Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) ve ECMWF’nin ERA5 analizlerine göre 2025, kayıtlardaki en sıcak üç yıl içinde yer alıyor. Asıl kritik sinyal ise 2023–2025 ortalamasının 1,5°C eşiğini zorlama ihtimali.
Hızlı bakış
- Copernicus ve ECMWF ERA5 verileriyle 2025’in en sıcak yıllar arasındaki yeri ve art arda sıcak yılların yeni norm haline gelişi
- 1,5°C eşiğinin takvim yılından çok 20–30 yıllık uzun dönem ortalamalarla nasıl değerlendirildiği
- Doğal iklim salınımlarının kısa vadeli etkileri ile sera gazı birikiminin yapısal ısınma baskısı arasındaki fark
- CO2 ve CH4 konsantrasyonlarındaki artışın sıcaklıkları yüksek platoda tutan sistemic risk olarak önemi
- Copernicus değerlendirmelerine göre Avrupa’nın küresel ortalamadan daha hızlı ısınmasının enerji, su ve altyapı üzerindeki etkileri
- Firecarrier değerlendirmesiyle emisyon azaltımı yanında adaptasyon politikalarının tarım, şehircilik, su ve enerji planlamasında ana çerçeve haline gelmesi gereği
2025’in sıcaklık karnesi: Rekor değil ama “en sıcaklar liginde” kalıcılık

C3S/ECMWF verilerine göre 2025, küresel ölçekte kayıtlardaki en sıcak yıllar arasında üst sıralarda yer aldı; sıcaklıklar 2024’ün gerisinde kalsa da 2023’e çok yakın seyretti. Bu tablo, “tek bir yılın rekoru”ndan ziyade, art arda gelen sıcak yılların yeni norm haline geldiğine işaret ediyor. İklim sisteminde kısa vadeli dalgalanmalar görülebilir; ancak ardışık yılların bu kadar yüksek bir bantta kalması, alttaki ısınma eğiliminin güçlendiğini gösteren en anlaşılır sinyallerden biri.
1,5°C eşiği tartışması: Takvim yılı mı, uzun dönem ortalama mı?
Paris Anlaşması’nda referans alınan 1,5°C, bilimsel olarak “tek bir takvim yılı”ndan çok, uzun dönem (genellikle 20–30 yıllık) ortalamalar üzerinden değerlendirilen bir eşik olarak ele alınıyor. Bu nedenle 2025’in tek başına nasıl sınıflandığı kadar, 2023–2025 gibi çok yıllı dönemin ortalamasının 1,5°C bandına çıkması veya bu bandı aşması daha kritik bir kırılma sinyali sayılıyor. Başka bir deyişle, mesele “bir yıl” değil; ısınmanın artık yüksek bir platoda kalıcı hale gelmesi.
El Niño etkisi mi, yapısal kırılma mı? 2025 verisinin asıl mesajı

2025 tartışmalarında sık duyulan savunma, doğal iklim salınımlarının (örneğin El Niño) sıcaklıkları geçici olarak yükseltebildiği yönünde. Bu doğru bir not; ancak 2025’in mesajı yalnızca bir salınım etkisi değil. Copernicus’un küresel iklim özetleri, yıl içinde aylık sıcaklıkların geniş bir zaman aralığında yüksek seyrettiğini ve okyanusların da uzun süre alışılmadık derecede sıcak kaldığını ortaya koyuyor. Doğal salınımlar “tepe”yi yükseltebilir; fakat tabanı yukarı taşıyan ana unsur, ısı tutucu sera gazı birikiminin sürmesidir.
Sera gazı birikimi: CO2 ve metan artışı “günlük haber” değil, sistemik risk
C3S ve Copernicus göstergeleri, atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) konsantrasyonlarının artmaya devam ettiğini vurguluyor. CO2 seviyeleri son yıllarda 420 ppm bandının üzerine çıkmış durumda ve eğilim yukarı yönlü. Metan ise daha kısa zaman ölçeklerinde güçlü bir ısı tutma etkisine sahip olduğu için, enerji, tarım ve atık yönetimi politikalarında hızlı kazanım alanı olarak öne çıkıyor. Bu iki gazın birlikte yükselmesi, sıcaklıkların “normalleşmek” yerine yüksek bir bantta sıkışma riskini artırıyor.
Avrupa neden iki kat hızlı ısınıyor? Copernicus’un Avrupa okuması

Copernicus’un Avrupa’ya ilişkin değerlendirmeleri, kıtanın küresel ortalamadan daha hızlı ısındığını ve bunun yapısal nedenleri olduğunu ortaya koyuyor. Kara alanlarının denizlere göre daha hızlı ısınması, atmosferik dolaşım örüntüleri ve kutup bölgelerindeki geri besleme mekanizmaları Avrupa’nın ısınma hızını yukarı çekiyor. Sonuç, bir yandan daha sık ve daha uzun sıcak dalgaları, diğer yandan daha yoğun yağışlar ve ani sel riskleriyle kendini gösteriyor. Bu çift yönlü aşırılık, enerji talebi, tarım verimi, altyapı dayanıklılığı ve kamu sağlığı üzerinde aynı anda baskı kuruyor.
Tipping point riskleri: Eşikler tek bir olayla değil, biriken baskıyla aşılır
“Geri dönüşü olmayan nokta” tartışması genellikle tek bir dramatik olay gibi algılansa da bilimsel çerçevede tipping point, biriken baskının belirli eşikleri geçmesiyle tetiklenen kalıcı rejim değişikliklerini anlatır. Buz örtüsü kayıpları, okyanus dolaşımındaki zayıflama riskleri ve kuraklık rejimlerinin kalıcılaşması gibi başlıklar, tek bir yıldan çok, yüksek sıcaklıkların ısrarla devam ettiği dönemlerde daha anlamlı hale gelir. 2025’in önemi, bu birikim baskısının “olağan” hale gelmeye başladığına dair sinyali güçlendirmesidir.
Avrupa’dan Türkiye’ye köprü: Akdeniz havzası aynı iklim cephesinin içinde
Avrupa’nın hızlanan ısınması, Türkiye açısından “uzak bir kıta riski” değil; Akdeniz havzasının ortak iklim cephesinin parçası olan bir gerçeklik. Isı dalgaları, su stresi, tarımsal verim kaybı ve şehirlerde ısı adası etkisi gibi başlıklar, kıtanın güneyinde belirginleşirken Türkiye de aynı risk setinin içinde yer alıyor. Bu nedenle Avrupa’daki bulgular, Türkiye’nin su yönetimi, şehir planlaması, tarım ve enerji politikaları için erken uyarı değeri taşıyor.
Firecarrier yorumu: Adaptasyon artık “ek politika” değil, ana plan olmalı
Adaptasyon, daha sıcak bir dünyada su, enerji ve şehir planlamasının ana çerçevesi haline geliyor.
Copernicus verilerinin asıl mesajı, iklim risklerinin artık teorik değil operasyonel olduğudur. Emisyon azaltımı elbette vazgeçilmez; ancak Türkiye gibi iklim etkilerini sahada hızlı hisseden ülkeler için adaptasyon, ayrı bir başlık olmaktan çıkıp ana planın merkezine oturmalı. Su yönetimi, tarımsal dayanıklılık, şehirlerin ısıya uyumu, altyapı dayanımı ve enerji arz güvenliği; hepsi daha sıcak ve daha değişken bir iklim varsayımıyla yeniden tasarlanmalıdır. 2025, “bir uyarı yılı” olmaktan çok, yeni normalin nasıl bir bantta şekilleneceğine dair güçlü bir gösterge olarak okunmalıdır.
Okura soru
Sizce 1,5°C eşiği tartışmasında asıl öncelik emisyon azaltımı mı yoksa adaptasyon yatırımlarını hızlandırmak mı olmalı?
Dipnot: ECMWF’nin ERA5 yeniden analizine göre 2025, 2024 ve 2023’ün ardından küresel ölçekte üçüncü en sıcak yıl oldu; 2025’in küresel ortalaması 2023’ten yaklaşık 0,01°C, 2024’ten ise yaklaşık 0,13°C daha düşük ölçüldü. Aynı kaynak, 2023–2025 üç yıllık ortalamanın sanayi öncesi döneme göre 1,5°C eşiğinin üzerine çıktığını belirtiyor.
Dipnot: Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ise birden fazla uluslararası veri setini derleyen değerlendirmesinde 2025’in “kayıtlardaki en sıcak üç yıl” içinde yer aldığını doğruluyor; farklı veri setleri nedeniyle yılın sıralaması bazı kaynaklarda ikinci veya üçüncü olarak raporlanabiliyor.
İlgili haberler
- Küresel ısınmada kritik eşik için son 3 yıl kaldı yeni rapor
- İklim krizi hızlanıyor ancak çözüm penceresi hala açık
- 2024te Türkiyede aşırı hava olayları rekor seviyeye ulaştı
- Arktik ısınma Grönland buz erimesi ve İzlanda rekoru
- COP30 açılışından bugüne Amazon merkezli iklim diplomasisi özeti


















