Türkiye jeotermal lityum potansiyeli Batı Anadolu DLE pilot çalışmaları Jeotermal akışkandan lityum geri kazanımı

Türkiye, jeotermalden üretilen elektriğe ek olarak jeotermal akışkandan lityum ve bazı kritik mineralleri geri kazanmayı hedefleyen Ar-Ge ve pilot çalışmaları hızlandırıyor. Ticari ölçek ise henüz test ve fizibilite aşamasında.

Hızlı bakış

Avrupa’nın jeotermal liderliği yeni bir değer zinciri tartışmasını açtı

Türkiye jeotermal lityum potansiyeli için Batı Anadolu’daki jeotermal elektrik altyapısı
Batı Anadolu’daki jeotermal ölçek, lityum geri kazanımı gibi yeni değer zinciri senaryolarını da gündeme taşıyor.

Türkiye, jeotermal elektrik kurulu gücünde Avrupa’nın lider ülkesi konumunda. JESDER Başkanı Ufuk Şentürk’ün paylaştığı verilere göre, işletmedeki jeotermal elektrik kapasitesi 2026’ya girerken yaklaşık 1.780 MW seviyesine ulaşmış durumda.

Bu ölçek, jeotermal sahalarda yalnızca elektrik ve ısı üretimi değil, aynı akışkan üzerinden kritik mineral geri kazanımı gibi “ikinci gelir hattı” senaryolarını da gündeme taşıyor. Odak, özellikle İzmir, Aydın, Manisa ve Denizli kuşağında yoğunlaşıyor.


Jeotermal akışkandan lityum geri kazanımı için hedeflenen model ne?

Jeotermal akışkandan lityum geri kazanımı için DLE süreci ve reenjeksyon döngüsü
Model, elektrik üretimi sonrası akışkanın DLE ünitesinden geçirilip yeniden yeraltına basılmasına dayanıyor.

Jeotermal santraller, elektrik üretiminden sonra akışkanı genellikle yeniden yeraltına basıyor. Gündemdeki yaklaşım ise bu reenjeksyon adımından önce akışkanı bir doğrudan lityum ekstraksiyonu (DLE) ünitesinden geçirerek, lityumu ve potansiyel olarak bazı elementleri seçici biçimde tutmak; ardından akışkanı yine yeraltına geri göndermek.

Bu sayede yeni bir açık ocak, buharlaştırma havuzu veya geniş arazi kullanımı gerektirmeden, mevcut kuyu ve santral altyapısına ek bir proses katmanı eklenmesi hedefleniyor. Ancak Türkiye’de bugün için genel tablo, ticari ölçekten çok Ar-Ge ve pilot doğrulama çizgisinde ilerliyor.

“35 bin ton” iddiası ve ölçülü okuma gerektiren rakamlar

JESDER Başkanı Ufuk Şentürk’ün çeşitli açıklamalarında, Türkiye’deki jeotermal kuyulardan teorik olarak yılda yaklaşık 35 bin ton seviyesinde lityum üretim potansiyeli bulunduğuna yönelik bir çerçeve paylaşılıyor. Aynı açıklamalarda, 2024’te dünyada çıkarılan lityum miktarının yaklaşık 36 bin ton olduğu örneği verilerek, potansiyelin büyüklüğüne dikkat çekiliyor.

Bu tür sayılar, “teorik potansiyel” ölçeğini gösteriyor; sahada gerçek üretim için verim, proses maliyeti, kimyasal tüketimi, enerji ihtiyacı ve çevresel izinler gibi başlıkların birlikte netleşmesi gerekiyor. Bu nedenle yaklaşımın en güvenli ifadesi, Türkiye’nin jeotermal akışkandan lityum geri kazanımı için pilot çalışmalar yürüttüğü ve ticari ölçeğin henüz doğrulama aşamasında olduğudur.

Batı Anadolu sahalarında lityum içeriği: 20 ppm bandı ne söylüyor?

Türkiye jeotermal lityum potansiyeli kapsamında jeotermal suda lityum konsantrasyonu ve iz elementler
Jeotermal akışkandaki düşük konsantrasyonlar, teknoloji ve maliyet parametreleriyle birlikte değerlendiriliyor.

Türkiye’deki jeotermal sularda lityum konsantrasyonunun ortalama olarak yaklaşık 20 ppm mertebesinde olduğu, bazı uluslararası değerlendirmelerde vurgulanıyor. Bu seviye, Almanya’daki bazı sahalarda anılan 100 ppm gibi değerlerin altında kalsa da, Türkiye’de jeotermal işletme ölçeğinin büyüklüğü nedeniyle “toplam geri kazanılabilir miktar” açısından önemini koruyor.

Bu noktada kritik eşik, lityumun “varlığı” değil; seçici tutma malzemeleri (sorbent), proses tasarımı ve ekonomik parametreler iyileştikçe, bu konsantrasyonların ticari açıdan anlamlı bir üretime dönüşüp dönüşemeyeceği.

DLE teknolojisi neden “daha düşük ayak izi” vaat ediyor?

Batı Anadolu DLE pilot çalışmaları bağlamında doğrudan lityum ekstraksiyonu ve çevresel ayak izi karşılaştırması
DLE, klasik madenciliğe kıyasla daha düşük arazi ayak izi potansiyeliyle öne çıkıyor.

Klasik lityum madenciliği, özellikle tuzlu göl sahalarında yüksek su kullanımı ve geniş alan kaplayan buharlaştırma havuzları nedeniyle eleştiriliyor. Jeotermal brinden DLE yaklaşımı ise ek bir açık ocak veya devasa yüzey tesisleri gerektirmediği için, prensipte daha düşük arazi ayak izi ve daha kontrollü su döngüsü vaat ediyor.

Bununla birlikte DLE proseslerinde kullanılan kimyasalların yönetimi, sorbent ömrü, atık akışları ve ek enerji tüketimi gibi başlıklar dünya genelinde hâlâ iyileştirilen alanlar. Bu nedenle “çevresel yük yaratmıyor” yerine, klasik madenciliğe kıyasla daha düşük ayak izi potansiyeli gibi ölçülü bir çerçeve daha doğru kabul ediliyor.

Türkiye’de çalışmaların ekseni: Akademi, envanter ve mini pilotlar

Batı Anadolu DLE pilot çalışmaları ve jeotermal akışkandan lityum geri kazanımı için Türkiye’de Ar Ge çalışmaları
Türkiye’de jeotermalden lityum geri kazanımı, akademi ve sektör iş birliğiyle pilot ölçeğe taşınmaya çalışılıyor.

Türkiye’de jeotermal akışkandan lityum geri kazanımına ilişkin çalışmalar, ağırlıklı olarak akademik araştırmalar, jeokimyasal envanter ve mini pilot denemeler hattında ilerliyor. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) gibi kurumlarda, jeotermal brinden lityum geri kazanımına yönelik adsorpsiyon temelli araştırmaların yürütüldüğü biliniyor.

Sektör tarafında ise JESDER, lityumun yanı sıra germanyum ve benzeri elementler için de jeotermal akışkan envanteri ve fizibilite çalışmalarının gündemde olduğunu; uluslararası iş birlikleriyle teknik kapasitenin güçlendirildiğini ifade ediyor. Bu çerçeve, 2026–2027 dönemini Türkiye açısından “pilot sonuçların ve ticari fizibilitenin netleşmeye başlayacağı” bir eşik haline getiriyor.

Jeotermalden lityum senaryosu Türkiye için ne ifade edebilir?

Elektrikli araçlar ve enerji depolama sistemleri büyüdükçe, lityum arz güvenliği daha stratejik bir başlık haline geliyor. Türkiye’nin jeotermal ölçeği, doğru teknoloji ve ekonomik koşullar oluşursa, jeotermal santrallerin gelir modelini elektrik + ısı + mineral yaklaşımıyla çeşitlendirme potansiyeli taşıyor.

Bugünkü tablo ise net: Türkiye’de jeotermal lityum konusunda güçlü bir gündem, Ar-Ge ve pilot hattı var; ancak ticari üretim tarafı henüz potansiyel ve doğrulama aşamasında. Bu nedenle konu, Batı Anadolu’da enerji ve kritik minerallerin kesiştiği en önemli izleme alanlarından biri olarak öne çıkıyor.

Okura soru

Sizce Türkiye’de jeotermalden lityum geri kazanımı, JES’ler için gerçek bir ikinci gelir hattına dönüşebilir mi, yoksa maliyet ve çevresel yönetim başlıkları süreci yavaşlatır mı?

İlgili Haberler


Bir Cevap Bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz