Kayalık ve karlı Antarktika kıyısındaki Adélie penguenlerini gösteren yapay zekâ üretimi temsili görsel.
Yapay zekâ ile oluşturulmuş temsili görsel; Danger Adaları’ndaki araştırmanın veya ölen hayvanların fotoğrafı değildir.

Antarktika’da 2024’teki toplu ölümleri inceleyen araştırmada, 49 hayvanın 46’sında kanatlı kolerasına yol açan bakterinin DNA’sı saptandı.

Antarktika’nın Danger Adaları’nda Mart 2024’te gözlenen toplu hayvan ölümlerini inceleyen araştırmacılar, kanatlı kolerasını başlıca neden olarak belirledi. UC Davis’in 14 Ekim 2026 tarihli açıklaması ve aynı gün Proceedings of the Royal Society B’de yayımlanan çalışma, yalnız kuş gribine odaklanmanın başka ölüm nedenlerini gözden kaçırabileceğini gösteriyor.

Ekip, Heroina ve Beagle adalarında çok sayıda Adélie pengueni ile başka türlerin ölülerini buldu. İnceleme için seçilen 49 hayvanın 33’ü Adélie pengueniydi; diğer örnekler başka deniz kuşları ve bir Antarktika kürklü fokundan alındı. Toplam 46 hayvanda Pasteurella multocida bakterisinin DNA’sı saptandı. Bu sonuç, tüm penguenlerin veya koloninin aynı oranının hastalandığı anlamına gelmiyor.

Araştırmacılar ölüm nedenini belirlerken moleküler testleri doku incelemeleriyle birlikte değerlendirdi. Bakteriyle uyumlu lezyonlar ve enfeksiyon bulguları, incelenen ölümlerin çoğunda kanatlı kolerasını destekledi. Yavru penguenlerde ise açlık, enfeksiyonlar veya bunların birlikte etkisi gibi olasılıkları ayırmak daha güçtü. Dolayısıyla bakterinin saptanması, her örnekte tek başına kesin ölüm nedeni kabul edilmedi.

Bazı örneklerde influenza virüsü bulguları da vardı. Araştırma, bu olayda kuş gribinin başlıca ölüm nedeni olduğunu doğrulamazken, ikincil ya da birlikte etkisini dışlamıyor. UC Davis de H5N1’in Antarktika’daki deniz kuşları ve memelileri için tehdit olmayı sürdürdüğünü vurguluyor. Kanatlı kolerası bakteriyel, kuş gribi ise viral bir hastalık.

Genetik karşılaştırmalar, incelenen bakterilerin bölgede 2001’deki bir salgından alınan örneklerle yakın ilişkisini ortaya koydu. Ancak salgının kolonilerin bütünü üzerindeki ekolojik etkisi hâlâ belirsiz. Çalışma, biyoçeşitliliğin izlenmesinde düzenli nüfus takibiyle ayrıntılı hastalık araştırmalarının birlikte yürütülmesi gerektiğine işaret ediyor.

İlgili haber: Batı Avustralya’da havadan DNA ile 633 canlı grubunun izi bulundu


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz