Türkiye COP31 iklim politikası çağrısı İklim Ağı kömürden çıkış talebi COP31 Türkiye iklim yönetişimi

İklim Ağı, Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ve başkanlığının yalnızca diplomatik bir rol olmadığını; adil geçiş, iklim adaleti ve fosil yakıtlardan çıkış iradesiyle ülke içinde gerçek bir dönüşüm fırsatı olabileceğini vurguladı.

Hızlı bakış

Postane’deki basın toplantısı: “Değişimi evden başlatan” bir COP başkanlığı talebi

Türkiye COP31 iklim politikası çağrısı kapsamında İklim Ağı basın toplantısı
İklim Ağı, COP31 sürecine ilişkin değerlendirmelerini 3 Mart 2026’da İstanbul’daki basın toplantısında paylaştı.

İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, 3 Mart 2026’da İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ve başkanlığına ilişkin değerlendirmelerini ve önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Basın toplantısı İstanbul’daki Postane’de gerçekleştirildi.

İklim Ağı temsilcileri, COP31’e ev sahipliği ve başkanlık yapacak bir Türkiye’nin “değişimi evinden başlatması” gerektiğini vurgulayarak emisyon azaltımında en kritik adımın adil bir enerji geçişi kapsamında kömürden çıkış olduğunu belirtti. Bu çerçevede Türkiye’nin “kömürü zirvede bırakan” bir liderlik ortaya koyması gerektiği ifade edildi.

Yapı Kredi Mobil

Ağ, Türkiye’den katılımcı ve demokratik iklim yönetişimini esas alan, iklim adaletini merkeze koyan, fosil yakıtlardan çıkışta net siyasi irade sergileyen ve tüm süreci katılımcılık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde yürüten bir başkanlık anlayışı talep ettiklerini açıkladı.

İklim krizinin Türkiye’de artan etkileri: Yangın, sel ve gıda güvencesi riski

İklim Ağı üyesi WWF-Türkiye’den Pınar Gayretli, Türkiye’de iklim krizinin etkilerinin artan orman yangınları, yıkıcı seller, aşırı hava olayları ve gıda güvencesi riskleriyle daha görünür hale geldiğini belirtti.

Gayretli, açıklamasında Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının iklim kriziyle mücadelede kararlılığı göstermek için önemli bir fırsat olduğunu; ancak mevcut iklim ve enerji politikalarının krizin gerektirdiği eylem aciliyetini yansıtmadığını söyledi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına sunulan 2035 hedefinin Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl boyunca emisyonlarını azaltmak yerine artırmaya devam edeceğine işaret ettiğini ifade etti.

Gayretli’ye göre bu durum hem Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle hem de küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama amacıyla uyumlu olmaktan uzak bir tablo ortaya koyuyor.

Kömür yatırımları ve enerji tercihleri: Doğa alanları ve yerel yaşam üzerindeki etkiler

Pınar Gayretli açıklamasında, iklim kriziyle mücadelede doğanın en güçlü müttefik olduğunu hatırlatarak son yasal düzenlemelerle önemli doğa alanlarının madencilik faaliyetlerine açıldığını söyledi.

Gayretli, Milas’ta Akbelen ormanının kesilmesinin ardından çevredeki köylerin tarım ve zeytinlik alanlarının acele kamulaştırma ile kömür santralini işleten şirkete tahsis edildiğini; Afşin-Elbistan’da ise yargı kararlarına rağmen yeni kömürlü santral ısrarının sürdüğünü ifade etti. Kömür yatırımlarına sağlanan teşviklerin temiz enerjiye geçişi geciktirdiğini belirten Gayretli, buna karşılık rüzgar ve güneş enerjisindeki kapasite artışının düşük karbonlu enerji dönüşümünün mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi.

Gayretli ayrıca yenilenebilir enerji projelerinin gerçekten temiz olabilmesi için ekosistemler üzerinde en az baskı yaratacak şekilde planlanması, doğal alanları tahrip etmemesi ve yerel toplulukların yaşam alanları ile geçim kaynaklarını olumsuz etkilememesi gerektiğini vurguladı.

İklim yönetişiminde katılım talebi: İDUKK ve sivil toplumun rolü

İklim Ağı kömürden çıkış talebi ve COP31 katılımcı iklim yönetişimi vurgusu
İklim Ağı, COP31 sürecinde sivil toplumun karar alma mekanizmalarına anlamlı katılımını talep ediyor.

İklim Ağı temsilcileri iklim politikalarını belirleyen süreçlerde sivil toplumun yeterince yer almadığını belirterek katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Gayretli, iklim politikasının en üst organı olarak tanımlanan İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’nda iş dünyası temsil edilirken iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının kurulda yer almadığını söyledi. COP31 sürecinde güçlü bir liderlik için hem ulusal politika planlamasında hem de uluslararası müzakerelerde sivil toplumun anlamlı katılımını sağlayacak kalıcı istişare mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirtti.

İklim Ağı’nın COP31 için dört temel ilkesi

Katılımcı ve demokratik iklim yönetişimi

İklim Ağı’na göre iklim politikaları dahil tüm politika alanlarının katılımcı bir zeminde şekillenmesi gerekiyor. COP31 hazırlık ve yürütme sürecinin sivil toplum, yerel yönetimler, meslek örgütleri, sendikalar, akademi ve etkilenen toplulukların karar alma süreçlerine anlamlı biçimde dahil edildiği bir yönetişim anlayışıyla yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor.

İklim adaletini gözeten müzakere zemini

İklim Ağı’nın vizyonuna göre COP31 başkanlığı, iklim krizine tarihsel olarak en fazla katkı yapan ülkeler ile krizden en az sorumlu olmalarına rağmen en ağır etkileri yaşayan ülkeler arasında dengeli ve adil bir müzakere zemini kurulmasına katkı sunmalı. Bu yaklaşımın küresel iklim rejiminin güvenilirliği açısından kritik olduğu vurgulanıyor.

Fosil yakıtlardan çıkış için net siyasi irade

İklim Ağı, bilimsel gerçeklerle uyumlu bir iklim hedefinin kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların aşamalı olarak terk edilmesini zorunlu kıldığını belirtiyor. Türkiye’nin liderliğinin ilk adımı olarak yeni kömür santrali yatırımlarına son verildiğinin açıklanması ve elektrik üretiminde kömürden çıkış için bir zaman planı ortaya konulması gerektiği ifade ediliyor.

Şeffaflık ve hesap verebilirlik

COP31 sürecinin tüm aşamalarında hazırlık sürecinin, önceliklerin ve müzakere pozisyonlarının kamuoyuyla açık biçimde paylaşılması gerektiği belirtiliyor. Bu çerçevede iklim yönetişiminde bilgiye erişim ve geri bildirim mekanizmalarının etkin şekilde işletilmesi gerektiği vurgulanıyor.

İklim Ağı platformu: iklim alanında çalışan 16 kuruluş

İklim Ağı, Türkiye’de iklim kriziyle mücadeleyi güçlendirmek amacıyla bir araya gelen 16 sivil toplum kuruluşundan oluşuyor. Platformda Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, ClientEarth, Doğa Derneği, Greenpeace Türkiye, Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği, 350 Türkiye, Mekanda Adalet Derneği, Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği, Temiz Hava Hakkı Derneği, Türetim Ekonomisi Derneği, TEMA Vakfı, WWF-Türkiye, Yeşil Düşünce Derneği, Beyond Fossil Fuels ve CAN Europe yer alıyor.

Firecarrier perspektifi: COP başkanlığı söylem değil sistem dönüşümü testi

COP31 Türkiye iklim yönetişimi ve İklim Ağı kömürden çıkış talebi bağlamında enerji dönüşümü
Yeşil Haber Firecarrier yaklaşımına göre COP31 süreci, kömürden çıkış ve iklim yönetişimi açısından ölçülebilir bir dönüşüm testi olacak.

Yeşil Haber olarak COP başkanlıklarını yalnızca diplomatik bir rol ya da uluslararası organizasyon olarak değil, bir ülkenin enerji sistemi, sanayi yapısı ve iklim politikasının birlikte sınandığı bir dönüşüm testi olarak görüyoruz.

Bu nedenle COP31 tartışmasının merkezinde üç temel soru bulunuyor: Türkiye emisyon azaltımını ölçülebilir bir takvime bağlayabilecek mi. Kömürden çıkışın sosyal maliyeti adil geçiş politikalarıyla yönetilebilecek mi. Katılımcı yönetişim söylemi kurumsal ve kalıcı mekanizmalara dönüşebilecek mi.

Bu soruların cevabı ancak ölçülebilir metriklerle netleşebilir. Emisyon patikası, kömürden çıkış takvimi ve katılım mekanizmalarının kurumsallaşması gibi göstergeler COP31 sürecinde gerçek ilerlemenin izlenebileceği temel çerçeveyi oluşturabilir.

Bu tartışma aynı zamanda Türkiye sanayisinin Avrupa Birliği karbon düzenlemeleri ve yeni iklim finansmanı mimarisiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde yalnızca çevre politikası değil rekabet gücü meselesi olarak da okunmalıdır.

Firecarrier yaklaşımında iklim politikası artık sadece çevre gündemi değildir. Enerji güvenliği, sanayi rekabeti ve finansal dayanıklılığın birlikte kurulduğu yeni bir ekonomik ve stratejik alanı temsil eder. Bu nedenle COP31 süreci Türkiye için yalnızca bir zirve değil, ülkenin enerji ve sanayi dönüşümünün gerçek sınavı olacaktır.

Okura soru

Sizce Türkiye’nin COP31 sürecinde en kritik adımı hangisi olmalı: kömürden çıkış takvimi mi, katılımcı iklim yönetişimi mi, iklim finansmanı mı?

İlgili haberler


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz