TÜREB Başkanı İbrahim Erden’in paylaştığı takvime göre Türkiye, deniz üstü rüzgar için ilk yarışmaları 2026 sonuna taşımayı planlıyor; ilk türbinlerin 2030–2031 döneminde devreye girmesi öngörülüyor.
Hızlı bakış
- Türkiye, deniz üstü rüzgar için ilk yarışmaları 2026 yılının sonunda başlatmayı hedefliyor.
- İlk deniz üstü türbinlerin 2030–2031 döneminde devreye girmesi öngörülüyor.
- 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücü hedefi, devamlı bir ihale programı gerektiriyor.
- Kara rüzgarda 2025’teki yüksek kurulum ivmesi, deniz üstü projeler için tedarik ve operasyon zemini oluşturuyor.
- Deniz üstü rüzgarın başarısı, liman altyapısı, deniz lojistiği ve şebeke esnekliği gibi ekosistem unsurlarının eş zamanlı gelişimine bağlı görülüyor.
2026 sonu hedefi: Deniz üstü rüzgarda yarışma takvimi netleşiyor

Türkiye’de deniz üstü rüzgar (offshore) yatırımları için beklenen ilk somut eşik, yarışma mekanizmasının devreye alınması. TÜREB Başkanı İbrahim Erden’in sektör değerlendirmesinde aktardığı takvime göre, ilk deniz üstü rüzgar santrali yarışmalarının 2026 yılının sonunda yapılması hedefleniyor.
Bu yaklaşım, proje geliştirme, finansman, şebeke planlama ve tedarik zinciri adımlarının aynı anda tasarlanmasını zorunlu kılıyor. Deniz üstü projelerde izin süreçleri ve altyapı gereksinimleri, kara projelerine göre daha uzun bir hazırlık dönemi gerektirdiği için “yarışma tarihi” sadece bir başlangıç değil, tüm ekosisteme yayılan bir zaman çizelgesi anlamına geliyor.
2030–2031 öngörüsü: İlk türbinler için gerçekçi pencere

Erden’in paylaştığı çerçeve, yarışmaların 2026 sonunda yapılması halinde ilk deniz üstü türbinlerin 2030–2031 döneminde görülebileceğine işaret ediyor. Bu zamanlama, deniz üstü projelerin tipik geliştirme döngüsüyle uyumlu, gerçekçi bir pencere sunuyor.
Firecarrier bakışıyla burada kritik nokta şu: Deniz üstü rüzgar “tek başına” bir kapasite hedefi değil; liman altyapısı, servis ve bakım kabiliyeti, deniz lojistiği, kablolama, şebeke esnekliği ve uzun vadeli alım mekanizmaları ile birlikte bir endüstri hamlesi. Bu takvim, aslında Türkiye’nin bu hamleyi hangi hızla kurumsallaştırabileceğinin bir göstergesi.
2035 perspektifi: 5 GW deniz üstü kapasite hedefi ne anlatıyor
Sektör açıklamalarında öne çıkan bir diğer eşik, Türkiye’nin 2035’e kadar 5 GW deniz üstü rüzgar kurulu gücüne ulaşma hedefi. Bu büyüklük, ilk yarışmaların yalnızca “pilot” ölçeğinde kalmayıp, devam eden bir ihale programı ve portföy yaklaşımı gerektirdiğini gösteriyor.
Bu noktada yatırımcı açısından ana soru “yarışma yapılacak mı” değil, “devamlılık ve tasarım kalitesi nasıl olacak”. Tavan fiyatlar, yerli katkı beklentileri, şebeke bağlantı koşulları, deniz alanı tahsisi ve finansman erişimi; ihalenin cazibesini ve teslim hızını doğrudan belirleyecek.
2025’teki ivme: Kara rüzgarda güçlü kurulum, deniz üstüne zemin hazırlıyor
Erden’in değerlendirmesinde, Türkiye’nin 2025’te yaklaşık 2.000 MW civarında yeni rüzgar kurulumu ile son 15 yılın en güçlü performanslarından birine ulaştığı vurgulanıyor; bu eğilim farklı kaynaklarda da teyit ediliyor. Bu tablo, kara rüzgarda proje geliştirme ve tedarik kapasitesinin büyüdüğünü; deniz üstü için gerekli insan kaynağı ve operasyon kültürünün de olgunlaşabileceğini gösteriyor.
Yeşil Haber’de daha önce ele aldığımız “tahsis edilen ve devreye giren rüzgar kapasitesi” okuması, yalnızca kurulu güce değil, sistemin hangi hızla devreye alındığına odaklanmanın önemini ortaya koyuyordu. (İlgili arka plan)
Firecarrier yorumu: deniz üstü rüzgar bir enerji projesi değil, bir altyapı ekosistemi
Deniz üstü rüzgarın hikâyesi, “kaç MW geldi” haberinden ibaret değil. Bu, enerji geçişinin daha zor ama daha kalıcı katmanı: Şebeke esnekliği, depolama, yeşil hidrojen, liman endüstrisi ve yerli üretim kabiliyetleri aynı anda büyümek zorunda.
Bu yüzden anlık üretim rekorları bile yalnızca bir başarı göstergesi değil, sistemin sınırlarını hatırlatan sinyaller. 6 Ocak 2026 tarihli üretim rekoru haberi, kapasite artarken dengeleme ve şebeke tarafının da aynı hızla güçlendirilmesi gerektiğini anlatıyordu.
Marmara ekseni: sanayi, hidrojen ve rüzgarın aynı haritada buluşması

Deniz üstü rüzgar gündemi, Marmara ve çevresinde sanayi dönüşümüyle birlikte okununca daha anlamlı hale geliyor. Bandırma Hidrojen Vadisi gibi girişimler, elektrik üretiminin ötesinde yeni talep merkezlerinin oluştuğunu; temiz elektriğin sanayi süreçlerine ve yakıt dönüşümüne bağlandığını gösteriyor.
Bu bağlam, deniz üstü rüzgarın “yalnızca arz” tarafında değil, “yeni talep” ile birlikte planlanması gerektiğini ortaya koyuyor. (İlgili arka plan)
Takvim kadar önemli soru: ihalenin tasarımı ve piyasa sinyali
2026 sonu hedefi, piyasa için net bir yön işareti. Ancak teslimat hızını belirleyecek esas unsur, yarışma tasarımının yatırımcıya hangi riskleri bıraktığı ve hangi belirsizlikleri azalttığı olacak.
Firecarrier yaklaşımıyla ölçüt basit: Deniz üstü rüzgar, Türkiye’nin enerji bağımsızlığına katkı sağlayacaksa; yatırımcıya öngörülebilirlik, şebekeye entegrasyon planı ve yerli tedarik zinciri için gerçekçi bir kademelenme sunmalı. Aksi halde takvim “niyet” olarak kalır, kapasite “hedef” olarak kalır.
Okura soru
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin deniz üstü rüzgar ihalelerinde en kritik tasarım unsuru sizce hangisi: şebeke bağlantısı mı, alım mekanizması mı, yerli tedarik mi?
İlgili haberler
- 2026 YEKDEM ve denizüstü rüzgar: Offshore maliyet analizi
- Türkiye denizüstü rüzgarda Marmara projeleriyle ilerliyor
- Bayraktar: 2026 enerji vizyonu ve deniz üstü rüzgar planlaması
- Türkiye’nin 40 GW offshore rüzgar enerjisi potansiyeli var
- Rüzgar enerjisinde üretim rekoru kırıldı: 6 Ocak 2026 verileri
- Siemens Gamesa’dan 21,5 MW’lık yüzer rüzgar türbini: Avrupa ve Çin rekabeti
- TÜREB: İklim Kanunu rüzgar enerjisi yatırımlarına ivme kazandıracak
- Tahsis edilen ve devreye giren rüzgar kapasitesi: Saha ile takvim arasındaki fark
- Bandırma Hidrojen Vadisi: Sanayi, hidrojen ve yenilenebilir enerji ekseni
View this post on Instagram

















