsantre finansman ve sözleşme riski” mi yaratıyor? Bu yüzden Firecarrier, bu paketi sadece kapasite artışı olarak değil, Türkiye’nin 2035 yol haritasında dış sermayeye atfettiği rolün bir turnusol testi olarak okuyor.
Firecarrier çerçevesi: Bu dosya neden enerji haberi değil, ekonomi ve sözleşme mimarisi haberi?
Bu paket, kurulu güç duyurusundan öte; finansman, kamu alımı, yerlilik ve şebeke entegrasyonunu tek bir mimaride birleştiriyor. Firecarrier, bu nedenle dosyayı “yatırım haberi” gibi değil, sözleşme mimarisi, kamu yükümlülüğü ve adil dönüşüm filtresinden izlemeyi seçiyor.
Enerji diplomasisi: Petro-dolardan Anadolu’ya güneş koridoru

Riyad’daki imza, enerji anlaşması olmanın yanında daha geniş bir jeopolitik yakınlaşmanın ekonomik altyapı ayağı olarak okunuyor. Türkiye, Körfez sermayesini fosil yakıttan gelen servetten yenilenebilir altyapıya taşıyan bir “yeşil geçiş köprüsü” gibi konumlandırıyor. Firecarrier’ın sorusu net: Türkiye bu köprü rolünü teknoloji ve sanayi kapasitesiyle güçlendirip kalıcı kazanıma çevirebilecek mi?
Yeşil finans mimarisi: Ucuz birim fiyat ile uzun vadeli garanti aynı cümlede durduğunda
Elektrik birim fiyatlarının çok düşük görünmesi, tek başına “iyi anlaşma” anlamına gelmiyor. Uzun vadeli alım garantilerinde iki kritik risk doğar: Teknoloji maliyetleri beklenenden hızlı düşerse kamu için fırsat maliyeti oluşabilir; endeksleme, kur ve sözleşme ayrıntıları şeffaf değilse “ucuzluk” algısı bütçe riskini örtebilir. Bu nedenle alım vadesi, endeksleme ve uyuşmazlık mekanizması kamuya açık biçimde netleşmeden anlaşmanın nihai maliyetini okumak mümkün değil.
Yerlilik hedefi: Yüzde 50 oran mı, teknoloji transferi mi?
%50 yerlilik hedefi kritik, ancak niteliği belirleyici. Yerlilik “montaj ve düşük katma değerli kalemler” seviyesinde kalırsa sürdürülebilir sanayi dönüşümü sınırlı olur; inverter, trafo, kablo, yazılım, EPC ve O&M gibi alanlarda nitelikli bir tedarik zinciri oluşursa, anlaşma Türkiye için kalıcı yetkinlik üretir. Firecarrier burada oran değil, kalite arar.
Adil dönüşüm: Sivas ve Taşeli’nde yerel fayda paylaşımı testi

1.000’er MW ölçek, yerelde yalnızca üretim değil; arazi kullanımı, istihdam, hizmet sektörü ve altyapı yatırımı demektir. İki kırılma noktası öne çıkar: Tarımsal üretimle çakışma halinde oluşabilecek arazi gerilimi ve yatırımın yerelde kalıcı değer üretip üretmeyeceğini belirleyecek fayda paylaşımı. Bu dosyanın sahadaki gerçek karşılığı, yerel etkiler görünür oldukça netleşecek.
Şebeke ve depolama: 5.000 MW’ın gerçek bedeli kabloda yazar

Güneş ve rüzgar ölçeği büyütmek, şebeke modernizasyonu ve esneklik yatırımı olmadan “kurulu güç” olarak kalabilir. Kısıntı rejimi ve bağlantı kapasitesi net değilse, üretim kâğıt üzerinde büyür. İki ülke arasındaki ortak bildiride, elektrik bağlantısı fizibiliteleri, şebeke otomasyonu ve enerji depolama teknolojilerinde işbirliği niyeti kayda geçiyor; ancak bu başlıkların bu paketle nasıl somutlanacağı henüz görünür değil. Firecarrier bu noktada iki soruyu izler: Bu paketin şebeke güçlendirme ve depolama ihtiyaçlarıyla nasıl eşleştirileceği ve bu eşleştirmenin finansmanının nerede yazdığı.
Takip soruları: Dosyayı büyüten yedi kritik sinyal
Sözleşme şeffaflığı Para birimi, endeksleme, fesih ve uyuşmazlık mekanizması görünür değilse, kamu yükümlülüğünü doğru tartmak mümkün olmaz.
Alım vadesi netliği
25 yıl ifadesi kamuoyunda öne çıkıyor; farklı süre iddiaları varsa resmi metinle doğrulanmalı.
Yerlilik tanımı
Hangi kalemlerin yerlilik sayılacağı belirlenmezse, hedef ölçülemez hale gelir.
Şebeke bağlantısı
Bağlantı koşulları ve kısıntı rejimi net değilse, üretim potansiyeli fiilen sınırlanabilir.
Finansman koşulları
Borç-özsermaye dengesi ve risk paylaşımı açıklık kazanmazsa, “ucuz kWh” anlatısı eksik kalır.
Çevresel ve sosyal etki
Arazi, su, biyoçeşitlilik ve yerel istihdam etkileri sahada görünür oldukça kamu yararı tartılabilir.
İkinci fazın çerçevesi
3.000 MW ilave kapasitenin yer, takvim ve şartları belirsiz kalırsa toplam mimari tamamlanmaz.
Yeşil Haber bu listeyi, önümüzdeki aylarda sözleşme, şebeke ve yerel etkiler netleştikçe düzenli olarak güncellemeyi hedefliyor.
Bölgesel enerji ekseni: Mısır hattı bu dosyaya ne katıyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyareti bağlamında, DEİK ve resmi açıklamalara yansıyan çerçevede savunma sanayisiyle birlikte enerji alanında yeni işbirlikleri ve ortaklık ihtimali vurgulanıyor. Bu vurgu, aynı haftaya denk gelen Suudi paketiyle birlikte okunduğunda, Ankara’nın Körfez’den Kuzey Afrika’ya uzanan bir yeşil yatırım hattı kurma niyetini daha görünür kılıyor. Buradaki kritik ayrım şudur: Niyet beyanı somut projeye dönüştüğünde, “bölgesel enerji ekseni” ölçülebilir ve tartışılabilir hale gelecek.
Firecarrier sonucu: Kazanç, teknoloji ve şebeke ile birlikte yazılır
Bu anlaşma, ölçek, fiyat ve finansmanı aynı masaya getirdiği için Türkiye’nin yeşil dönüşümünde eşik bir adım olabilir. Ancak kazanımın kalıcı olması, sözleşme mimarisinin kamu lehine şeffaf yönetilmesine, yerlilik hedefinin teknolojiye dönüşmesine ve şebeke esnekliğinin yatırım takvimiyle birlikte çözülmesine bağlı. Türkiye bu paketi teknoloji transferi, şebeke modernizasyonu ve yerel fayda paylaşımıyla birlikte yönetebilirse kazanır; sadece alım garantisi üzerinden yürürse risk birikir.
Okura soru
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 5.000 MW’lık bu paket Türkiye için daha çok ucuz elektrik ve yatırım mı, yoksa uzun vadeli sözleşme ve bağımlılık riski mi yaratır?
İlgili Haberler
- Suudi Arabistan, Türkiye ile yenilenebilir enerji santrali projeleri için taslak anlaşmaya yetki verdi
- ACWA Power Türkiye’de 2 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı planlıyor
- ASUNIM, dünyanın en büyük güneş enerjisi santralini Suudi Arabistan için tasarlıyor
- Suudi Arabistan’ın 2030 yenilenebilir hedefleri ve 2060 net sıfır yolculuğu
- Suudi Arabistan 5 milyar $ yatırımla yeşil hidrojen üretecek
- EKOS, Suudi Arabistan’dan trafo siparişi aldı: Şebeke ekipmanı ve verimlilik odağı
- Türkiye yenilenebilir enerjinin Suudi Arabistan’ı olabilir

















