AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nda (SKDM/CBAM) 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin rejim devrede. Yeni bir mevzuat duyurusu yok; ancak karbon maliyeti artık ihracat fiyatlaması ve pazar erişimi üzerinde doğrudan belirleyici.
Hızlı bakış
- SKDM/CBAM, 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin rejime geçti ve karbon maliyeti AB pazarında fiyatlamanın doğrudan bir bileşeni haline geldi.
- Son günlerde kapsam genişlemesi veya metodoloji değişikliği duyurulmasa da, AB alıcıları 2026 kontratlarında doğrulanmış emisyon verisini seçim kriterine dönüştürüyor.
- Çelikte 2,0–2,2 tCO₂/ton bandı, EU ETS fiyatına bağlı olarak ton başına 140–198 euro aralığında maliyet baskısı yaratabiliyor.
- Çimentoda klinker oranı ve yakıt karması, alüminyumda elektriğin karbon yoğunluğu SKDM maruziyetini belirleyen ana değişkenler olarak öne çıkıyor.
- Türkiye’de veri kalitesi, doğrulama kapasitesi ve karbon maliyetinin fiyatlama modellerine entegrasyonu 2026–2027 döneminde kritik zayıf halka olmaya devam ediyor.
Bu metnin amacı: Yeni bir haber değil, Şubat 2026 kalibrasyonu
Yeşil Haber son iki yılda SKDM’nin geçiş dönemi raporlaması, kapsam, teknik uygulama tartışmaları ve 2026 mali faza geçiş başlıklarında birden fazla içerik üretmiş durumda. Bu nedenle bu yazı, aynı bilgileri yeniden anlatmak için değil; Şubat 2026 itibarıyla “şu anda nerede duruyoruz?” sorusuna yanıt vermek için kurgulandı. (Arka plan için ve geçiş dönemi için)
Kalibrasyon mesajı net: Son günlerde SKDM’de sektör kapsamında genişleme, teslim takviminde yeni bir değişiklik ya da gömülü emisyon hesaplama metodolojisinde köklü bir revizyon duyurulmuş değil. Buna rağmen 2026 itibarıyla mekanizma, raporlama disiplini olmaktan çıkarak rekabetçilik filtresi gibi çalışmaya başladı. Yani kâğıt üzerinde değişen az, bilançoda değişen çok.
Geçişten kesin rejime: 1 Ocak 2026’da fiilen ne değişti?
SKDM’nin Ekim 2023–Aralık 2025 arasındaki geçiş döneminde yükümlülük, belirli sektörlerde AB’ye ithal edilen ürünlerin gömülü emisyonlarının düzenli raporlanmasıydı. 1 Ocak 2026 itibarıyla ise kesin rejim devreye girdi ve sistem, raporlamanın yanına sertifika temelli mali yüküm ekledi.
Bu aşamada AB’deki yetkili SKDM beyan sahipleri, kapsamdaki ürünlerin gömülü emisyonlarını raporlayıp bunlara karşılık gelen SKDM sertifikalarını edinmek ve yıllık beyan dönemlerinde teslim etmek zorunda. Bu yazının odağı “takvim ayrıntısı” değil; takvimin fiilen nasıl bir ticari davranış değişikliği yarattığı. Çünkü piyasa, takvim tamamlanmadan önce bile fiyatlama ve tedarik zinciri kararlarını değiştirmeye başlar.
Sertifika fiyatının EU ETS karbon fiyatına endeksli olması, mekanizmayı teknik bir uyum başlığından çıkardı. Karbon yoğunluğu, artık sadece raporlanan bir veri değil; doğrudan para birimiyle ifade edilen bir maliyet değişkeni.
Yeni bir karar yok, ama finansal saat çalışıyor: Şubat 2026 gerçeği
SKDM cephesinde “son bir haftada yeni bir karar” beklentisi, sektörel genişleme ya da metodoloji değişikliği gibi manşetlere dayanabilir. Şubat 2026 itibarıyla bu tür bir değişim sinyali yok. Kapsam çizgisi korunuyor ve sistem, 2026’da ithal edilen ürünler için 2027’de başlayacak ilk yıllık teslim sürecine doğru ilerliyor. (Takvim ve kritik eşikler için)
Ancak mevzuat stabil kalsa bile piyasa davranışı stabil kalmıyor. AB alıcıları ve ithalatçıları, gömülü emisyon riskini artık “gelecek yıl bakarız” diye ertelemiyor; 2026 için kontrat koşullarında karbon maliyetini, veri kalitesini ve doğrulama kabiliyetini tedarikçi seçim kriterine dönüştürüyor. Bu, mevzuat değişmeden rekabet şartlarının değişmesi anlamına geliyor.
Bu nedenle bu yazı, “yeni bir Komisyon kararı” aramak yerine şu soruyu soruyor: Mevzuat aynı kalırken, kimlerin maliyeti yönetilebilir, kimlerin maliyeti yıkıcı hale geliyor?
Finansal maruziyetin dili: SKDM maliyeti artık ton başına hesap
SKDM’nin en kritik etkisi, karbon yoğunluğunu “soyut bir puan” olmaktan çıkarıp ton başına euro maliyeti şeklinde görünür hale getirmesi. Bu görünürlük, özellikle marjla çalışan ihracat sektörlerinde, fiyatlama ve pazar erişimi üzerinde sert bir baskı üretiyor.
Bu noktada iki değişken belirleyici: (1) ürünün gömülü emisyon yoğunluğu, (2) EU ETS karbon fiyat seviyesi. Bu iki değişkenin çarpımı, SKDM maruziyetinin büyüklük sınırlarını verir. Bunu “matematik dersi” gibi değil, yönetim kurulu seviyesinde karar desteği gibi okumak gerekir.
Örnek senaryo: Türk çeliği için 2026 aralığı

Basit bir senaryoyla ilerleyelim. AB’ye ihraç edilen sıcak haddelenmiş yassı çelikte gömülü emisyon yoğunluğu 2,0–2,2 tCO₂/ton bandında olsun. Bu aralık, entegre yüksek fırın bazlı üretimde sık görülen bir büyüklük düzeyini temsil eder.
EU ETS fiyatı 70 euro/t senaryosunda, SKDM maruziyeti ton başına yaklaşık 140–154 euro bandına gelir. Fiyat 90 euro/t senaryosunda ise aynı yoğunlukla ton başına 180–198 euro bandına yaklaşır. Bu büyüklük, pek çok ihracat segmentinde “marjla birlikte hareket eden” bir kalem değil; marjı silen bir kalem haline gelebilir.
Buradaki asıl mesaj, tek bir fiyat noktasına kilitlenmek değil; karar vericinin şu gerçeği görmesidir: Emisyon yoğunluğu yüksek kaldıkça, karbon fiyatındaki her 10 euro artışın ton başına maliyete etkisi hızla büyür. Bu nedenle çelikte rekabet, artan oranda “düşük emisyon sınıfı”na girme kabiliyeti üzerinden kuruluyor. (Sektörel dönüşüm örneği için)
Çeliğin içindeki fark: Yoğunluğu düşüren tesis, pazarı kaybetmeyebilir
Aynı ürün için gömülü emisyon yoğunluğunun 1,3 tCO₂/ton seviyesine çekildiği bir durumda, 90 euro/t fiyat senaryosunda ton başına maliyet yaklaşık 117 euro olur. Bu fark, “küçük bir optimizasyon” değil; pazarda kalma ihtimalini değiştiren bir farktır.
Bu nedenle 2026 itibarıyla SKDM, yalnızca raporlama uyumu değil; üretim rotası, yakıt karması, elektrik tedarik stratejisi ve proses verimliliği gibi unsurları bir araya getiren maliyet mühendisliği alanına dönüşmüş durumda.
Çimentoda maruziyetin kaynağı: Klinker oranı ve yakıt karması

Çimento sektöründe riskin çekirdeği, klinker oranının yüksekliği ve fosil yakıt ağırlığıdır. Klinker faktörü yüksek kaldıkça gömülü emisyon yukarı çıkıyor ve SKDM maliyeti, ton başına ihracat gelirine oranla daha ağır hissediliyor.
Örnek bir band düşünelim: Çimentoda gömülü emisyon yoğunluğu 0,6–0,9 tCO₂/ton aralığında olduğunda, EU ETS 70 euro/t senaryosu ton başına 42–63 euro maliyete; 90 euro/t senaryosu ise 54–81 euro maliyete karşılık gelebilir. Çimento ihracatında lojistik ve fiyat rekabeti zaten sert olduğu için, bu maliyet “ek bir kalem” gibi değil, pazar seçimini değiştiren bir baskı gibi çalışabilir.
Bu nedenle çimentoda SKDM yönetimi, yalnızca raporlama değil; alternatif yakıt payı, enerjide verimlilik, klinker azaltımı ve düşük karbonlu bağlayıcı yaklaşımları gibi süreç değişikliklerinin hızına bağlı hale geliyor.
Alüminyumda kritik değişken: Elektriğin karbon yoğunluğu

Alüminyumda tablo, prosesin doğası gereği enerji yoğun olduğu için elektrik kaynaklı emisyonlara hassastır. Bu, iki farklı sonuca yol açabilir. Birincisi, elektriğin karbon yoğunluğu yüksekse maliyet yukarıda kalır. İkincisi, düşük karbonlu elektrik tedariği yapılabiliyorsa, SKDM altında nispi avantaj doğabilir.
Örnek bir bandla düşünelim: Alüminyum için gömülü emisyon 6–10 tCO₂/ton bandında olursa, EU ETS 70 euro/t senaryosu ton başına 420–700 euro, 90 euro/t senaryosu ton başına 540–900 euro maruziyet yaratır. Bu, alüminyumda “karbon sınıfının” fiyata etkisinin ne kadar keskin olabileceğini gösterir.
Bu nedenle alüminyumda en kritik strateji, yenilenebilir elektrik tedariği, uzun vadeli PPA modelleri ve enerji verimliliği yatırımlarıyla emisyon sınıfını düşürmektir. “Avantajlı sektör” ifadesi, mutlak rahatlık değil; doğru elektrik stratejisi kuranlar için göreli konum anlamına gelir.
Türkiye’nin sektör bazlı maruziyeti: Aynı mekanizma, farklı kırılganlıklar
Türkiye’nin SKDM maruziyeti sektörler arasında homojen değil. Çelikte üretim rotası ve yüksek fırın bağımlılığı; çimentoda klinker ve yakıt karması; alüminyumda elektrik tedariğinin karbon yoğunluğu belirleyici. Bu, “tek bir ulusal cevap” yerine sektör odaklı mikro stratejilerin gerekliliğini gösteriyor.
Makro düzeyde SKDM, ekonominin geneline yayılan tek parça bir şok olmaktan çok, belirli sektörlerde yoğunlaşan bir rekabet sınavı olarak okunmalı. Bu okuma, hem kamu tarafında hem de şirketlerde sermaye tahsis kararlarını daha rasyonel hale getirir.
Veri, doğrulama ve fiyatlama: 2026’da zayıf halkalar nerede?

2024–2025 döneminde tesisler raporlama pratiklerine alıştı; ancak 2026 itibarıyla oyunun zor kısmı başlıyor. Çünkü veri kalitesi ve doğrulama kapasitesi, yalnızca uyum için değil; alıcı güveni ve fiyat pazarlığı için de belirleyici hale geliyor.
Türkiye’de sık görülen zayıf halkalar şu başlıklarda toplanabilir: tesis bazlı veri setlerinde tutarlılık sorunu, doğrulama kapasitesinde sınırlar ve karbon maliyetinin fiyatlama modeline sistematik şekilde entegre edilmemesi. Bu üç başlık birlikte çalıştığında, risk “rapor gecikmesi” değil; pazar erişimi kaybı riskine dönüşebilir.
Bir diğer kritik nokta, şirketlerin karbon fiyatı için tek bir senaryoya dayanması. EU ETS fiyatı düşükken rahatlamak, yukarı oynaklık geldiğinde geç kalmak demektir. 70–120 euro/t bandında stres testi yapmayan şirket, 2026–2027 döneminde nakit akışı ve marj tarafında sürpriz yaşayabilir. (Veri ve raporlama altyapısı tartışması için ve operasyonel hatırlatma için)
2026–2027 risk penceresi: Serbest tahsislerin azalması ve tedarikçi segmentasyonu
SKDM’nin etkisi, EU ETS reformunun serbest tahsisleri kademeli azaltan yapısıyla birlikte zaman içinde daha da sertleşebilir. Bu süreç, hem AB içindeki maliyet dengesini değiştirir hem de dışarıdan gelen ürünlerde “karbon sınıfı” ayrımını daha görünür hale getirir.
Bu nedenle 2026–2027 dönemi, bir takvim maddesi olmaktan çok, sıkışma penceresi olarak okunmalı. Bu pencerede üç risk patikası görünür hale gelir: erken uyumla stabil kalanlar, marj sıkışmasıyla zorlananlar ve tedarikçi segmentasyonuyla pazarda aşağı sınıfa itilenler.
Segmentasyon, teorik bir kavram değil; AB alıcısının tedarikçiyi “düşük karbon sınıfı” ve “yüksek karbon sınıfı” diye ayırması demektir. Bu ayrım başladığında, fiyat pazarlığı da veri kalitesi ve doğrulanmış emisyon üzerinden kurulur. (Metodoloji ve denetim sinyalleri için)
Türkiye’nin stratejik yanıtı: Uyum refleksinden rekabetçilik stratejisine geçiş

SKDM’yi yalnızca “uyum yükümlülüğü” gibi okumak, 2026 itibarıyla en büyük stratejik hatalardan biri haline geliyor. Mekanizma, fiilen rekabetçilik filtresi ve sermaye sinyali gibi çalışıyor. Yani yatırım kararlarını, enerji tedariğini ve proses modernizasyonunu yönlendiren bir dış basınç üretiyor.
Bu çerçevede şirketler için pratik bir strateji seti, üç eksende toplanır. Birinci eksen, tesis bazlı emisyonun yeniden hesaplanması ve veri kalitesinin standartlaştırılmasıdır. İkinci eksen, bağımsız doğrulama kabiliyetinin güçlendirilmesidir. Üçüncü eksen ise karbon maliyetinin fiyatlama modeline entegre edilmesi ve 70–120 euro/t bandında stres testlerinin rutine bağlanmasıdır.
Çelik, çimento ve alüminyum için ortak payda, yenilenebilir elektrik tedariği ve elektrifikasyon yatırımlarının hızıdır. Bu adımlar sadece uyum için değil; 2026–2027 döneminde pazar erişimi ve marj dayanıklılığı için gereklidir.
Şubat 2026 sonucu: Mevzuat sabit, rekabet dinamiği değişti
Şubat 2026 itibarıyla SKDM’de “son günlerde yeni bir karar” yok. Ancak bu, riskin azaldığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, riskin şekli değişti: raporlama baskısından maliyet baskısına, teknik uyumdan pazar erişimine kaydı.
Bu nedenle bu metin, yeni bir duyuru haberi değil; mevcut rejimde rekabet haritasının nasıl yeniden çizildiğini gösteren bir durum kalibrasyonudur. Kâğıt üzerinde değişen az; bilançoda değişen çok.
İlgili haberler
- AB karbon sınır mekanizması 2026’da mali yükümlülük dönemi
- CBAM 2026’ya hazırlanıyor: Sızan taslaklar denetimi dijitalleştirirken maliyeti sertleştiriyor
- CBAM 2026 karbon verisi yükümlülüğü ihracatçıyı zorluyor
- SKDM raporlama uyarısı: 31 Ocak son gün, gerçek veri öne çıkıyor
- SKDM sonrası karbon maliyeti finansal risk yönetimine taşınıyor: SEKA–StoneX iş birliği
- SKDM 2026 baskısı yeşil çelikte DRI ve yeşil hidrojen rotası
- CBAM 2026 çimentoda veri doğrulama ve dönüşüm eşiği
- AB Omnibus iklim raporlamasında veri açığı uyarısı
- SKDM 2026’da sanayiciye karbon faturası getirdi
- AB sürdürülebilirlik kuralları, CBAM tartışmaları ve rekabetçilik gerilimi

















