Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İran savaşı ve Hürmüz kaynaklı fiyat baskısının sürmesi halinde 2026 için 305 milyar TL olarak öngörülen enerji destek yükünün yıl sonunda yaklaşık 925 milyar TL’ye çıkabileceğini söyledi.
Hızlı bakış
- İran savaşı ve Hürmüz kaynaklı petrol ve gaz fiyat baskısı, 2026 enerji sübvansiyon bütçesini 305 milyar TL’den yaklaşık 925 milyar TL’ye çıkarabilir.
- Petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’ye maliyetinin 400 milyon dolar olduğu hesaplanıyor.
- Devlet, elektrik faturalarının yaklaşık yüzde 55’ini, doğal gaz faturalarının ise yüzde 44-45’ini karşılıyor.
- Nisan içinde hem elektrikte hem de doğal gazda yeni bir değerlendirme yapılabileceği açıklandı.
- Doğal gazda ortalama tüketimin yaklaşık yüzde 75 üzerindeki kullanımını aşan abone grubunun destek dışında bırakılması gündemde.
- Abdülhamid Han Sondaj Gemisi, Kocaeli açıklarındaki Kandıra-2 kuyusunda yılın ilk keşif sondajına başladı.
- Nisan ayında Fatih Sondaj Gemisi’nin Bartın’ın kuzeyinde yer alan Eflani-1 kuyusunda sondaj çalışmalarına başlaması planlanıyor.
Türkiye son 5-6 yıldır elektrik ve doğal gaz faturalarında kapsamlı bir destek programı yürütüyor. 2026 bütçesine KDV hariç yaklaşık 305 milyar TL olarak konan bu desteğin, küresel enerji fiyatlarındaki yükselişin yıl sonuna kadar sürmesi halinde yaklaşık 925 milyar TL’ye çıkabileceği ifade edildi. Böylece enerji ithalat maliyetlerindeki artışın bütçe üzerindeki ek yükü yaklaşık 620 milyar TL seviyesine ulaşıyor. Bakan Bayraktar, bu nedenle nisan ayı içinde hem elektrik hem de doğal gaz fiyatlarında yeni bir değerlendirme yapılabileceğini söyledi.
Doğal gaz Türkiye için petrolden de kritik: Fiyat şoku nasıl çalışıyor
İran savaşı Türkiye’nin enerji piyasasında iki ayrı kanaldan baskı oluşturuyor: petrol ve doğal gaz. Petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’ye 400 milyon dolar ek maliyet getirdiği belirtiliyor. Ancak sanayi ve hane bütçeleri açısından asıl belirleyici baskı doğal gaz cephesinde ortaya çıkıyor. Çünkü burada yalnızca fiziksel arz değil, küresel fiyatlama mekanizmasının ithalat maliyetlerine etkisi de devreye giriyor.
Avrupa fiyatları ve ithalat maliyeti

Bayraktar’ın açıklamasına göre, Katar kaynaklı arz endişelerinin yükseldiği dönemde Avrupa’da doğal gaz fiyatları 600-700 dolar bandına kadar çıktı. Türkiye doğrudan bir arz sıkıntısı yaşamasa da küresel piyasadaki bu sıçrama ithalat maliyetlerini yukarı çekiyor. Bu nedenle savaşın etkisi yalnızca petrol üzerinden değil, doğal gaz fiyatları üzerinden de kamu maliyesine ve tüketici fiyatlarına yansıyor.
İran’dan alınan gaz: Mesele arzdan çok fiyat baskısı
Türkiye’nin İran’dan gaz alımı sürerken, mevcut tabloda öne çıkan risk fiziksel akıştan çok fiyat baskısı olarak görülüyor. Bakan Bayraktar, Türkiye’nin doğal gaz ve petrol arz güvenliğinde şu aşamada bir sorun bulunmadığını, ancak jeopolitik krizin uzaması halinde küresel ekonomi üzerindeki etkilerin çok daha ağırlaşabileceğini söyledi. Bu tablo, enerji ithalatçısı ülkeler için maliyet riskinin sadece kaynağa değil, küresel fiyat oynaklığına da bağlı olduğunu gösteriyor.
Devletin fatura payı ve yeni kademeli tarife politikası

Mevcut destek programında devlet, elektrik faturalarının yaklaşık yüzde 55’ini, doğal gaz faturalarının ise yüzde 44-45’ini karşılıyor. Başka bir ifadeyle, konut abonelerinin önemli bir bölümü enerji faturasının yarıya yakın kısmını kamu desteğiyle ödüyor. Ancak enerji fiyatlarındaki sert dalgalanma, bu modelin bütçe üzerindeki yükünü daha görünür hale getirdi.
Kim etkilenecek, kim etkilenmeyecek
Bayraktar’ın açıkladığı yeni kademeli tarife yaklaşımında hedef, ortalama tüketimin yaklaşık yüzde 75 üzerindeki kullanımı aşan abone grubunu destek programının dışına çıkarmak. Bu grubun toplam abonelerin yaklaşık yüzde 10 ila 13’ünü oluşturduğu, geri kalan yüzde 85-90’lık bölümün ise destek kapsamında kalmaya devam edeceği ifade ediliyor. Elektrikte benzer yaklaşım daha önce devreye alınmıştı; doğal gaz tarafında ise kış mevsimi dikkate alınarak uygulamanın nisan sonrasına bırakıldığı anlaşılıyor. Gelir düzeyi düşük olan yüksek tüketimli aboneler için ise sosyal destek mekanizmalarının devreye girmesi bekleniyor.
Aynı anda iki ayrı karar: Sübvansiyon baskısı sürerken Karadeniz’de yeni sondaj başladı

Enerji bütçesi üzerindeki baskı tartışılırken, 27 Mart 2026’da Türkiye’nin enerji filosunda yer alan Abdülhamid Han Sondaj Gemisi Kocaeli açıklarındaki Kandıra-2 kuyusunda yılın ilk keşif sondajına başladı. Böylece devlet, bir yandan küresel fiyat şokunun yarattığı mali baskıyı yönetmeye çalışırken diğer yandan yerli arzı artıracak yeni hidrokarbon aramalarını sürdürüyor. Bu eşzamanlı tablo, Türkiye enerji politikasındaki temel gerilimi görünür kılıyor: kısa vadede maliyet baskısını hafifletmek, uzun vadede ise arz güvenliğini güçlendirmek.
Abdülhamid Han’ın teknik kapasitesi ve Kandıra-2 kuyusu
TPAO tarafından 2022’de milli enerji filosuna katılan Abdülhamid Han, 7. nesil derin deniz sondaj gemisi sınıfında yer alıyor. Gemi, 3 bin 650 metre su derinliğinde çalışabilme kapasitesine ve 12 bin 120 metre maksimum sondaj derinliğine sahip. 238 metre uzunluğunda ve 42 metre genişliğindeki gemi, Karadeniz’deki yeni yılın ilk keşif sondajı için Kandıra-2 kuyusunda göreve başladı. Su derinliği dahil yaklaşık 3 bin 100 metreye inilmesi ve çalışmaların yaklaşık 35 gün sürmesi bekleniyor.
Bakanlık açıklamasına göre, Abdülhamid Han geçen yıl Göktepe-3 kuyusunda keşfedilen 75 milyar metreküplük doğal gazın da sondajını gerçekleştirmişti. Bu nedenle Kandıra-2, yalnızca rutin bir arama faaliyeti değil, Sakarya Gaz Sahası çevresindeki potansiyelin devamına ilişkin kritik bir test olarak da görülüyor.
Nisan’da ikinci sondaj: Eflani-1
Karadeniz’deki sondaj programı Kandıra-2 ile sınırlı kalmayacak. Bakan Bayraktar, nisan ayında Fatih Sondaj Gemisi’nin Bartın’ın kuzeyinde yer alan Eflani-1 kuyusunda sondaj çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Zonguldak, Bartın ve Kastamonu açıklarını kapsayan bu hat, Türkiye’nin Karadeniz’de yeni rezerv arayışını genişlettiğini gösteriyor.
Türkiye için ne anlama geliyor: Yapısal bağımlılık ve bütçe kırılganlığı
İran savaşı Türkiye’ye yalnızca dış politika ya da bölgesel güvenlik başlığı altında yansımıyor; enerji fiyatları üzerinden doğrudan bütçe, enflasyon ve kamu desteği mekanizmasını etkiliyor. Türkiye’nin kısa vadede fiziksel arz güvenliğinde bir sorun yaşamaması önemli bir tampon sağlasa da, küresel fiyat şoku enerji ithalatçısı ekonomi üzerinde ağır baskı oluşturmaya devam ediyor. 2026 için hesaplanan ilave 620 milyar TL’lik potansiyel yük, bu kırılganlığın en somut göstergelerinden biri haline geldi.
Bir başka ifadeyle, savaşın maliyeti yalnızca petrol veya doğal gaz faturasına değil, kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine de yazılıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde enerji desteğinin kapsamı, tarife yapısı ve yerli üretim yatırımları daha sert bir politika tartışmasının merkezine yerleşebilir.
Devlet elektrik faturasının yaklaşık yüzde 55’ini, doğal gaz faturasının ise yüzde 44’ünü karşılıyor. Bu destek sürdürülebilir mi? Siz ne düşünüyorsunuz?
İlgili haberler
- İran gaz akışı kısa vadede yönetilebilir, orta vadede kritik
- 530 milyar TL enerji desteği ve prosumer modeli önerisi
- 2026 SKTT elektrik faturası riski kimleri etkiliyor
- Karadeniz doğalgaz keşfi Türkiye’nin enerji gücünü artırıyor
- İran petrol saldırıları, Tahran’da toksik kirlilik, siyah yağmur
- Nükleer enerji savaşta kırılgan: Çernobil ve Bushehr dersi


















