ABD offshore rüzgar projeleri temyiz süreci Küresel offshore rüzgar risk primi Trump yönetimi ulusal güvenlik kararı

Trump yönetimi, beş büyük deniz üstü rüzgar projesini ulusal güvenlik gerekçesiyle durduran hamleleri mahkemelerce tek tek engellenince kararları temyize taşıma hazırlığına girerken, süreç yalnızca ABD’deki yaklaşık 5,6–5,8 GW’lık projeleri değil küresel offshore rüzgar finansmanını ve “politika riski” algısını da yeniden fiyatlatabilecek bir eşik olarak görülüyor.

Hızlı bakış

  • Trump yönetimi 21–22 Aralık 2025’te ABD Doğu Kıyısı’ndaki beş offshore rüzgar projesinde stop work ve kira askıya alma kararlarını duyurdu.
  • Ocak 2026’da geliştiricilerin açtığı davalarda federal mahkemeler geçici tedbirlerle durdurma hamlelerini tek tek bloke etti.
  • Süreç, Dominion Energy, Ørsted ortaklıkları, Equinor ile bp ortaklığı ve Avangrid ile CIP gibi geliştiricilerin yürüttüğü yaklaşık 5,6–5,8 GW’lık projeleri kapsıyor.
  • Yönetim, radar sistemlerinde “clutter” riski üzerinden ulusal güvenlik gerekçesi sunarken, temyiz süreci izin güvenilirliği ve “rejim riski” algısını büyütüyor.
  • Offshore rüzgar dosyası, iklim politikası başlığından çıkarak tedarik zinciri rekabeti ve jeopolitik yönetişim tartışmalarına bağlanıyor.

Ne oldu: Trump yönetimi offshore rüzgar durdurma kararlarını temyize taşımaya hazırlanıyor

21–22 Aralık 2025’te Trump yönetimi, ABD Doğu Kıyısı’nda inşaat halinde olan beş büyük offshore rüzgar projesi için çalışma durdurma ve kira sözleşmelerini askıya alma kararlarını duyurdu; İçişleri Bakanlığı, Pentagon’un radar sistemleri ve ulusal güvenlik risklerine ilişkin uyarılarını gerekçe gösterdi.

Ocak 2026 boyunca farklı federal mahkemeler, Vineyard Wind 1 ve Coastal Virginia Offshore Wind gibi projelerde durdurma kararlarını geçici tedbirlerle geri çevirerek inşaatın yeniden başlamasına izin verdi; Ocak sonu ile Şubat başında ise beş projenin tamamı için durdurma hamlelerini bloke eden yargı kararları zinciri oluştu.


Reuters ve diğer uluslararası haber kaynakları, bu mahkeme kararları sonrasında Trump yönetiminin durdurma hamlelerini temyize götürme niyeti taşıdığını ve Adalet Bakanlığı’nın temyiz hazırlığı içinde olduğunu aktarıyor.

Kararın arka planı: Beş proje, iki ay ve artan belirsizlik

Trump yönetimi ve ABD İçişleri Bakanlığı, 21–22 Aralık 2025’te ABD’nin Atlantik kıyısında inşaat halinde bulunan beş büyük offshore rüzgar projesi için çalışma durdurma ve kira sözleşmelerini askıya alma kararlarını açıkladı. Söz konusu projeler arasında Dominion Energy’nin geliştirdiği Coastal Virginia Offshore Wind-Commercial ile Ørsted ortaklıkları, Equinor ile bp ortaklığı tarafından yürütülen Empire Wind 1 ve Iberdrola iştiraki Avangrid ile CIP konsorsiyumunun hayata geçirdiği Vineyard Wind 1 yer alıyor.

Karar, Massachusetts, New York, Rhode Island–Connecticut ve Virginia açıklarındaki sahaları kapsıyor. Yönetim, yüzlerce metre yüksekliğindeki türbin kuleleri ve kanatlarının radar sistemleri üzerinde “clutter” yaratarak gerçek hedeflerin tespitini zorlaştırabileceği ve sahte radar izleri oluşturabileceği iddiasını öne sürüyor. Bu çerçevede offshore rüzgar projeleri, ulusal güvenlik riski başlığı altında yeniden değerlendirmeye alındı. Trump’ın siyasi söyleminde ise deniz üstü rüzgar projeleri “pahalı, güvenilmez ve çevre için zararlı” olarak tanımlanıyor.

Durdurma kararlarının ardından Ocak 2026’da geliştiriciler federal mahkemelere başvurdu. Ocak sonu ile Şubat başında peş peşe gelen ihtiyati tedbir kararları, beş projenin tamamında stop work hamlelerini geçici olarak bloke etti ve inşaatın yeniden başlamasına imkan tanıdı. Ancak yönetim, bu yargı kararlarını temyize taşıma niyetini açıkladı.

Bugün itibarıyla projeler hukuken inşaatına devam edebiliyor; ancak temyiz süreci hem izin güvenilirliği tartışmasını hem de ABD offshore rüzgarı için “rejim riski” algısını güçlendiren yeni bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Temyiz takviminin ve nihai yargı sürecinin nasıl şekilleneceği ise henüz netleşmiş değil.

Hangi projeler etkilendi: Yaklaşık 5,6–5,8 GW’lık beş dosya

Uluslararası basın ve sektör kaynaklarına göre durdurma kararlarından doğrudan etkilenen projeler şu beş başlıkta toplanıyor: Coastal Virginia Offshore Wind-Commercial, Empire Wind 1, Sunrise Wind, Revolution Wind ve Vineyard Wind 1.

Coastal Virginia Offshore Wind-Commercial, Dominion Energy tarafından geliştiriliyor ve kaynaklarda yaklaşık 2,6 GW ölçeğiyle anılıyor. Empire Wind 1, Equinor ile bp ortaklığıyla; Sunrise Wind ve Revolution Wind ise Ørsted ortaklıklarıyla öne çıkıyor. Vineyard Wind 1, Avangrid ile CIP ortaklığında yürütülüyor ve kaynaklarda yaklaşık 800 MW bandında yer alıyor.

ABD offshore rüzgar projeleri temyiz süreci kapsamında Doğu Kıyısı sahaları
ABD Doğu Kıyısı, temyiz sürecinin merkezindeki beş offshore rüzgar projesine ev sahipliği yapıyor.

Bu projeler, ABD’nin 2030’a kadar 30 GW offshore rüzgar hedefinde öne çıkan ilk ticari dalgayı ve liman, ekipman, gemi, kablo ve yerel istihdam yatırımlarının çekirdeğini oluşturuyor.

Zaman çizelgesi: Stop work kararı, mahkeme tedbirleri ve temyiz eşiği

21–22 Aralık 2025’te Trump yönetimi beş projede stop work ve kira askıya alma kararlarını açıkladı.

Ocak 2026’da Vineyard Wind 1 ve Coastal Virginia Offshore Wind dosyalarında federal yargıçlar durdurmayı geçici tedbirle geri çevirdi; ardından Empire Wind 1, Sunrise Wind ve Revolution Wind başlıklarında da benzer şekilde durdurma hamleleri yargı denetimine takıldı.

Şubat başı itibarıyla beş projenin tamamında, durdurma kararlarının inşaatı fiilen kilitlemesini engelleyen yargı kararları oluştu ve yönetim bu kararları temyize taşımaya hazırlanacağını duyurdu.

Mahkemeler ne dedi: “Ulusal güvenlik” gerekçesi ilk turda ikna edici bulunmadı

Massachusetts’te bir federal yargıç, Vineyard Wind 1 dosyasında, geliştiricilerin projenin belirli aşamalarını tamamlamış olması, milyarlarca dolarlık yatırımın riske girmesi ve yönetimin ulusal güvenlik gerekçesini yeterince somutlaştırma yükümlülüğü gibi başlıkları dikkate alarak inşaatın yeniden başlamasına imkan veren ihtiyati tedbir kararı verdi.

Virginia’da Coastal Virginia Offshore Wind dosyasında da mahkeme sürecinde, projenin durdurulmasının yüksek günlük maliyet üretebileceği ve enerji hedefleri açısından projenin ağırlığı gibi unsurlar tartışmanın merkezinde yer aldı; stop work hamlesi yargı denetimiyle sınırlandı.

New York ve New England açıklarındaki Empire Wind 1, Sunrise Wind ve Revolution Wind için de benzer şekilde durdurma hamleleri yargı denetimine takıldı; ancak temyiz sürecinde ulusal güvenlik iddiası yeniden masaya gelecek.

Ulusal güvenlik argümanı: Radar gerekçesi mi, enerji politikasının yeni dili mi?

İçişleri Bakanlığı, Pentagon’un değerlendirmelerine atıfla offshore rüzgar türbinlerinin radar ekranlarında “clutter” yaratarak gerçek hedefleri örtme, sahte izler üretme ve hedef ayrımını zorlaştırma riski taşıdığını savunuyor.

Radar meselesi savunma çevrelerinde teknik bir konu olarak ciddiye alınırken, bazı uzmanlar sorunun yazılım, algılama algoritmaları, filtreleme ve radar yerleşimi gibi yöntemlerle yönetilebileceğini; offshore rüzgarı toptan durdurmayı gerektirmediğini vurguluyor.

Trump yönetimi ulusal güvenlik kararı ile offshore rüzgar radar tartışması
Radar etkileşimi iddiası, stop work kararlarının temel gerekçesi olarak öne çıktı.

Bu tartışma, enerji politikasının dilini de dönüştürüyor: offshore rüzgar artık yalnızca iklim ve enerji dönüşümü başlığıyla değil, “büyük ölçekli altyapı projesi ve ulusal güvenlik” denklemi içinde tartışılıyor. Bu denklem, başka ülkelerde de benzer argümanların ortaya çıkmasına kapı aralayabilir.

Küresel rüzgar gücü için ne anlama geliyor: Offshore rüzgar iklim dosyasından çıkıp jeopolitik dosyaya giriyor

Offshore rüzgar, yüksek kapasite faktörü ve ölçeği sayesinde elektrik sistemine büyük hacimli düşük karbonlu üretim sağlayan teknolojilerden biri olarak görülüyor. Bu nedenle ABD Doğu Kıyısı’ndaki projelerin durdurulması ve sonra mahkemelerle yeniden başlatılması, yalnızca yerel bir izin tartışması değil; küresel offshore rüzgar için bir yönetişim testi anlamına geliyor.

Uluslararası iş dünyası ve enerji basını, offshore rüzgar geliştiricilerinin son yıllarda artan faizler, tedarik zinciri enflasyonu ve sözleşme yeniden müzakereleri nedeniyle zaten baskı altında olduğunu; ABD’deki hukuki ve siyasi dalgaların yeni projelerde sermaye maliyetini yukarı çekebileceğini ve yatırım iştahını zayıflatabileceğini aktarıyor.

Küresel offshore rüzgar risk primi artarken jeopolitik rekabet derinleşiyor
ABD’deki belirsizlik, küresel offshore rüzgar finansmanında yeni bir risk primi tartışmasını tetikledi.

IEA ve küresel rüzgar endüstrisi raporları, offshore rüzgarın 2030’a kadar küresel rüzgar kurulu gücü içinde hızla artan bir paya sahip olacağını öngörürken, izin ve politika belirsizliğini en kritik kırılganlık alanı olarak işaret ediyor.

Firecarrier okuması: Kavga “rüzgar mı solar mı?” değil, tedarik zinciri ve rejim riski

Offshore rüzgara getirilen itirazlar ilk bakışta “rüzgar karşıtlığı” veya “iklim politikasına tepki” gibi okunabilir; ancak alt katmanda daha derin bir endüstri ve jeopolitik tartışma var. Soru şu: temiz enerji dönüşümünde hangi tedarik zincirine yaslanılacak ve bu zincir kimin teknolojisine, istihdamına ve stratejik kontrolüne dayanacak?

Offshore rüzgarda Avrupalı geliştiricilerin ve tedarikçilerin ağırlığı, federal izinlerin merkezi yapısı ve projelerin büyüklüğü, bu alanı siyasi müdahaleye açık bir vitrin haline getiriyor. Bu yüzden ABD’deki durdurma, mahkeme ve temyiz üçgeni, “rüzgar mı solar mı?” tartışmasından çok, “ABD temiz enerjide kiminle, hangi şartlarda iş yapacak?” sorusunun sahadaki yansıması olarak okunmalı.

Trump’ın “Çin rüzgarı kullanmıyor” söylemi ve veriler ne diyor?

Trump, Davos’ta ve farklı platformlarda Çin’in rüzgar türbini ürettiğini ama rüzgarı kullanmadığını ima eden ifadeler kullandı; bu söylem, Çin’in temiz enerji alanında “başkalarına satmak için üretim yapan, kendi içinde kullanmayan” bir aktör olduğu algısını beslemeyi hedefliyor.

Uluslararası istatistikler ise Çin’in hem kurulu rüzgar gücü hem de yıllık rüzgar üretiminde dünyanın en büyük pazarı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle söylemin işlevi, gerçekleri yansıtmak kadar, küresel temiz enerji tedarik zincirinde Çin’in ağırlığını siyasi argüman haline getirmek ve offshore rüzgarı bu çerçeveye oturtmak olarak okunuyor.

IEA ve GWEC verilerine göre Çin, hem kurulu offshore rüzgar gücünde hem de deniz üstü üretimde dünyada birinci; 2025 sonu itibarıyla küresel offshore kapasitesinin yaklaşık üçte birinden fazlası Çin sularında bulunuyor.

Solar ve batarya tarafında farklı baskı mekanizmaları: Çin bağımlılığı kuralları devrede

Rüzgar tarafındaki söylem daha görünür olsa da, Trump yönetiminin temiz enerji tedarik zincirinde Çin etkisini sınırlamaya dönük hamleleri solar ve batarya alanında da hissediliyor. Uluslararası haber akışına göre ABD’de temiz enerji vergi kredilerinin koşulları, “yasaklanmış yabancı kuruluş” tanımları ve Çin bağlantılı tedarik zincirlerini sınırlamayı amaçlayan ara kurallarla sıkılaştırılıyor.

12 Şubat 2026 tarihli ABD haber akışında, temiz enerji vergi kredilerine ilişkin yeni ara kuralların özellikle Çin bağlantılı tedarik zincirlerini sınırlamaya dönük olduğu vurgulanıyor.

Böylece offshore rüzgarda izin ve ulusal güvenlik, solar ve bataryada ise teşvik koşulları, menşe kısıtları ve tedarik zinciri tanımları üzerinden baskı kuruluyor. Ortaya çıkan tablo, teknoloji ayrımından ziyade, genel bir temiz enerji sanayi politikası ve tedarik zinciri rekabeti çerçevesi.

Yatırımcı gözüyle: Sermaye maliyeti, takvim riski ve “ABD risk primi”

Offshore rüzgar projeleri, çok yüksek sermaye harcaması, uzun inşaat süresi ve karmaşık tedarik zincirleri nedeniyle faiz, gecikme ve regülasyon riskine son derece hassas. Bu nedenle kısa süreli bir stop work dönemi bile, günlük yüksek maliyetler ve finansman yapısında yeniden fiyatlama baskısı anlamına gelebiliyor.

Durdurma kararı, mahkeme süreçleri ve temyiz niyeti yatırımcılar için üç soruyu büyütüyor: “İzin alındıktan sonra kurallar değişir mi?”, “Siyasi iklim her seçim döneminde projeleri durdurabilir mi?”, “ABD piyasası için ek risk primi talep etmek gerekir mi?”. Bu sorular, yalnızca bu beş proje için değil, ABD offshore portföyünün geneli ve küresel offshore fon havuzu için de belirleyici olabilir.

Küresel enerji dönüşümü açısından: Çin, Avrupa ve ABD arasındaki denge

ABD offshore rüzgarı, Avrupa’dan sonra ikinci büyük büyüme pazarı olarak görülüyordu ve Çin’in türbin ve ekipman pazarındaki ağırlığını dengeleyebilecek bir talep merkezi olma potansiyeline sahipti. ABD’deki yavaşlama, bu dengeyi yeniden Çin ve kısmen Avrupa lehine kaydırabilir.

Hukuki ve siyasi belirsizliklerin uzaması halinde bazı geliştiriciler ve tedarikçiler yatırım önceliklerini Latin Amerika, Avustralya veya Asya-Pasifik pazarlarına kaydırabilir. Bu da ABD’nin temiz enerji sanayi politikası hedefleriyle çelişen bir sonuç yaratabilir.

Türkiye için dolaylı etkiler: Rüzgar endüstrisinin küresel yönetişimi değişirken

Türkiye’de bugün offshore rüzgar henüz geniş ölçekli ticari inşaat aşamasına geçmiş değil; bu nedenle ABD’deki durdurma ve temyiz kararlarının kısa vadede doğrudan bir izin veya proje etkisi yok. Ancak uzun vadede dolaylı kanallar önem kazanıyor.

Birinci kanal, küresel yenilenebilir finansmanında risk iştahı ve sermaye maliyeti: ABD’deki “rejim riski” algısı, yatırımcıların gelişmekte olan pazarlardaki projelere bakışını da etkileyebilir. İkinci kanal, tedarik zinciri ve fiyatlar: ABD’deki yavaşlama, bazı ekipman ve hizmet kapasitesinin Avrupa ve MENA pazarına yönelmesini hızlandırabilir. Üçüncü kanal ise enerji izinlerinde “ulusal güvenlik” retoriğinin daha sık kullanılma ihtimali: bu argüman, farklı ülkelerde de büyük ölçekli projelere karşı siyasi araç haline gelebilir.

Küresel offshore rüzgar risk primi Türkiye tedarik zinciri fırsatlarını etkileyebilir
Tedarik zincirindeki kaymalar, kule, kablo ve elektrik ekipmanı üretimi olan ülkeler için yeni fırsatlar yaratabilir.

Kule, kablo, ağır çelik ve elektrik ekipmanı üretim kapasitesi düşünüldüğünde, Avrupa ve MENA pazarına kayan siparişler için Türkiye, lojistik ve sanayi altyapısı sayesinde niş ama anlamlı bir tedarik alternatifi olarak konumlanabilir.

Firecarrier kapanışı: Offshore rüzgarın geleceği mahkemenin ötesinde, yönetişim sorusu

Bugün manşet Trump yönetiminin offshore rüzgar projelerini durdurma girişimleri ve temyiz niyeti; ancak asıl soru daha derinde: offshore rüzgar gibi milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek altyapı yatırımları, siyasi iklimin sert dalgalandığı dönemlerde hangi yönetişim çerçevesiyle korunacak?

ABD örneği, offshore rüzgarın artık yalnızca iklim hedefleri ve enerji dönüşümü dosyası değil; ulusal güvenlik, hukuk, sanayi politikası ve jeopolitik rekabetle iç içe geçmiş bir jeopolitik altyapı yatırımı haline geldiğini gösteriyor. Küresel rüzgar endüstrisi için asıl mesele, bu yeni gerçekliği fiyatlayabilen ve projeleri siyasi dalgalara rağmen taşıyabilen bir yönetişim modeli kurmak olacak.

Okura soru

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? ABD’de offshore rüzgar için oluşan bu temyiz dalgası küresel yatırım iştahını kalıcı biçimde etkiler mi?

İlgili haberler


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz