COP31 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü, enerji şeffaflığı ve temiz elektrik kullanımını gündeme taşıyor; taslak metin zirve öncesinde paylaşılacak.
COP31 Başkanlığı, 21 Eylül 2026’da New York’ta Antalya Yapay Zeka Taahhüdü girişimini duyurdu. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) ile geliştirilen çalışma, yapay zekanın iklim hedefleriyle uyumlu tasarlanmasını, işletilmesini ve ölçülmesini amaçlıyor. Aynı hafta açıklanan AB veri merkezi paketi ve IEA elektrifikasyon raporu, girişimin enerji altyapısıyla bağlantısını güçlendiriyor.
Hızlı bakış
- COP31 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü için ITU ile geliştirilen taslak metnin zirve öncesinde paylaşılması planlanıyor.
- ITU ve WBA raporunda elektrik tüketimini bildiren 163 dijital şirketin 2024 toplamı 494 TWh’a ulaşıyor.
- AB veri merkezi düzenlemesi, ilk enerji ve su verimliliği etiketlerinin 15 Ağustos 2027’ye kadar oluşturulmasını öngörüyor.
- Phoenix çevresindeki dört veri merkezinde yapılan araştırmada, rüzgarın taşıdığı havanın ulaştığı bölgelerde ortalama 0,7–0,9 derece sıcaklık farkı ölçüldü.
- IEA’nın yüksek elektrifikasyon senaryosu, 2035’te yıllık 400 milyar doların üzerinde yakıt ithalatı tasarrufu potansiyeli ortaya koyuyor.
- COP31’in temiz teknolojiler için yapay zeka girişimi, pilot projeleri uygulama ortakları ve yatırımcılarla buluşturmayı hedefliyor.
Antalya Yapay Zeka Taahhüdü hangi aşamada?
COP31 Başkanlığının açıklaması, girişimi siyasi bir taahhüt olarak tanımlıyor ve taslağın zirve öncesinde paylaşılacağını belirtiyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un şirketlere yönelik çağrısı, enerji kullanımında şeffaflık ve operasyonların temiz enerjiyle yürütülmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Duyuru, yürürlüğe girmiş küresel bir raporlama zorunluluğu veya bağlayıcı emisyon sınırı oluşturmuyor.
Bu aşamada izlenecek ayrıntılar; katılımcıların hangi verileri açıklayacağı, temiz enerji kullanımının nasıl doğrulanacağı ve ilerlemenin hangi yöntemle değerlendirileceği olacak. Haberin odağındaki gelişme, uygulama kuralları tamamlanmış bir sistemden önce siyasi çerçevenin açıklanması.

ITU verileri neden yalnızca temiz elektrik beyanının yetmediğini gösteriyor?
ITU ve World Benchmarking Alliance tarafından 2 Eylül’de yayımlanan Greening Digital Companies 2026 raporu, 200 dijital şirketin 2024 raporlama yılına ait kamuya açık verilerini inceliyor. Elektrik tüketimini bildiren 163 şirketin toplam tüketimi 494 TWh düzeyinde; bu tüketimin yüzde 54’ü yalnızca 10 şirkette yoğunlaşıyor. Bu rakam, dünyadaki bütün veri merkezlerinin veya yalnızca yapay zeka sistemlerinin tüketimi değil.
İncelenen 200 şirketin 25’i yüzde 100 yenilenebilir elektrik tedarik ettiğini bildirirken, yalnızca yüzde 47’si ilgili değer zinciri faaliyetlerinin tamamına ilişkin Kapsam 3 emisyonlarını raporluyor. Kapsam 3 verisi açıklayan şirketlerde bu emisyonlar, toplam ayak izinin yüzde 76’sını oluşturuyor. Bulgular, elektrik tedarikinin yanında donanım üretimi, tedarik zinciri ve ürün kullanımının da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Yapay zeka sisteminin etkisi tesis sınırında bitmiyor
ITU’nun Şubat 2026 tarihli L.1801 standardı, yapay zeka sistemlerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesine yönelik teknik bir çerçeve sunuyor. Yaşam döngüsünü dikkate alan bu yaklaşım, yalnızca çalışan sunucunun elektrik tüketimine odaklanmanın ötesine geçiyor. Ancak standardın mevcut olması, Antalya taahhüdünde otomatik olarak zorunlu tutulacağı anlamına gelmiyor; bu bağlantının taslakta nasıl kurulacağı henüz açıklanmış değil.
AB veri merkezi etiketiyle bağlantı nerede kuruluyor?
Yeşil Haber’in “AB veri merkezi etiketi: Enerji ve su için 2027 takvimi” başlıklı haberinde ele aldığı Avrupa Komisyonu paketi, şeffaflığı tesis düzeyinde karşılaştırılabilir göstergelere dönüştürmeyi amaçlıyor. Komisyonun 21 Eylül tarihli düzenleme metni, ilk elektronik etiketlerin 15 Ağustos 2027’ye kadar oluşturulmasını ve sonraki yıllarda yenilenmesini öngörüyor. Etiket üretiminde enerji kullanım etkinliği PUE ve su kullanım etkinliği WUE sınıfları esas alınıyor.

Komisyonun açıklamasına göre sistem, düşük emisyonlu enerji kaynaklarının kullanımını, şebekeye katkıyı ve atık ısıyı yeniden kullanmaya hazırlığı da görünür kılacak. Böylece bir tesisin enerji ve su performansı ile elektrik tedarikinin niteliği birlikte incelenebilecek.
AB paketiyle Antalya girişimi ayrı süreçler. Birincisi AB içindeki veri merkezlerine yönelik düzenleyici çerçeveyi geliştirirken, ikincisi uluslararası siyasi katılım ve uygulama iş birliği arıyor. AB’deki etiket takvimi de asgari performans zorunluluklarıyla karıştırılmamalı: Bu standartlara ilişkin istişare 14 Aralık 2026’ya kadar açık; mevzuat önerisi 2027’nin ikinci çeyreği için planlanıyor.
Verimlilik artarken toplam enerji ve su tüketimi büyüyebilir mi?
Avrupa Komisyonu, veri merkezi kapasitesindeki hızlı büyümenin mutlak enerji ve su tüketimindeki artışla birlikte ilerlediğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla daha verimli bir tesis, genişleyen faaliyet hacmi nedeniyle toplamda daha fazla kaynak tüketebilir. Verimlilik göstergesindeki iyileşme ile toplam tüketimin azalması aynı sonuç değil.
Yeşil Haber’in değerlendirmesine göre Antalya sürecinin izlenmesinde bu ayrım belirleyici olacak. Karşılaştırılabilir bir raporlama yaklaşımı; verimlilik oranlarını, toplam elektrik ve su tüketimini ve emisyonları birlikte göstermeli. Bir göstergedeki iyileşmenin bütün çevresel performansın iyileştiği şeklinde sunulması, yatırımın gerçek etkisini değerlendirmeyi zorlaştırabilir.
Veri merkezlerinin atık ısısı yakın çevreyi nasıl etkiliyor?
Bloomberg’in gündeme taşıdığı araştırma, veri merkezlerinin çevresel etkilerinin elektrik tüketimi ve sera gazı emisyonlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Tesislerin çalışma sırasında çevreye verdiği atık ısı, yakın yerleşimlerdeki hava sıcaklığını da etkileyebiliyor.

Arizona State University araştırmacılarının Mayıs 2026’da yayımlanan hakemli çalışması, ABD’nin Phoenix metropolitan alanındaki dört veri merkezinin çevresinde araçla yapılan beş ölçüm turuna dayanıyor. Ölçümlerde, rüzgarın tesislerden taşıdığı havanın ulaştığı bölgelerde sıcaklık, rüzgarın geldiği taraftaki karşılaştırma bölgelerinden ortalama 0,7–0,9 derece yüksek bulundu. En yüksek fark 2,2 dereceye ulaşırken ısıl etki tesis sınırlarından 500 metreye kadar tespit edildi.
Bu bulgular, bütün veri merkezlerinin çevresini sürekli 2,2 derece ısıttığı anlamına gelmiyor. Araştırma sınırlı sayıdaki tesiste yerel hava sıcaklığı farklarını inceliyor; küresel ısınma miktarını veya yalnızca yapay zeka işlemlerinin etkisini ölçmüyor. Elektrik üretiminden kaynaklanan sera gazı emisyonları ile tesislerden doğrudan çevreye yayılan ısı, ayrı değerlendirilmesi gereken etkiler.
Antalya taahhüdünde yerel çevresel etkiler de izlenebilir mi?
Yeşil Haber’in değerlendirmesine göre bu bulgular, Antalya Yapay Zeka Taahhüdü hazırlanırken enerji şeffaflığının yanında tesislerin yerel çevresel etkilerinin nasıl izleneceği sorusunu da gündeme getiriyor. Soğutma tasarımı, yer seçimi, çevredeki sıcaklık ölçümleri ve atık ısının değerlendirilmesi bu tartışmanın somut başlıkları olabilir. Ancak açıklanan taahhüt çerçevesinde bu konular için belirlenmiş zorunlu ölçüm veya sınır değerleri bulunduğu söylenemez.
IEA elektrifikasyon raporu bu çerçeveyi nasıl tamamlıyor?
Yeşil Haber’in “IEA: Elektrifikasyonla 400 milyar dolar tasarruf mümkün” haberindeki temel bulgu, enerji talebinin elektrikli teknolojilerle daha verimli karşılanmasına dayanıyor. IEA’nın yüksek elektrifikasyon senaryosunda, 2025 ithalat fiyatlarıyla hesaplanan yıllık yakıt ithalatı tasarrufu 2035’te 400 milyar doları aşabiliyor. Bu potansiyel, ulaştırma, binalar ve sanayide dönüşümün hızlanmasını gerektiriyor.
Veri merkezleri ve yapay zeka ise aynı elektrik sistemine büyüyen talep ekliyor. Buradan çıkan planlama ihtiyacı, elektrikli araçları, ısı pompalarını, sanayiyi ve dijital altyapıyı destekleyecek üretim ve şebeke yatırımlarının birlikte ele alınması. IEA’nın yakıt tasarrufu hesabı, yapay zeka büyümesinin enerji ve emisyon etkilerini kendiliğinden dengelediğini göstermiyor.

Temiz teknoloji pilotlarında hangi sonuçlar izlenecek?
COP31 Başkanlığı, Antalya taahhüdünün yanında AI for Clean Technologies girişimini de duyurdu. Akıllı enerji ve yeşil sanayi alanlarındaki yapay zeka pilotlarının sektör ortakları ve yatırımcılarla buluşturulması planlanıyor.
Yeşil Haber’in değerlendirmesine göre bu pilotlarda başarı, kullanılan teknolojinin adından çok ölçülmüş sonuçlarla ortaya konmalı. Başlangıç tüketimi, sağlanan tasarruf, uygulamanın kendi enerji ihtiyacı ve sonuçların doğrulanması birlikte açıklanırsa, yapay zekanın iklim katkısı daha sağlıklı değerlendirilebilir. Türkiye açısından üç dosyanın ortak sorusu da burada birleşiyor: Dijital kapasite büyürken temiz elektrik, şebeke ve kaynak verimliliği yatırımları aynı hızda ilerleyebilecek mi?
Okura soru
Türkiye’de veri merkezi yatırımları büyürken şirketlerin elektrik tüketimi, su kullanımı ve çevreye yaydığı atık ısı hakkında hangi veriler kamuya açık olmalı? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
İlgili haberler
- AB veri merkezleri için enerji ve su etiketi hazırlıyor: İlk etiketler 2027’de
- 1 GW yapay zeka hedefi Türkiye’nin veri merkezlerinde enerji ve su sınavı
- IEA: Elektrifikasyonla 2035’te yıllık 400 milyar doların üzerinde ithalat tasarrufu mümkün
- COP31’in 2035 ajandası: Elektrikte yüzde 35, binalarda enerji yoğunluğunda yüzde 25 düşüş
- 108 GW’lık veri merkezi yükü: Yapay zeka ABD’nin elektrik dengesini değiştiriyor
















