ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta yaptığı açıklamada Grönland için “gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesi” oluştuğunu söyleyerek Avrupa’ya yönelik tarife tehdidini askıya aldı. Satın alma ve güç kullanımı masadan kalkarken, Arktik güvenliği ve kritik minerallerde ABD’nin daha fazla söz hakkı arayışı müzakere başlığına dönüştü.
Hızlı bakış
- Trump, Grönland için “gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesi” oluştuğunu söyleyerek Avrupa’ya yönelik tarife tehdidini askıya aldı.
- Çerçevenin ayrıntıları kamuya açık bir metinle netleşmiş değil; güvenlik, üsler ve Arktik savunma gündemi öne çıkıyor.
- Şu aşamada imzalı bir kritik mineraller anlaşması, EXIM kredi paketi veya lisans iptali gibi somut adımlar teyitli değil.
- Müzakerelerin kritik ekseni, ABD’nin Grönland’daki mineral yatırımlarında daha güçlü söz hakkı arayışı ve Çin’in dışlanması hedefi.
- Gelişmeler, rekabetin maden sahasından çok işleme kapasitesi ve tedarik zinciri mimarisine kaydığı “işlemek nadirdir” tezini güçlendiriyor.
Davos mesajı: Tarife tehdidi geri çekildi, “çerçeve” ilan edildi

Trump, Davos’ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Grönland ve aslında tüm Arktik bölgesi için gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk” diyerek, 1 Şubat’ta devreye gireceğini söylediği Avrupa tarifelerini askıya aldığını duyurdu.
Bu açıklama, son günlerde yükselen “Grönland krizi” tansiyonunu kısa vadede düşürürken, çerçevenin içeriği ve kapsamı hakkında kamuya açık net bir metin sunulmaması nedeniyle belirsizliği de beraberinde getiriyor.
Çerçevenin içeriği: Güvenlik, üsler ve Arktik ortak savunma başlıkları

Mevcut haber akışına göre çerçevenin detayları henüz kesinleşmiş değil. Ancak müzakere gündeminin NATO çerçevesinde Arktik güvenliğin güçlendirilmesi, üsler, enerji üretimi ve füze savunması gibi başlıklara uzandığı anlaşılıyor.
Danimarka tarafı, Grönland üzerindeki egemenliğin “kırmızı çizgi” olduğunu vurgularken, Trump da “uzun vadeli” bir düzenleme hedefinden söz ediyor. Bu tablo, “satın alma” yerine güvenlik ve tedarik zinciri üzerinden kurulan bir kontrol arayışına işaret ediyor.
Ne yok: İmzalı pakt, EXIM kredisi ve lisans iptali iddiaları teyitli değil
Bugün itibarıyla teyitli kaynaklarda ABD, Danimarka ve Grönland arasında imzalanmış bir “kritik mineraller güvenlik paktı”na dair kamuya açık bir anlaşma kaydı bulunmuyor.
Ayrıca Kvanefjeld veya Tanbreez sahalarının “ABD korumasına girdiği”, ABD EXIM Bankası’nın “3 milyar dolarlık şartlı kredi paketi” ilan ettiği ya da Çinli şirketlerin lisanslarını fiilen askıya alan yeni bir anlaşma maddesi üretildiği yönündeki iddialar mevcut haberlerle doğrulanmış değil.
Bu aşamada ortada olan, Trump’ın tarifeleri askıya alırken ilan ettiği bir “müzakere niyeti ve çerçevesi”; somut şartların ise Danimarka, Grönland ve ABD arasında sürecek görüşmelerle şekillenmesi bekleniyor.
Asıl kritik başlık: Mineral yatırımlarında “öncelik hakkı” ve Çin’i dışlama hedefi

Müzakere hattında öne çıkan en kritik unsur, ABD’nin Grönland’daki mineral yatırımlarında “right of first refusal” olarak anılan, veto benzeri bir öncelik hakkı elde etmesi fikrinin dolaşımda olması. Bu, sahadan çok sermaye ve yatırım akışı üzerinden kontrol kurmaya dönük bir yaklaşım.
Trump’ın “mineral haklarında rol alacağız” yönündeki beyanları da bu çerçeveyi destekliyor. NATO tarafının mesajı ise görüşmelerin hedefini “Rusya ve Çin’in Grönland’da ekonomik ya da askeri bir ayak kazanmasını engellemek” olarak özetliyor.
Dünkü “işlemek nadirdir” yazımızın devamı: Maden değil, işleme ve tedarik mimarisi
Yeşil Haber’de dün yayımladığımız “Nadir olan maden değil, onu işleyen teknoloji” yaklaşımı, bugün Grönland üzerinden şekillenen çerçeveyi anlamak için güçlü bir mercek sunuyor. Rekabetin maden sahasından çok ayrıştırma, rafinasyon ve mıknatıs üretimi gibi orta akış kapasitelere kaydığı vurgusu, bu müzakere hattında yeniden görünür hale geldi.
Satın alma fikrinin geri plana çekilmesi, stratejik hedeften vazgeçildiği anlamına gelmiyor. Daha olası okuma şu: ABD, kritik minerallerde “katma değer nerede kalacak” sorusunu, güvenlik ve yatırım veto mekanizmalarıyla birlikte masaya koyuyor.
Yeşil ekonomi açısından not: Arktik güvenliği ile tedarik zinciri aynı pakette

Bu gelişme, enerji dönüşümünün “yeşil ekonomi” tarafında kritik bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Kritik mineraller, sadece bir madencilik başlığı değil; sanayi, teknoloji, savunma ve enerji arz güvenliğini aynı anda etkileyen bir tedarik mimarisi meselesi.
Önümüzdeki dönemde başlıkların “anlaşma imzalandı” dilinden çok “çerçevenin hangi maddelere döküleceği” sorusu etrafında şekillenmesi bekleniyor. Bu nedenle takip edilmesi gereken asıl gösterge, sahadaki maden ruhsatlarından çok, işleme kapasitesi, yatırım şartları ve tedarik sözleşmelerinin nasıl kurgulanacağı olacak.
Okura soru
Sizce bu “çerçeve” somut bir tedarik ve yatırım düzenlemesine dönüşür mü, yoksa yeni bir tarife pazarlığının aracı olarak mı kalır?
İlgili haberler
- Trump’tan kritik minerallerde yeni doktrin: “Nadir olan maden değil, onu işleyen teknoloji”
- Çin’den Trump tarifelerine sert misilleme – Nadir toprak ve teknoloji kozları masada
- ABD ile Ukrayna kritik maden anlaşması: Küresel etkiler ve Türkiye bağlantısı
- 694 milyon ton Beylikova nadir toprak ve işleme teknolojisi
- Türkiye’nin nadir toprak stratejisi: Küresel etkileri ve yol haritası
- Trump Çin’e yüzde 100 tarife ile yeşil tedarik zincirini sarsıyor
View this post on Instagram

















