Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 Türkiye İklim Değerlendirmesi, son 55 yılın en sıcak beşinci yılı ve son 61 yılın en kurak yılına işaret ediyor. Ancak tablo yalnızca rekorları değil, enerji, su ve tarım sistemleri üzerinde eş zamanlı bir baskıyı gösteriyor.
Hızlı bakış
- 2025’te Türkiye ortalama sıcaklığı 15,1 °C ile 1991–2020 normallerinin 1,2 °C üzerine çıktı ve yıl son 55 yılın en sıcak beşinci yılı oldu.
- Türkiye’nin 2025 alansal yağışı 414,9 mm’ye geriledi ve yağışlar normaline göre %27,6 azalarak son 61 yılın en düşük seviyesine indi.
- 2025 yaz mevsimi 25,5 °C ile son 55 yılın en sıcak ikinci yazı olurken, Temmuz 26,9 °C ile son 55 yılın en sıcak temmuz ayı olarak kaydedildi.
- 2025’te 1.011 ekstrem meteorolojik olay yaşandı ve fırtına, şiddetli yağış ve sel ile dolu toplam olayların %67’sini oluşturdu.
- Yağış anomalileri bölgeler arasında keskinleşti ve bazı Güneydoğu ile Doğu Akdeniz hatlarında %60’tan fazla azalma görülürken bazı Karadeniz illerinde artış kaydedildi.
15,1 °C ortalama: Pozitif sıcaklık sapmasının kalıcı rejimi
2025 yılı Türkiye ortalama sıcaklığı 15,1 °C olarak gerçekleşti. Bu değer, 1991–2020 ortalaması olan 13,9 °C’nin 1,2 °C üzerinde ve son 55 yılın en sıcak beşinci yılıdır. 2025 yaz mevsimi 25,5 °C ile son 55 yılın en sıcak ikinci yazı olurken, Temmuz ayı 26,9 °C ile son 55 yılın en sıcak temmuz ayı olarak kaydedildi.

2007 yılından bu yana, 2011 yılı hariç, Türkiye ortalama sıcaklıkları uzun yıllar ortalamasının üzerinde gerçekleşiyor. 2025 yılında 365 günün 268’inde pozitif sıcaklık farkı ölçüldü. Bu tablo, tekil bir “rekor yıl”dan çok, kalıcı bir pozitif sapma rejimine işaret ediyor. Isınma artık istisnai bir sıçrama değil, yeni referans seviyenin kendisi haline gelmiş durumda.
414,9 mm yağış: Son 61 yılın en kurak yılı ve çift baskı
Türkiye’nin 2025 yılı alansal yağışı 414,9 mm olarak gerçekleşti. 1991–2020 ortalaması 573,4 mm iken, yağışlarda normaline göre %27,6 azalma kaydedildi. 2025 yılı, 1964’ten bu yana en kurak yıl olarak kayıtlara geçti.
Yaz mevsimi yağışlarında normaline göre %53 azalma yaşandı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kış yağışları uzun dönem veriler içinde en düşük seviyelere geriledi. Aylık bazda Nisan ve Ekim ayları hariç yılın büyük bölümünde yağışlar normallerin altında gerçekleşti; Ağustos ayı ülke genelinde 7,9 mm ile en düşük yağışı kaydetti.

Bu tablo, yalnızca su rezervlerinde azalma anlamına gelmiyor. En sıcak ikinci yaz ile en kurak yılın aynı dönemde gerçekleşmesi, aynı anda hem artan buharlaşma ve soğutma talebi hem de azalan su arzı demektir. Bu durum, hidroelektrik üretimden tarımsal sulamaya kadar uzanan enerji-su zincirinde eş zamanlı bir baskı yaratmaktadır.
1.011 ekstrem olay: Kapasite değil dayanıklılık meselesi
2025 yılında toplam 1.011 ekstrem meteorolojik olay kaydedildi. Bu olayların %27’si fırtına, %23’ü şiddetli yağış ve sel, %17’si dolu, %11’i kar, %7’si don olarak gerçekleşti. Fırtına, sel ve dolu birlikte toplamın %67’sini oluşturdu.

Bu dağılım, enerji iletim ve dağıtım hatları, şehir içi altyapı ve tarımsal üretim açısından doğrudan bir kırılganlık göstergesidir. Artan olay sıklığı ve şiddeti, enerji planlamasının yalnızca kurulu güç artışı üzerinden değil, altyapı dayanıklılığı üzerinden de ele alınmasını zorunlu kılıyor. Kapasite artışı, dayanıklılık yatırımıyla desteklenmediğinde sistem riski büyüyor.
Bölgesel asimetri: Su ve üretim dengesi yeniden mi kuruluyor
2025 yılı yağışları, Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep, Hatay çevreleri ile Adana’nın güney kesimlerinde normallerine göre %60’tan fazla azalma gösterirken; Sinop, Samsun ve Ordu çevrelerinde %20–40 aralığında artış kaydedildi. Karadeniz’in bazı kesimlerinde yıllık yağış 1.000 mm’nin üzerine çıkarken, İç Anadolu ve Güneydoğu’nun bazı bölgelerinde 250 mm’nin altına indi.

Türkiye içinde iklim koşulları giderek daha asimetrik bir yapı kazanıyor. Bu durum, su tahsisi, tarımsal üretim deseni ve bölgesel yatırım politikalarının tek tip varsayımlar üzerinden kurgulanamayacağını gösteriyor. Kuraklık artık yalnızca meteorolojik bir veri değil, ekonomik coğrafyanın yeniden şekillenmesi anlamına geliyor.
Sıcak hava dalgaları ve geç don: Artan oynaklık rejimi
2025 yılında sıcak hava dalgalarının toplam gün süresi bazı bölgelerde 34 güne kadar çıktı ve sıcak hava dalgası sayısı normallerin üzerine taşındı. Bu durum, yaz aylarında uzayan pik elektrik talebi ve artan sağlık riskleri anlamına geliyor.

Öte yandan 7–15 Nisan 2025 tarihleri arasında yaşanan ilkbahar geç donu, batı, güneydoğu ve kıyı bölgeleri hariç ülkenin büyük bölümünü etkiledi; özellikle Malatya’daki kayısı ve Karadeniz bölgesindeki fındık üretimi zarar gördü. Aynı yıl içinde hem rekor sıcaklıklar hem de geç don yaşanması, doğrusal bir ısınmadan çok artan iklim oynaklığına işaret ediyor.
Firecarrier okuması: Yeni risk tabanı ve planlama eşiği
2025 yılı verileri, Türkiye’nin enerji, su ve tarım sistemlerinin aynı anda baskılandığı bir döneme girdiğini gösteriyor. Kalıcı pozitif sıcaklık sapması, belirgin yağış açığı ve artan ekstrem olay sayısı birlikte okunduğunda, bu tablo geçici bir dalgalanma değil, yeni bir risk tabanıdır.
Bu rapor, enerji ve su planlamasının geçmiş iklim normallerine göre yapılamayacağını açık biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılı, bir istisna yıl değil; sistem tasarımının ve yatırım önceliklerinin yeniden tanımlanması gerektiğini gösteren bir stres testi.
Okura soru
Sizce Türkiye’de enerji, su ve tarım planlaması hâlâ geçmiş iklim normallerine göre mi yapılıyor?
İlgili haberler
- Nisan 2025 zirai donu ve iklim krizi tarımı nasıl etkiledi
- 2025 orman yangınları, Sapanca su krizi ve kuraklık
- 2024’te Türkiye’de aşırı hava olayları rekor seviyeye ulaştı
- Aşırı sıcaklarla mücadelede küresel ve yerel stratejiler
- Alev çemberi: Avrupa ve Türkiye’de orman yangınları neden bu kadar şiddetli

















