
IPBES*’in üç yılda hazırladığı “Business and Biodiversity Assessment” raporu, GSYH odaklı ekonomik modelin doğal sermayeyi bilançonun dışında bıraktığını ve bunun şirketler için yapısal bir risk alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Hızlı bakış
- IPBES’in üç yıllık Business and Biodiversity Assessment raporu, 79 uzmanın katkısıyla hazırlandı ve Manchester’daki IPBES-12 oturumunda 150’den fazla ülke tarafından kabul edildi.
- Rapor, GSYH odaklı ekonomik modelin doğal sermayeyi bilançonun dışında bıraktığını ve bunun biyoçeşitlilik kaybını hızlandırdığını ortaya koyuyor.
- Küresel iş dünyasının polinasyon, su, toprak ve ekosistem hizmetlerine yüksek düzeyde bağımlı olduğu vurgulanıyor.
- 2023 itibarıyla doğaya negatif etkili finansman 7,3 trilyon dolar düzeyinde hesaplanırken kamu sübvansiyonlarının önemli kısmı hâlâ doğa-negatif faaliyetleri destekliyor.
- Kamuya açık raporlama yapan şirketlerin yüzde 1’inden azı biyoçeşitlilik etkilerini açık ve ölçülebilir biçimde ifşa ediyor.
- Rapor, Türkiye’de tarım, enerji ve sanayi gibi doğaya bağımlı sektörler için doğa riskinin finansal analizlere daha güçlü entegre edilmesi gerektiğini gösteriyor.
IPBES ne söylüyor: Büyüme modeli doğayı muhasebeye katmıyor
IPBES’in tam adı “Methodological Assessment Report on the Impact and Dependence of Business on Biodiversity and Nature’s Contributions to People” olan (kısa adıyla “Business and Biodiversity Assessment”) rapor, üç yıllık bir çalışmanın ürünü. 79 uzmanın 35 ülkeden katkısıyla hazırlanan değerlendirme, 3–8 Şubat 2026 tarihleri arasında Birleşik Krallık’ın Manchester kentinde düzenlenen IPBES-12 Genel Kurul oturumunda kabul edildi; özet metni (Summary for Policymakers) ise üye hükümetler tarafından resmen onaylandı. Çalışma, 5.000’den fazla bilimsel ve kurumsal kaynağın sentezine dayanıyor.
Raporun temel iddiası net: Küresel ekonomi büyümeyi GSYH üzerinden ölçerken doğal sermayeyi sistematik biçimde “dışarıda” bırakıyor. Sonuçta biyoçeşitlilik kaybı hızlanıyor ve bu kayıp yalnızca ekosistemleri değil, doğaya bağımlı tüm iş modellerini de kırılgan hale getiriyor.
Şirketler neye bağımlı? Polinasyon, su, toprak ve görünmeyen altyapı

IPBES değerlendirmesi, iş dünyasının doğaya bağımlılığını somut ekosistem hizmetleri üzerinden gösteriyor: Tarım ve gıda için polinatörler ve sağlıklı toprak; sanayi ve kentler için temiz su ve doğal filtrasyon; enerji altyapıları için istikrarlı su döngüsü ve iklim regülasyonu bu görünmeyen “altyapı”nın parçaları.
Bu hizmetler finansal tablolarda çoğu zaman görünmüyor. Ancak bu altyapının zayıflaması, tedarik zinciri şoku, hammadde riski ve üretim maliyeti baskısı olarak geri dönüyor. Rapor, biyoçeşitlilik kaybını artık çevresel bir “yan konu” değil, ekonomik ve sistemik bir risk olarak çerçeveliyor.
Finansal akışlar: Doğaya zarar veren para hâlâ büyük

Raporun öne çıkardığı kritik bulgulardan biri, para akışlarındaki dengesizlik. 2023 itibarıyla doğaya doğrudan negatif etkisi olan küresel kamu ve özel finansmanın 7,3 trilyon dolar düzeyinde olduğu; bunun içinde doğaya zararlı kamu sübvansiyonlarının yaklaşık 2,4 trilyon dolar mertebesinde yer aldığı vurgulanıyor.
Bu tablo, “doğa-pozitif” yatırımların tek başına piyasa dinamiğiyle hızla ölçeklenmesinin zor olduğunu gösteriyor: Dönüşüm, şirket stratejileri kadar teşvik mimarisinin de yeniden tasarlanmasını gerektiriyor.
Raporlama boşluğu: Şirketler doğayı hala ölçmüyor
IPBES bulgularına göre, kamuya açık raporlama yapan şirketlerin %1’inden azı bugün biyoçeşitlilik etkilerini açıkça ifşa ediyor. Bu, doğanın bilançoya girmediği bir ortamda “riski yönetiyoruz” iddiasının pratikte zayıf kaldığına işaret ediyor.
Türkiye açısından risk nerede?

Türkiye ekonomisi; tarım, gıda, tekstil, turizm ve enerji gibi doğaya yüksek bağımlılığı olan sektörlere yaslanıyor. BIST’te işlem gören birçok şirketin gelir tabanı bu bağımlılıkla iç içeyken, entegre raporlarda doğa ve biyoçeşitlilik başlıkları çoğu zaman “uyum” bölümüyle sınırlı kalıyor.
Örneğin su stresi; enerji, içecek/gıda ve tekstil için temel bir riskken, tartışma çoğu zaman kısa vadeli kuraklık haberleri veya baraj seviyeleri üzerinden yürüyor. IPBES çerçevesi ise bunu “uzun vadeli sistemik doğa riski” dosyasına taşıyor: arazi kullanımı, habitat kaybı ve ekosistem hizmetlerinin zayıflaması aynı denklemde okunuyor.
Firecarrier okuması: İklim muhasebesi yetmez, doğa bilançosu şart

Karbon odaklı iklim muhasebesi son yıllarda kurumsal gündemin merkezine yerleşti. IPBES değerlendirmesi ise bunun tek başına yeterli olmadığını söylüyor: Toprak sağlığı, su varlığı, habitat bütünlüğü ve tür zenginliği de ekonomik sistemin görünmeyen bilançolarıdır.
Bu nedenle rapor bir “çevre uyarısı”ndan öte, ekonomik model tartışmasıdır. TNFD ve Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi gibi doğaya ilişkin risk-raporlama yaklaşımları için de bilimsel zemini güçlendirir: Doğayı maliyet değil, altyapı olarak görmek zorundasınız.
Not: Rapor, Bloomberg ve Reuters gibi küresel ekonomi yayınlarında “doğayı tüketen iş dünyası kendi dayanağını da zayıflatır” teması ile geniş yer buldu; bu da biyoçeşitlilik dosyasının ana akım ekonomik tartışma başlığına taşındığını gösteriyor.
IPBES* nedir?
IPBES (Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Platformu), biyoçeşitlilik konusunda IPCC’nin iklim alanında oynadığı role benzer bir işlev üstlenen, hükümetler arası bilim-politika platformudur. Birleşmiş Milletler çatısı altında çalışan yapı, yüzlerce bilim insanının katkısıyla biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetleri hakkında küresel değerlendirme raporları hazırlar.
IPBES raporları, hükümetlerin müzakere ederek kabul ettiği “özet politika yapıcılar için” metinleriyle, ulusal politika tasarımı, uluslararası anlaşmalar ve özel sektör için referans niteliği taşır. İş dünyası ve biyoçeşitlilik değerlendirmesi de bu çerçevede, doğa riskinin iklim kadar merkezi bir ekonomik başlık haline geldiğinin altını çizmektedir.
Okura soru
Sizce şirket bilançolarında “doğa bilançosu” ayrı bir kalem olarak yer almalı mı? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın.
İlgili Haberler
- Türkiye, biyoçeşitliliği koruma yolunda adımlar atıyor
- UNEP: Çevresel krizler derinleşiyor, acil eylem şart!
- Doğaya dayalı çözümlerle 2030’a kadar 32 milyon iş imkanı mümkün
- Sürdürülebilirlik Buzdağı: Görünen ve Gizli Kalan Unsurlar

















