Rosatom Genel Müdürü Alexey Likhachev, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni bu yıl devreye almaya hazırladıklarını belirterek, nükleer enerjinin elektrifikasyon ve artan elektrik talebi çağında Türkiye için stratejik bir baz yük unsuru olabileceğini vurguluyor.
Hızlı bakış
- Rosatom CEO’su Likhachev, Akkuyu NGS’nin bu yıl devreye alma operasyonlarına hazırlanacağını söylüyor.
- Nükleer enerji, yenilenebilir üretimin dalgalanmasını dengeleyen düşük karbonlu baz yük seçeneği olarak yeniden öne çıkıyor.
- Elektrifikasyon ve veri merkezi talebi, kesintisiz üretim sağlayan yüksek kapasiteli kaynak ihtiyacını artırıyor.
- Rosatom’un paylaştığı verilere göre kapasite faktörü yüzde 87’nin üzerine çıkarak nükleerin süreklilik avantajını vurguluyor.
- Güvenlik, atık yönetimi ve yakıt çevrimi başlıkları, nükleerin yeşil dönüşümdeki yerini belirleyen kritik tartışma alanları olmaya devam ediyor.

Türkiye’nin enerji denkleminde nükleer eşik
Mersin’de inşası süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Türkiye’nin enerji tarihinde niteliksel bir eşik olarak öne çıkıyor. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un Genel Müdürü Alexey Likhachev, 2025 ve 2026 planlarına ilişkin değerlendirmelerinde, santralin bu yıl devreye alma operasyonlarına hazırlanacağını belirterek projeyi Türkiye’nin uzun vadeli enerji güvenliği açısından stratejik bir unsur olarak konumlandırıyor.
Likhachev’in açıklamaları, Akkuyu’nun yalnızca teknik bir enerji yatırımı değil; artan elektrik talebi, arz güvenliği ve düşük karbonlu üretim hedeflerinin kesişim noktasında yer alan bir altyapı hamlesi olarak ele alındığını gösteriyor.
Nükleer enerji ve yeşil dönüşüm gerilimi
Nükleer enerji, teknik tanımı gereği yenilenebilir kaynaklar arasında yer almıyor. Ancak fosil yakıt yakmaması ve düşük sera gazı emisyonu nedeniyle birçok ülkede iklim politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede nükleer, rüzgar ve güneş gibi değişken üretim karakterine sahip kaynakların alternatifi değil; bu kaynakların sistemde daha yüksek oranlarda yer alabilmesini mümkün kılan bir baz yük çözümü olarak tartışılıyor.

Bu yaklaşım, nükleer enerjinin yeşil dönüşüm içindeki rolünü hem tartışmalı hem de giderek daha merkezi bir başlık haline getiriyor. Güvenlik standartları, atık yönetimi ve yakıt çevrimi alanındaki teknolojik ilerlemeler, bu tartışmanın teknik zeminini belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
Elektrifikasyon çağında artan baz yük ihtiyacı
Likhachev, 21. yüzyılı “elektrik yüzyılı” olarak tanımlarken; dijitalleşme, veri merkezleri, ulaşım ve ısınmanın elektrifikasyonu gibi başlıkların elektrik talebini hızla artırdığına dikkat çekiyor. Bu eğilim, enerji sistemlerini yalnızca esnek ve kısa vadeli çözümlerle değil, aynı zamanda kesintisiz çalışabilen yüksek kapasiteli baz yük kaynaklarıyla dengelemeyi zorunlu kılıyor.

Akkuyu gibi nükleer santraller, yüksek kapasite faktörü sayesinde rüzgar ve güneş enerjisinin sistemde daha yüksek paylarla yer almasını teknik olarak mümkün kılan bir dengeleme unsuru olarak öne çıkıyor.
Yüksek kapasite faktörü ve performans göstergeleri
Rosatom tarafından paylaşılan 2025 verilerine göre, nükleer santrallerde kurulu gücün kullanım katsayısı yüzde 87’nin üzerine çıkmış durumda. Bu oran, nükleer enerjinin yılın büyük bölümünde öngörülebilir ve kesintisiz üretim sağlayabildiğini gösteren temel performans göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Yüksek kapasite faktörü, iklim hedefleriyle uyumlu ve planlanabilir elektrik arzı arayan ülkeler açısından nükleer enerjiyi yeniden stratejik bir seçenek haline getiriyor.
Güvenlik, atık yönetimi ve yeni nesil teknolojiler
Nükleer enerjiye yönelik eleştiriler ağırlıklı olarak güvenlik, atık yönetimi ve uzun vadeli çevresel etkiler etrafında yoğunlaşıyor. Yeni nesil reaktör tasarımlarında pasif güvenlik sistemleri ve gelişmiş mühendislik çözümleriyle bu risklerin azaltılması hedefleniyor.
Kapalı yakıt çevrimi yaklaşımı, kullanılmış yakıtın yeniden işlenerek taze yakıt üretiminde kullanılması ve nükleer atık miktarının azaltılması gibi hedeflerle öne çıkıyor. Bu alandaki teknolojik gelişmeler, nükleer enerjinin çevresel etkilerini sınırlandırmaya yönelik önemli başlıklar arasında yer alıyor.
Akkuyu’nun Türkiye açısından stratejik boyutu
Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Türkiye’yi nükleer enerji kullanan ülkeler arasına dahil etmenin ötesinde; fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma, ithal enerji faturasındaki oynaklığı sınırlama ve uzun vadeli arz güvenliğini güçlendirme hedefleri açısından kritik bir konumda bulunuyor.
Projenin, ekipman tedariki, finansman ve ödeme sistemleri gibi alanlarda yaşanan ciddi zorluklara rağmen ilerlemesi, Akkuyu’nun yalnızca teknik değil; ekonomik, jeopolitik ve stratejik boyutlarıyla da ele alındığını ortaya koyuyor.

Akkuyu neden yalnızca bir santral değil?
Akkuyu, Türkiye için yalnızca bir enerji yatırımı değil; düşük karbonlu baz yük arayışının, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve enerji güvenliğiyle nasıl bir denge kurabileceğini gösteren somut bir örnek niteliği taşıyor.
Bu nedenle Akkuyu’ya ilişkin tartışmalar, projeyi bir tanıtım başlığı olarak değil; veri, teknoloji ve risk–fayda dengesi üzerinden ele alan daha geniş bir enerji dönüşümü tartışmasının parçası olarak okunuyor. Türkiye’nin ilk nükleer santrali, enerji dönüşümünün sınırlarını ve seçeneklerini tartışmak açısından güçlü bir referans noktası sunuyor.
Okura soru
Sizce Türkiye’nin artan elektrik talebinde doğru denge nasıl kurulmalı: Yenilenebilir ağırlık mı, nükleer baz yük mü, yoksa ikisinin yeni bir hibrit modeli mi?
İlgili haberler
- Akkuyu’da baz yük üretimi, hisse satışı ve elektrik fiyatları
- Akkuyu NGS 2 milyar dolar kriz çözüldü, 4. ünite ve 2028 hedefi
- Akkuyu NGS’de 1. Ünite kontrol sistemi teslim edildi
- Akkuyu 4. reaktör basınç kabı sahaya ulaştı
- Türkiye 2050: 20 GW nükleer kapasite hedefi ve SMR planı
- Türkiye 2035’e kadar Sinop ve Trakya’da nükleer elektrik planı
- Yapay zeka nükleer hisseleri uçurdu: SMR dönemi başladı

















