Ana Sayfa Etiketler Iklim krizi

Etiket: iklim krizi

“Koronavirüs düşük karbonlu büyüme modeli için fırsat sunuyor”

World Resources Institute (WRI) Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Dr. Güneş Cansız ülkelerin şu anda düşük karbonlu ekonomik büyüme modeline odaklanması gerektiğini söyledi. Cansız, “Ülkeler bir yandan koronavirüs (Covid – 19) kriziyle mücadele ederken diğer yandan iklim krizine neden olmaktan sakınmalı. Koronavirüsten zarar gören ekonomilerini canlandırmaya hazırlanan ülkelerin önünde şu anda düşük karbonlu ekonomi yatırımlarına daha fazla odaklanma fırsatı bulunuyor.” dedi.

Cansız, Covid – 19 salgını nedeniyle ekonomik faaliyetlerin birçok ülkede trafiğin rahatladığını, hava kirliliğinin ve sera gazı emisyonlarının azaldığına dikkat çekti. Buna karşın birçok uzmanın bu durumun kalıcı olmadığı konusunda hem fikir olduğunu belirten Güneş Cansız, salgın sonrası kaybı telafi etmek için yatırımların hızlanacağı konusunda uyardı.

AB’NİN YEŞİL ANLAŞMASI

Cansız, “Bu noktada ihtiyaçları belirlemek ve bunlara sorumlu ve planlı üretim ile cevap vermek çok önemlidir. Bununla birlikte, birçok ülke fosil yakıt endüstrilerini ve havacılık sektörünü canlandırma planlarını zaten açıkladı. Örneğin Çek Cumhuriyeti ve Polonya Avrupa Birliği’nin (AB) Yeşil Anlaşması’ndan çekileceğini duyurdu.” dedi.

AB’nin Yeşil Anlaşması, Ocak 2020 tarihinde varılan bir mutabakat ve yol haritasını kapsıyor. Buna göre, AB ülkeleri sürdürülebilir ekonomi için sera gazı emisyonlarını 2050 yılına kadar sıfırlama konusunda uzlaşma sağlamıştı.

ÇİN YENİ KÖMÜR YATIRIMLARI PLANLIYOR

Covid -19’un çıkış yeri olan Çin bir diğer örnek. Ülke ekonomisini yeniden canlandırmak amacıyla yeni kömür santrallerini kurma planlarını şimdiden açıkladı. Ayrıca İngiltere merkezli Carbon Brief kuruluşu. dünyanın en büyük karbondioksit (CO2) yayıcısı olan Çin’in yüzlerce yeni kömür santrali kurmak için lobi yaptığı konusunda uyardı.

Verilere göre, en yoğun karbon içeren fosil yakıt olan kömür Çin’in enerji tüketiminin yüzde 57.7’sini oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, hava kirliliği dünya genelinde yılda 7 milyon insanın ölümüne neden oluyor. Her 10 kişiden 9’u bu yüzden kirli hava soluyor. Çevre kuruluşları hava kirliliğinin sağlık ve iklim krizi için en büyük tehditlerden biri olduğu konusunda uyarıyor.

SORUMLU TÜKETİCİ KAVRAMI ÖNEM KAZANACAK

WRI Türkiye Direktörü Güneş Cansız, koronavirüs salgınının toplu taşıma kullanım alışkanlığını değiştirdiğini belirterek şunları söyledi: “Toplu taşıma büyük oranda azaldı. İnsanlar bireysel olarak scooter ve bisiklet kullanmaya başladı. Mart ayında New York’ta örneğin bisiklet kullanımı yüzde 67 oranında artış gösterdi. Gerçek etkilerini anlamak için bu durumun salgın sonrasında da görülmesi gerekiyor.”

Cansız yeni tip koronavirüs (Covid – 19) salgınının kontrol altına alınmasının ardından iklim değişikliğiyle mücadele için düşük karbonlu büyüme modelini destekleyen “sorumlu tüketici” kavramının her zamankinden daha önemli olacağını kaydetti.

AB koronavirüs planında iklim değişikliği krizini dikkate alacak

Avrupa Birliği (AB) liderleri 6 saat süren video konferansla yaptıkları toplantıda koronavirüs ekonomik toparlanma planında iklim değişikliğiyle mücadelenin dikkate alınması gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.

Yapılan açıklamada, planın detaylarının üzerinde çalışılacağı belirtilirken, aynı zamanda planın, AB’nin gezegeni ısıtan emisyonları azaltma amacını tanımlamak için kullandığı “yeşil dönüşüm” ile tutarlı olmasının gerekliliğinin kabul edildiği ifade edildi.

AB’nin yürütme komisyonu haziran ayında yapılacak ve üye ülkelerin 2050 yılına kadar “karbon nötr” hedefinin teyit edileceği zirve öncesinde mutabakat metnini imzalamasını istiyor. Şu ana kadar AB üyelerinden sadece Polonya metni imzalamayı reddetti.

“İKLİM HEDEFLERİNE ULAŞILMASI ZORLAŞTI”

Yatırımcılar ve çevreci gruplar koronavirüsün ülkelerin ekonomisi üzerinde olumsuz etkilerine dikkat çekerek Brüksel’in iklim değişikliği hedeflerinden bu nedenle vaz geçmemesini istiyor. Polonya ise koronavirüs pandemisinin AB’nin iklim değişikliği hedeflerine ulaşmasını zorlaştıracağı konusunda uyardı.

Global olarak iklim değişikliğine karşı mücadele veren 300’den fazla grubun oluşturduğu bir koalisyon hükümetlere yönelik yaptığı uyarıda, düşük karbon ekonomisine geçişi hızlandırmak için koronavirüs ekonomik kurtarma paketi açıklamaya çağırdı.

“KÜRESEL ISINMAYA KARŞI DA ÖNLEM ALINMALI”

ABD merkezli iklim değişikliğiyle mücadele platformu 350.org’un İcra Direktörü May Boeve yaptığı açıklamada, “Bugün yapacağımız seçimler gelecek yıllarda toplumumuzu şekillendirecek.” dedi.

Avrupa hükümetleri şu anda yaşanan küresel pandemi nedeniyle İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görünmeyen seviyelerde piyasalara likidite sağlarken birçok politikacı, ekonomist ve çevreci grup, gezegenin kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar nedeniyle ısınmasına karşı önlemlerin de mutlaka alınması gerektiğini savunuyor.

Koronavirüsün nedeni iklim krizi olabilir mi?

Tüm dünyanın gündemi koronavirüs (Covid-19) ile mücadeleye odaklanmışken yaşadığımız gezegenin ve toplumun sürdürülebilir geleceği için neye ihtiyacı olduğuna tekrar bakmakta fayda var. Aslında sadece büyüme odaklı ekonomik ve finansal sistemlerin dayattığı yaşam tarzının başta iklim olmak üzere ekosistem üzerindeki olumsuz etkilerini yaşıyoruz.

Bu dönemin gerçek ihtiyacı Pelin Yenigün Dilek’in Longview Turkey’da yazdığı gibi, “Günü kurtarmaya yönelik anlayış ve politikalar yerine her alanda entegre politikalar uygulayan, uzmanlığa dayalı, bağımsız kurumlara ihtiyaç var.” Bu noktada tüm dünyayı etkileyen pandemiyi iklim krizi, küresel sağlık tehditleri, düşük gelirli çalışan gruplarına olan etkisi kapsamında gözden geçirmekte fayda var.

SİSTEMLERİN ÇÖKTÜĞÜNÜ GÖRÜYORUZ

Yaklaşık 20 senedir iklim krizinin farklı hastalıklara ve pandemilere yol açacağını söyleyen birçok çalışma var. En eskilere gidersek 2003 senesinde Pentagon iklim değişikliği ile birlikte artacak açlık, hastalıklar ve diğer hava sebepli tehditler ile ülkelerin mücadele kapasitesinin aşılacağını açıklamıştı. Bugün ülkeler artan korona salgınına karşı sağlık sistemlerinin ne şekilde yeterli olacağını hesaplamaya çalışıyor veya sistem çöküşünü yaşıyor.

2014 senesinde ABD Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı İklim Değişikliğine Uyum Raporu’nda ise iklim değişikliğinin riskler açısından bir çarpan etkisi oluşturduğu oluşan yeni pandemileri izleyebilen kapasite ve alt yapılara sahip devletlerin ancak insan hayatını koruyabileceklerini söylerken, esas gücün bu hastalıklar ile baş etmek olduğuna dikkat çekmişti. En basit şekli ile ocak ayının başından beri haberdar olduğumuz bu süreçte birçok devletin bu sistemleri henüz oluşturamamış olduklarını endişe verici bir şekilde gözlemliyoruz.

Maalesef yaşadığımız Covid – 19 salgını ne ilk ne de son olacak. 2017 senesinde Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus başta Zika ve Ebola olmak üzere bazı ölümcül salgınların önümüzdeki yıllarda özellikle sıcak mevsimlerde sivrisinek, fare ve bitler ile yayılarak dünyaya önemli tehdit oluşturacağını belirtmişti. Nitekim gelinen noktada ölüm riski kısmen az olsa bile koronavirüsün dünya çapında bir anda patladığını ve toplum sağlığını nasıl tehdit ettiğini yaşıyoruz.

Ancak sürdürülebilir kalkınma yolunda bu ne ilk sağlık tehdidi, ne de sonuncusu olacak. Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışmalarına göre 2030-2040 arasında senede 250,000 yeni ölüm olacak. Bu rakam elimizdeki pandemi rakamları ile karşılaştırıldığında çok endişe verici bir tablo.

DÜŞÜK GELİRLİ ÇALIŞANLARI VURACAK

McKinsey’e göre bu bir daralma değil yavaşlama. Herkes için eşit etkisi olmamakla birlikte;

  • Küçük ve orta ölçekli şirketleri daha çok etkileyecek
  • Gelişmiş ekonomileri gelişmekte olanlara göre daha fazla yaralayacak
  • Hizmet sektörlerini, başta havacılık ve turizm olmak üzere, en fazla etkileyecek (havacılık sektöründe birleşmeleri hızlandırabilir)
  • Azalan tüketici talebi özellikle küçük kar marjları ile çalışan işletmeleri tehdit edecek

Bu koşulların iş gücü pazarına etkisi çok sert olacaktır. Özellikle düşük gelirli grupların yüksek olduğu ülkelerde azaltılmış çalışma saatleri ve işten çıkarmalar halkın krizi evinde hissetmesine yol açacaktır. Ayrıca sağlık açısından en düşük gelirli kesimin çoğunun insanlarla fiziksel teması zorunlu olan mavi yakalı grubunda olması riski bu kesim için daha çok artırıyor.

Bu bizlere sağlam bir ekonomik sistemin tüm çalışanları kapsamasını kriz dönemlerinde düzenli gelir ve sağlık güvencesi sağlamasının önemini gösteriyor. (Coronavirus makes it impossible to ignore the economic insecurity built into our labor market’, Martha Ross and Nicole BatemanFriday, Brookings Institute, 20 Mart 2020)

Çin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, hava kirliğinin (NO2) düştüğünü, Carbon Brief ise CO2 emisyonlarının %25 düştüğünü duyurmuştu. ESA (European Space Agency) NO2 seviyesinin özellikle büyük bir kriz yaşayan İtalya’da düştüğünü belirtti. ABD’de de benzer şekilde hava kirliliği seviyeleri düştü. BBC’ye göre, New York’da trafiğin %35 azalması ile birlikte, karbon monoksit seviyesi de yarı yarıya azalmış durumda. Ölçümlerle birlikte ekonomik ve sosyal aktivitenin azalmasına bağlı olarak iklim üzerinde olumlu gelişmeler duymaya devam edeceğiz.

GEZEGENİN AYARLARI NEREDE ?

Koronavirüs ile insan sağlığı belki de dünya tarihinin en kapsamlı tehdidini yaşamaktadır. İçinde yaşadığımız ekonomik sistem bu krizin sınırlar ötesine yayılmasına sebep olmuştur. İnsan sağlığı ve can güvenliği tehdidi ile birlikte toplumların yaşama alanları kısıtlanmış huzursuzluk seviyesi artmıştır. Yine bu ekonomik sistem istihdam ve düzenli gelir sağlama konularında etkisiz kalmış, düşük gelirli insanların sağlık sorunları ile birlikte yaşamlarını devam ettirecek kaynaklarına önemli tehdit oluşturmuştur.

Yaşadığımız koronavirüs salgını iklim krizi ile anlatmaya çalıştığımız risklerin kısa sürede tüm dünyayı etkileyebileceğini göstermiştir. Çıkarmamız gereken ders, gezegeni ve toplumları içine alan sosyal ve çevresel politikaları merkezine alan eşit ve yaygın refah sağlayacak ekonomik sistemlere ve yaşam biçimlerine bir an evvel geçmek zorunluluğumuzdur.

Petrol zengini ülkeler de yenilenebilir enerjiye geçiyor

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) analizine göre, dünyada iklim krizine karşı çözüm olarak yenilenebilir enerjiler daha fazla desteklenirken, Körfez İşbirliği Örgütü üyesi ülkeler de yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda oldukça istekli davranıyor. BAE ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği Körfez ülkeleri yenilenebilir enerjiye geçiş konusuna destek veriyor.

Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen Uluslararası Enerji Forumu’nda konuşan IRENA Direktörü Francesco La Camera, “Yenilenebilir kaynaklardan artık yeteri kadar ucuz, güvenilir enerji üretmek mümkün. Aynı zamanda sosyo ekonomik faydası ve iklim değişikliğine karşı en iyi alternatif olması nedeniyle de en iyi seçeneğimiz” dedi.

Körfez için yenilenebilir enerjiyi desteklemek enerji güvenliği ve ekonomik çeşitliliği desteklemek ve ekonomik potansiyelini tamamen ortaya çıkarmaya yardımcı olacaktır.

Bu ülkeler aynı zamanda enerji liderliği için ikinci bir şans da öneriyorlar. Bugün dünya genelindeki yenilenebilir kaynaklarda yaşanan maliyet düşüşünün büyük bölümü Körfez bölgesinden geldi. Körfez sermayesi yurtdışında yenilenebilir enerji yatırımları yaparak maliyetleri düşürerek diğer bölgelerdeki enerji geçişini de şekillendiriyor. IRENA analizine göre, Körfez ülkelerinin yenilenebilir enerjiye olan ilgisinin 5 önemli sebebi bulunuyor.

İKLİM KRİZİNE KARŞI EN PRATİK ÇÖZÜM

IRENA analizlerine göre, Körfez bölgesinde yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması 136 milyon ton karbon emisyonunun azalmasını sağlayabilir. BM İklim Zirvesi’nde ülkeler küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutma hedefini ortaya koyarken, BAE 2050 yılına kadar enerjisinin yüzde 50’sini temiz enerjiden sağlayacağını vaad ederek bunun iki katı oranında katkıda bulunmayı taahhüt etmiş oldu.

BÖLGEDEKİ EN REKABETÇİ ENERJİ KAYNAĞI

Yenilenebilir enerji bölgedeki en rekabetçi enerji üretim kaynağı durumunda. Körfez bölgesinin yenilenebilir enerjiye geçişi için motive edici bir faktör. Günümüzde yenilenebilir kaynaklar Körfez bölgesindeki en düşük maliyetli yeni enerji üretim kaynağıdır. Bölgenin artan enerji talebini karşılamada en ucuz kaynak. Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) devreye alınan 900 MW’lık Muhammed Bin Raşid Solar Parkı’nın 5’inci fazında üretilen elektrik, kilovatsaat başına 1.7 cent ile dünyanın en düşük alım fiyatına sahip.

YENİ İSTİHDAM YARATIYOR

Yenilenebilir enerji sektörü aynı zamanda yeni bir istihdam kaynağı olarak da dikkat çekiyor. Özel işletme, eğitim, yerel becerilere ve insan kaynaklarına yatırım dahil olmak üzere Körfez bölgesinde görülen uzun vadeli politika hedefleri, yenilenebilir enerji sektöründe istihdam oranındaki artışı kolaylaştırabilir.

IRENA verilerine göre, yenilenebilir enerji 2030 yılına kadar bölgede 207 bin istihdam yaratabilir. Bunun yüzde 89’u solar teknolojilerle ilgili alanlarda olacak. Tek başına çatı tipi güneş sistemleri sektöründe 2030 yılına kadar 23 bin kişiye istihdam yaratılabileceği öngörülüyor.

TÜM YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR AÇISINDAN ZENGİN

Körfez bölgesi sadece güneş enerjisi açısından değil diğer yenilenebilir kaynaklar açısından da oldukça zengin bir bölge. Körfez bölgesinde PV teknolojisi için yapılan analiz özellikle Umman, Suudi Arabistan ve BAE’nin potansiyelini ortaya çıkarırken Kuveyt, Umman ve Suudi Arabistan’ın aynı zamanda rüzgar enerjisi açısından da iyi bir potansiyele sahip olduğunu gösterdi. Biyoyakıt ve jeotermal enerji alanlarında da keşfedilmeyen yeni potansiyeller bulunuyor.

IRENA analizlerine göre, Körfez bölgesinde 2030 yılına kadar 72 GW yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.

SU TASARRUFU SAĞLIYOR

Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne göre, Körfez bölgesindeki 6 ülkenin 4’ünde su kıtlığı ciddi bir sorun olarak yaşanıyor. Dünyada nüfusu en hızlı artan bölgelerden biri olarak Körfez ülkelerinde 2050 yılına gelindiğinde su talebinin 5 kat artış göstermesi bekleniyor. Eğer Körfez ülkeleri yenilenebilir hedeflerine ulaşabilirse, bu su tüketiminde yüzde 17 oranında bir azalma sağlayacak.

Kapitalizm iklim krizine çare olabilir mi?

Kapitalizm iklim krizine yönelik bir çare olabilir mi? Çoğu çevreci birey, grup buna oldukça şüphe ile yaklaşacaktır. Sonuçta ucu açık büyümeye dayalı ekonomik sistem bizleri bu noktaya taşımıştır. Gezegenin sınırlarına duyarlı ve eşit refah sunmak, günden güne daha fazla tüketim ve üretim yaratmak üzerine kurulu bir sistemde bir çelişki yaratmaktadır.

Kapitalist düzende ise kurumlar ‘doğası gereği’ fırsat ve riskleri görebilmeli kısa ve uzun dönem önceliklerini bunlara göre yönetebilmelidir. Değişim de şüphesiz – özellikle de tüm enerji sistemlerinin değişimi – önemli yatırım ve kaynak gerektirmektedir.

Burada ümit veren, pazar ve oyuncularının, hem iklim etrafındaki risklerden artık kaçınılamaz oldukları noktasına gelmeleri ve ötesinde yenilenebilir enerji tarafındaki fırsatların da kaçırılamayacak kadar dikkat çekici olduğunu görmeleridir.

İKLİM KRİZİNİN YARATTIĞI RİSKLER

Swiss Re Institute’ün yayınladığı verilere göre, doğal ve insan sebepli felaketlerin yarattığı zarar 2018’de 160 milyar dolara ulaşmış durumda; bunun yaklaşık yarısını ise sigortalı kendisi karşılamış. Yani kurumlar iklim krizinin faturasını ağır bir şekilde ödemeye başlamışlardır.

Sigortacılar iklim değişikliğine yönelik zararların sigortalılar tarafından karşılanmasının olanaksız olduğuna yönelik uyarı yapıyorlar.

Dünyanın en büyük reasüransçılarında Munich Re’nin rakamlarına göre geçtiğimiz günlerde Kaliforniya’da yaşanan orman yangınları 24 milyarlık zarara mal oldu. Munich Re’nin Baş İklimbilimcisi Ernst Rauch’un The Guardian’a verdiği demece göre, 2000 sonrası Kaliforniya tarihinin en kötü orman yangınları ve sebebi şüphesiz iklim krizi.

Amerika’da geçen sene gerçekleşen Michael Kasırgası’nda ise sadece tarıma yönelik zarar 1,3 milyar dolar olmuş en büyük pay da pamuk ve pekan fıstığından. Tavuk çiftlikleri ve içerisindeki hayvanlar zarar görmüş durumda.

5 TRİLYON DOLARLIK SİGORTA SEKTÖRÜ RİSK ALTINDA

Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Levent Kurnaz “Değişen iklim koşulları karşısında bu zararların azalmasını beklemenin gerçekçi olmadığını” belirtiyor.

Amerikan Hükümeti’nin rakamlarıyla, 5 trilyonluk küresel sigorta sektörü ciddi bir risk altında. Amerika’nın 2017 verilerine göre, GSYH’nın yüzde 11’inin ise sigortacılık faaliyetlerinin oluşturduğu düşünülürse bu en büyük ekonomiler ve buradaki tüm sektörler için bile önemli bir risk.

Bu riski bertaraf edebilmek için, Avrupa’nın 20 büyük sigorta şirketi – ki bunlar küresel pazarın yaklaşık %20’sine sahipler – kömür yatırımlarından çıkacaklarını açıkladılar (Unfriend Coal haberi). Ötesinde bir çoğu kömür içeren projelere sigorta yapmayacaklarını söylüyor. 2015 senesinden bu yana finansal devlerin açıklamaları hızla artıyor. Bununla birlikte iklim krizine yönelik stratejik olarak neler yaptıklarına daha şüpheyle bakmak gerekli.

YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YARATTIĞI FIRSAT

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) hazırladığı ‘Yenilenebilir Enerji Üretim Maliyetleri 2018 Raporu’ yenilenebilir enerjinin, halihazırda dünyanın birçok yerinde en ucuz elektrik kaynağı olarak kullanıldığını vurguluyor. Rapor, iklim kriziyle küresel ölçekteki mücadeleye katkı sağlamayı hedefliyor.

Rapora göre konsantre güneş enerjisinden (CSP) elde edilen elektrik maliyetlerinin küresel ağırlıklı-ortalamaları %26; biyoenerji %14, güneş fotovoltaik panelleri ve karasal rüzgar %13, hidroelektrik %12, jeotermal enerji ve offshore rüzgar enerjisi ise %1 oranında azalma gösterdi.

Dünya genelindeki projelerden elde edilen verilerin kapsamlı bir incelemesine dayanarak fiyatların düşmesiyle birlikte, yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyet avantajlarının daha da artacağını belirtiyor. IRENA’nın küresel veri tabanına göre, karasal rüzgar santrallerinin dörtte üçünden fazlası ile gelecek yıl devreye girecek olan güneş fotovoltaik panel projelerinin beşte dördü, en ucuz yeni kömür, petrol ve doğalgaz seçeneklerinden daha düşük maliyetlerle güç üretecek ve herhangi bir maddi yardım olmadan gerçekleştirilecek.

Şili, Meksika, Peru, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki güneş fotovoltaik panellerinin kilowatt/saat başına 3 cent kadar düşük bir maliyeti var.

ÇOK TARTIŞMALI BİR KONUDUR

IRENA Raporunu destekler şekilde, 2019 senesi de yenilenebilir enerji ihaleleri için yeni rekorların yaratıldığı bir sene olmaya devam ediyor. Türkiye’de Mayıs ayında YEKA-2 ihalelerinde gördüğümüz 3.53 ve ve 3.67 dolar cent fiyattan sonra, Temmuz ayı yeni rekorlara koştu.

Haziran Temmuz ayında önce Los Angeles’te $0.01997/kWh fiyatı kazanırken iki hafta sonra Brazilya’daki rüzgar ihalesi $0.0175/kWh’i gördü. Yine ay sonu Portekiz’deki güneş ihalesinde ise €14.8/MWh (€0.0148/$0.016 per kilowatt-hour) ile yeni bir rekor yazıldı.

Kar amacı güden herhangi bir kurumun buradaki fırsatları gözden kaçırması ve daha iyisini talep etmemesi yine doğasına aykırıdır. Sonuç olarak kapitalizm iklim değişikliğine yönelik bir çözüm müdür? Bu çok tartışmalı bir konudur. Ancak uzun yıllardır ekonomik düzen bakış açısını oluşturmuş olduğu için bu kültürün iklim krizi önceliklerine göre evrilmesi önemli bir aciliyettir.

Ve dönüşüm için yeterince sebep var.

İklim krizine çözüm temiz enerji

Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin, dünyamızın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin iklim krizi olduğunu ve her geçen gün büyüyen bu krizin tüm insanlığı sağlıktan ekonomiye, tarımdan eğitime kadar her alanda etkilediğine dikkat çekti. Alkin, ülkemizin iklim krizine karşı önceliğinin temiz enerjiye geçişi hızlandırmak olması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Alkin Türkiye’nin temiz enerji potansiyelinin çok yüksek olduğunu belirleterek konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:

  • İnsanoğluna ev sahipliği yapan dünyamızı tehdit eden en önemli sorunlardan biri de iklim krizi. Günümüzde pek çok ülke iklim değişikliği tanımını artık iklim krizi olarak adlandırılıyor.
  • Uluslararası Enerji Ajansı’nın yaptığı araştırmaya göre, gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacak olan enerji talebi sebebiyle 2030 yılına geldiğimizde ciddi bir problemle karşı karşıya kalma ihtimali bulunuyor.
  • Birleşmiş Milletler’in yayınladığı rapor kapsamında iklim krizi nedeniyle 2030 yılına kadar 120 milyon kişinin yoksullaşacağı ve 2030 – 2050 yılları arasında yılda 100 milyon kişinin ekonomik açıdan olumsuz etkileneceği belirtiliyor.
  • Yine Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında kabul ettiği ve 2030 yılına kadar insanlığın ortak refahı için belirlediği hedeflerin 7’inci maddesi doğrultusunda “Erişilebilir ve Temiz Enerji” öncelik olarak kabul ediliyor. Bu kapsamda, 2030 yılına kadar erişilebilir ve sürdürülebilir enerji için güneş, rüzgar ve jeotermal gibi temiz enerji kaynaklara geçişi önemli kriter olarak belirtiyor.

ENERJİ İHTİYACININ ÇOĞUNU KARŞILAYABİLİR

  • Türkiye artan nüfusu ile enerji ihtiyacı günden güne artış gösteren ülkeler arasında yer alıyor. Haziran ayı içerisinde ülkemizdeki elektrik tüketimi geçtiğimiz yıla oranla yüzde 0,1 arttı. Bir ay içerisinde 23 milyar kilovatsaatten fazla tükettiğimiz elektrik ihtiyacımızın yüzde 28,7’sini doğalgaz üzerinden karşılıyoruz.
  • Öte yandan kullandığımız doğalgazın büyük bir kısmını ise ithal ediyoruz. Haziran ayı içerisinde ülkemize 154 milyon 300 bin kilovatsaat elektrik ithal edildiği açıklandı. İthal ettiğimiz enerji ile ilgili bu rakamlar cari açığa da yansırken, ülke ekonomimizi de büyük ölçüde etkiliyor.
  • Türkiye mevcut enerji kaynaklarını yerinde ve doğru kullanarak enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılama potansiyeline sahip.
  • Marmara ve Ege Bölgesi rüzgar potansiyeli, Ege Bölgesi yer altı sıcak su kaynakları – jeotermal enerji potansiyeli, İç Anadolu ve Akdeniz ise güneş enerji potansiyeli ile en şanslı bölgelerimiz. Güçlü doğal kaynaklara sahip ülkemizin hali hazırda elektrik enerjisi kurulu güç dağılımı ise yüzde 7,9 rüzgâr, yüzde 5,8 güneş, yüzde 1,4 jeotermal kaynaklardan karşılanıyor.

7 BİN MW RÜZGAR, 5.095 MW GÜNEŞ VE 1.347 MW JEOTERMAL

  • Dünyada 100 ülke elektrik üretimini rüzgardan karşılıyor. Dünya devleri olan Çin, ABD ve Almanya’nın ilk üç sırada bulunduğu listede Türkiye rüzgardan elektrik üretimi ile 11. sırada yer alıyor. 2019 yılı itibari ile Türkiye’de 192 rüzgar enerji santrali bulunuyor. Toplam 7.010 megavat kurulu güç ile rüzgar enerjisi, en önemli temiz enerjiler arasında yer alıyor.
  • Tüm dünyada jeotermal enerji üreten 26 ülke bulunuyor. Türkiye, yer altı rezervleri açısından dünyada ilk beş ülke arasında yer alıyor. 2019 yılı itibari ile Türkiye’de 48 jeotermal enerji santrali bulunuyor. Santraller ile 1.347 megavat kurucu güce ulaşıldı. Yakın dönemde santral sayısının da artması bekleniyor. Türkiye’nin önemli temiz enerji kaynakları arasında bulunuyor.
  • Güneş ülkesi olan Türkiye’de güneş enerjisinden elektrik üretimi de giderek artıyor. Şu an 50 ülkede güneş enerjisi kullanılıyor. Türkiye, dünya üretim kapasitesi bakımından 12. sırada yer alıyor. Bu yıl itibari ile Türkiye’de kayıtlı 564 santral bulunuyor. Tüm bu santraller ise 5.095 megavat kurulu gücü ile Türkiye’nin önemli temiz enerji kaynakları arasında bulunuyor.
× WhatsApp Hattı